“Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Yasa Tasarısı” Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'nce "terörist" olarak adlandırılıp listede yer alan örgütlerin ekonomik varlıklarını dondurmayı, el koymayı içeriyor
Ermeni Soykırımı, Mübadele, Varlık Vergisi… Türk tekelci burjuvazisinin gelişim sürecinin en önemli virajlarının azınlıklara ait sermaye birikiminin kanlı biçimlerde yağmalanıp talan edilmesine dayandığını biliyoruz. Şimdilerde Meclis Adalet Komisyonu’ndan geçerek önümüzdeki günlerde Genel Kurul’a gelmesi beklenen “Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Yasa Tasarısı” da aynı mantığın 21. yüzyıldaki izdüşümü oluyor.
Yasanın kılıfı da, 11 Eylül’den sonra ABD’nin isteği ile Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nce (BMGK) kabul edilen bir sözleşme oluyor. O sözleşme, BMGK’nin “terörist” listesinde yer alan örgütlerin ekonomik varlıklarını dondurmayı, el koymayı içeriyor. Bu listede, El Kaide ve Taliban var; fakat genişlemeye de müsait. Mesela Hamas’ın ya da ABD tarafından terörist ilan edilen ülkelerin girmesi ihtimal dahilinde. Türkiye şimdiye kadar bu sözleşmeyi imzalamamakta diretiyordu, keza kendisinin de desteklediği Hamas tipi örgütlerin de girme olasılığı vardı. Onca ayak sürümenin ardından sonunda sözleşmeyi imzaladı. İmzalamak ne kelime! 3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası kapsamına giren “suçlara” uyarlayarak tepe tepe kullanmayı hedefliyor!
Yasayla siyasal saldırı anlamında okun sivri ucu Kürt ulusal hareketi ve muhalif kesimlere yöneltiliyor. Çiller döneminde katliamlarla, faili meçhullerle etkisiz hale getirilmeye çalışılan Kürt sermayesinin ulusal hareketi destekleyen kesimi şimdi yasal yaptırımlarla dizginlenmeye çalışılıyor. Hem de yargı ve yasama organlarının devreden çıkarılarak tüm inisiyatifin yürütmeye yani hükümete verilmesi şeklinde. Sistemin doğal işleyişinin yaratacağı sarkmalara, sürüncemelere tahammül gösterilmiyor.
Ayrıca sadece ulusal hareket değil, sistemle şu ya da bu şekilde sürtünme yaşayan tüm kurumlar, belediyeler, sendikalar, dernekler... de hedefe çakılıyor! Kısacası yasanın siyasal saldırı okları, muhalif dinamikleri ekonomik ablukayla bunaltıp çözmeye odaklanmış! Elkonulan paranın sermayenin merkezileştirilmesinde nasıl bir meblağ yaratacağı da ayrı konu tabii.
Yasanın ekonomik ruhunu da, sermayenin el değiştirerek merkezileşmesine yasal kılıf uydurmak oluşturuyor! Yürütmenin (yani şu anda AKP’nin) işine gelmeyen şirketlerin, sermaye gruplarının birikimlerine istihbarat birimlerinin raporlarıyla elkoymanın önü açılıyor. Tüm bu olup bitenler hükümete bağlı bir idari kurulun istihbarat birimlerinden aldığı raporlara göre karar vermesine bağlı! Yani sermayenin kendi içinde de ciddi çatışmalara yol açacak bir yasa bu. Keza neoliberal soygunculuğun, rant ve talanın engelsizce yol almasının yasal ifade kazanması sözkonusu.
Bu yasa, gerek Kürt hareketine dönük “entegre siyasetin” ekonomik alanda nasıl vücut bulacağının, gerek tüm muhalif kesimlere dönük