Suriye'de neler oluyor?

...Kara yaşmaklı kadın / her sabah dul olduğunu fısıldar/ ölüm yüzlü aynalara...

GÜNCEL
Pazartesi, 21 Ocak 2013 (13 yıl 9 ay önce)

10 soruda Suriye'de neler oluyor ve antiemperyalizm hakkında


Adil Okay

“Savaş ve Kadın
sel suları çekildi
enkaza döndü kent
postmodern yağmayı
bitirince silah tüccarları
akbabalar indi affaraya
barış çubuğunda marihuana

ıı
kara yaşmaklı kadın
her sabah dul olduğunu fısıldar
ölüm yüzlü aynalara
sonra da yıkanır ağda yapar
temiz gitsin diye allaha

ııı
sel suları çekildi
geriye çocuk çığlıkları kaldı
ve pak kadınlar…
”ii

1- KONUYA 2 GAZETE HABERİYLE BAŞLAMAK İSTİYORUM:
a) ABD 2012 yılı itibariyle silah satışlarını ikiye katladığını açıkladı.
b) 3 ayrı uluslararası emperyalist tekelin yıllık bütçesi, 10 ülkenin bütçesinden fazla. Fransa’nın Total, ABD'nin Walmart ile IBM şirketinin yıllık karı Azerbaycan’ın ve İran’ın cirosundan fazla. Libya’nın işgalinden sonra Fransız petrol devi Total, Libya’da 1 trilyon dolar kâr getirecek anlaşmaya imza attı.

2- SURİYE’Yİ İŞGAL ETME GİRİŞİMLERİNİN ARKA PLANINDA, Walmart ve Total gibi çokuluslu emperyalist tekellerin pazar kavgası vardır. Kapitalizm, insanları, havayı, suyu, denizleri, nehirleri, gölleri, ağaçları kâr daha çok kâr için telef etmektedir. El Kaide’nin (veya Türkiye’de MHP’nin) anti-ABD'ciliği de, anti-emperyalizm değildir. Zira bu zihniyet “benim savaşım iyidir” diye bir kapitalist ülkeye karşı, diğerini desteklemektedir. 1914’te emperyalistler arası savaşta taraf olup Anadolu halkını kırdıran Enver Paşa örneği unutulmamalıdır. Hatırlayınız 1. Dünya Savaşı'nın başlangıcında Osmanlı saldırıya uğramamış, tersine ilk saldırıyı (Almanların safında ve hatta Alman generallerin komutasında) başlatan ülkeler arasında yer almıştır. Dolayısıyla dünyayı daha çok kâr için kuraklaştıran- savaşları körükleyen mali sermayeye, daha açık ifadeyle kapitalizme karşı olunmadan anti- emperyalist olunamaz.



3- “MİLLİ ÇIKARLAR VE DEMOKRASİ İHRACI” denilen argüman safsatadan ibarettir. “Demokrasi ihracı” tezi bilime aykırıdır. Demokrasiyi, ihtiyacı olan ve ihtiyacın “bilincinde olan” o ülke halkları mücadele sonucu inşa eder. NATO adlı savaş örgütüne girip Kore Savaşı'nda Türk askerlerinin kırdırılması ulusal çıkarın gereği değildir. Cezayir’in bağımsızlığı için BM’de yapılan oylamada Fransa’nın safında yer alma onursuzluğu, ulusal çıkarlarımızın gereği değildir. Malatya Kürecik'e kurulan radar kalkanı, ulusal çıkarların gereği değildir. Dolayısıyla, Suriye’nin iç dinamiklerine dışarıdan yapılan müdahalelerin, AKP Hükümeti'nin yaptıklarının “demokrasi ihracı”yla ve/veya “ulusal çıkar”larımızla ilgisi yoktur. Hatta ve hatta mülteci kamplarında muhalefeti silahlandırmak-askeri olarak eğitmek uluslar arası hukuk kurallarına da aykırıdır.

4- BİR NOT DA TÜRKİYE’YE SIĞINAN MÜLTECİLER HAKKINDA: Uzun yıllar siyasi mülteci olarak yaşayan bir insan olarak empati yapıyor ve Türkiye’ye sığınanların tümüne düşmanca yaklaşmamak gerektiğini düşünüyorum. Zira Suriyeli sığınmacılar homojen bir grup değil. İçlerinde aranan haydutlar, paralı askerler, silahlı eğitim amacıyla gelen, Türkiye’yi üs/lojistik merkez olarak kullanan “El Kaide, El Nusra, Cindi Resul” ve benzeri gerici gruplar olmasının yanı sıra, yoksulluk ve savaş mağduru insanlar olduğu da bir gerçek. Kanımca büyük çoğunluk bu kategoride. Malum savaşta sınıf farkı daha fazla açığa çıkıyor. Mülksüzler, bırakın Avrupa’ya uçmayı pasaport çıkaracak parayı bile bulamıyorlar. Dünyanın değişik bölgelerinde her ay bir mülteci teknesi batıyor ve onlarca insan ölüyor. O, ölen insanların büyük çoğunluğu ekonomik mültecidir. Onların “umuda yolculukta” ölmelerinin nedeni de kapitalizmin ürettiği yoksulluktur, savaşlardır. Dolayısıyla “hepimiz bir gün mülteci olabiliriz” diye düşünüp empati yapmak ve o açlık sınırında “yanlış kapılarda” çözüm arayan insanları anlamak ve onları şeriatçı muhaliflerden ayrı değerlendirmek gerekir. Hepsini aynı kategoriye sokmak, “yüzbinlerce insan rejim karşıtı, hepsi de bize sığınmak istiyor” diyen AKP hükümetinin savaş propagandasını onaylamak anlamına gelir.

Suriye krizi başlamadan önce Türkiye’de çoğunluğu Afgan, Irak’lı, Somali’li ve İran’lı 30 bin kadar mülteci vardı. Ancak onlar, Suriyeli mültecilere tanınan imkânlara sahip olamayıp, “başınızın çaresine bakın” denilerek sokakta bırakılmışlardı. Türkiye’nin değişik kentlerinde iskâna zorlanan ve halen “karton kutuları yatak yapıp” yaşamaya çalışan mültecilerin sayısı az değil. Yine 23 Kasım 2012’de, Suriye’nin Resulayn bölgesinde yaşayan (Kürtçe Serêkaniyê) 3 bin Kürdün, Türkiye’ye iltica etmek için sınırda bekletildiğini basından öğreniyoruz. İşte asıl sorulması gereken soru: “Neden Suriyeli Sünni Arap kökenliler açık kollarla karşılanıp kamplara yerleştiriliyor da, başka ülkelerden gelen mülteciler karton kutularda yatıyor veya iltica etmek isteyen Kürtler sınırda bekletiliyor” olmalıdır.

5- SURİYE’DE REJİM: 12 Eylül faşist darbesinden sonra, kaçak yollarla geçtiğimiz Suriye bizi kucaklamış ve Lübnan Filistin kamplarına geçişimize engel olmamıştı. Benim gibi binlerce Türkiyeli devrimci bu ülkede -geçici de olsa- barınabildiler. Elbette o zaman da Suriye’deki “Baasçı otokratik” rejim eleştirilmekteydi. Bugün de eleştirilmelidir. Örneğin; Suriye’de doğup büyüyen 200 binden fazla Kürde kimlik dahi verilmemesi, muhalif yazar ve aydınların gördüğü baskı, uygulanan çarpık kapitalizm sonucu katmerleşen sömürü ve diğer adaletsizlikler... Bunlar, kısmi iyileştirmelere rağmen Beşir Esad iktidarında da devam etti. Tabii Suriye’yi eleştirmekle birlikte şunu da unutmamak gerekiyor: Tarihinde “Dersim”, “12 Eylül”, “17 bin fail-i meçhul”, “Roboski” ve diğer katliam ve insan haksızlıkları olan Türkiye, demokrasi dersi verecek durumda değildir. Bugün ülke, AKP eliyle yine 12 Eylül karanlığına gömülmüş durumda. Ayrıca Suriye’de eksikliklerine rağmen görece laik bir rejim var. Kadın hakları, yetersiz de olsa var ve bugün hâlâ ortaçağ karanlığı yaşayan Suudi Arabistan’dan, Bahreyn’den, Katar’dan çok daha ileride. Velev ki “demokrasi ihracı” mümkün olsun ve BM’in yaptırım gücü olsun: Suriye’den çok önce, ilk sırada Suudi Arabistan gelir, Katar ve Bahreyn gelir, BM kararlarını kaile almayan işgalci Siyonist İsrail gelir.



6- BİZ HATAYLI YAZAR, ŞAİR VE SANATÇILARIN TAVRI: Suriye, emperyalistlerin oyunuyla karışmaya başlayınca, 11 Nisan 2012’de (araştırmacı-yazar Müslüm Kabadayı’nın girişimiyle) bir grup Hataylı sanatçı-aydın olarak ortak bir deklarasyon yayınlamıştık. Yaptığımız açıklamanın bir bölümünü paylaşıyorum:
Kültür komşuluğumuz kadar, bölgemizin geleceğinin barış ve güven ortamıyla belirlenmesinde ortak değerlerimizin bulunduğu Suriye’ye, her türlü dış müdahalenin yapılmasına ve savaş kışkırtıcılığına cepheden karşıyız. Suriye halkı, toplumsal ve kültürel sorunlarını kendisi çözecek kadar deneyim biriktirmiş olup biz Türkiyeli sanatçılar olarak, onların sorunlarının iç dinamiklerin çalışmasıyla çözülmesinden yana olduğumuzu açıkça ilan ederiz. Bu çerçevede Hatay’ımızın topraklarının, Suriye halkının iç savaşa sürüklenmesine, kamu değerlerinin yok edilmesine yol açacak biçimde kullanılmasına da cepheden karşıyız. İnsani yardımlar dışında, topraklarımızın üs olarak kullanılmasına vesile olanları, ülkelerimiz ve halklarımız arasında düşmanlık tohumları ektikleri için, tarihin affetmeyeceğini vurgulamak istiyoruz.” iii
7- MENDERES DÖNEMİNDE SURİYE’YE SALDIRI GİRİŞİMİ: Türkiye bugün giriştiği tehlikeli maceraya, 1950’lerde de girişmişti. Mısır’ın Süveyş Kanalı'nı millileştirmesi üzerine, Menderes Hükümeti Mısır’a karşı, ABD’nin yanında yer almış, akabinde Irak, Türkiye, İran, Pakistan ve İngiltere arasında Bağdat Paktı kurulmuş, Suriye'ye saldırı gündeme alınmıştı. “Bu saldırıda Türkiye tetikçilik görevini üstlenmiş, Suriye'de rejim üzerinde baskı kurmak üzere sınırda askeri yığınak yapmış, tehditler savurmuştu. Suriye direnince de, rejimi devirmek üzere İngiliz gizli servisi ile CIA önderliğinde darbe girişimlerinde bulunulmuş, bunlar da başarısızlıkla sonuçlanmıştı.” 1955 yılında Menderes, Amerikan büyük Elçisi’ne şöyle diyordu: "Tehlike o kadar büyüktür ki, Suriye, ABD’nin bölgedeki prestijini yok etme amacıyla tehlikeli ve açık bir şekilde meydan okumak için tereddüt etmemektedir. Uygun önlemleri alabilmek için ‘kati' karar bekliyoruz." Yani açıkça emir bekliyoruz denilmiştir. Tabii o dönemde “Arap kamuoyu ayağa kalkmış, Mısır Suriye'nin yanında olacağını ilan etmiş ve Sovyetler Birliği de devreye girmişti. Bunun üzerine ABD ile İngiltere geri çekilmek zorunda kalmıştı…”

8- KISSADAN HİSSE: Buradaki Menderes adını çıkarıp yerine Erdoğan koyun, Mısır yerine İran’ı koyun, haberin bugünü anlattığına inanabiliriz. Yani Türkiye, geçmişte de “gözlerini dolar ve kan bürümüş” devlet adamları yüzünden Suriye ile savaşın eşiğine gelmişti.

9- SURİYE LİBYA DEĞİL: Ancak gözden kaçırılan bir nokta var. Fikret Başkaya’nın altını çizdiği gibi;
Bir kere Suriye Libya değil. İkincisi Suriye’nin bölgede İran, Lübnan Hizbullah’ı, Irak gibi güvenebileceği müttefikleri var. Üçüncüsü Rusya Federasyonu ve Rusya’nın da dahil olduğu BRICS beşlisi var [Brezilya, Rusya, Hindistan, Çin ve Güney Afrika]. Bu beşli geçen 29 Martta, Yeni Delhi’deki zirvede açıkça NATOcu kampa, 'Bundan sonra oyunda biz varız dediler' ve Suriye’ye yönelik bir dış müdahaleye karşı olduklarını ilan ettiler... İkincisi, Suriye’ye saldırmak İran’a saldırmak demek, Lübnan Hizbullahı'nın anında savaşa dahil olması demek. Dolayısıyla, Suriye’yle savaş bir bölgesel savaş demek. Bölgesel savaş demek Rusya’nın da savaşa girmesi, belki Çin’in de taraf olması demek... Bu yüzden açık bir savaş yerine ülkeyi içerden çökertme planı işliyor. (…) 'Özgür Suriye ordusu' denilen bir tevatürden ibaret ve zaten ‘özgür’ de değil, olması da beklenemez. Paralı askerler, silahlar, propaganda aygıtı dışarda kotarılıyor ve dışarıdan geliyor. Aslında birer ölüm mangası olan paralı askerler bu işi ABD, NATO Avrupa’sı, Siyonist İsrail, petrol monarşileri ve Türkiye adına yapıyorlar… Aynı şey 'Suriye Ulusal Konseyi' için de geçerli. Bu örgüt ta baştan Fransa’nın gözetimi altında Paris’te peydahlandı… Bütün bunlar yapay ve Suriye toprağında kök salamamış zorlama 'örgütler'… Ortak amaç bu olsa da hepsinin kendine göre bir 'gerekçesi' var. ABD ve NATO için Esad rejimini çökertmek, İran’ın en önemli müttefikini yok etmek demek. Körfezin gerici monarşileri için seküler bir rejimi fanatik bir teokrasiyle ikâme etmek demek. El Kaide, Vahabiler ve Selefiler için başlıca amaç seküler rejimden kurtulmak demek. Siyonist İsrail için bölünmüş, parçalanmış, çökertilmiş bir Suriye, bölgedeki hegemonyasını güçlendirmek, istikrarlı bir 'düşmana' son vermek demek…
10- YAPMALI: Türkiye’deki demokratik muhalefet, Suriye’yi işgal girişimine, “gerekçeleri” ne olursa olsun, karşı çıkmalıdır. Sözümona “demokrasi” götürmek üzere Irak’a giren ABD ve müttefiklerinin 1 milyon insanın ölümüne neden olduklarını unutmamalıyız. Bize düşen görev Suriye’ye savaş açmak değil, bugün AKP iktidarında ifadesini bulan kendi ülkemizdeki siyasi gericiliğe, faşizan uygulamalara karşı mücadeleyi yükseltmektir.

Aralık 2012’de Ahmet Telli, Sibel Özbudun, Fikret Başkaya gibi yazar, şair, sanatçı ve bilim insanlarının içinde olduğu bir grup olarak, Suriye konusunda ortak bir açıklama daha yayınladık. Söz konusu açıklamanın girişi şöyleydi: “Bizler, sırtını devletlûlara yaslayıp akîl adamı oynayanlardan olmayı reddettik, reddediyoruz. Olası Suriye savaşının coğrafyamızda yol açacağı yıkımın bilincinde, AKP hükümeti eliyle sürüklenmekte olduğumuz bu kanlı serüveni elindeki her olanakla teşhir ve ona itiraz etmeye kararlı, mahallenin delileri olmak bize yetiyor.

Çünkü biliyoruz ki en azından tarih bizleri Gottfried Benn, Agnes Miegel, Rudolf Binding, Börries von Münchhausen vb. gibi Almanyada Nazizmi esinleyen ve destekleyen yazarlar ile aynı sanık sandalyesinde yargılamayacak!...
”iv

Sonsöz yerine:
1 Eylül 2012’de Yenice Barış Festivali'nde yaptığım konuşmanın sonunda vurguladığım gibi; diliyorum ki halkların dayanışması, Suriye üzerinde denenen emperyalist oyunu bozar ve dünya yeniden Irak’ta yaşandığı gibi yüzbinlerce sivilin ölümüne tanık olmaz. Kadim kentim Antakya’da yaşayan halklar, egemenlerin kışkırtmaları sonucu mezhep gerilimi yaşamaz, provokasyonlar boşa çıkar, Suriye de kendi iç dinamiği ile demokratikleşir… akan kan durur.

* Not: Fikret Başkaya, Haluk Gerger ile Temel Demirer’in yazılarından yararlanılmıştır.

i Harbiye Gazetesi Suriye Ozel sayisi 23. Guney Kultur Sanat Dergisi, Ekim, Kasim, Aralik 2012.
ii “Savaş ve Kadın”, Adil Okay, Eylül Kokusu, şiir, Ütopya yayınları, eylül 2012.
iii www. evrensel.net
iv http://www.adilokay.com/haber_detay.asp?haberID=568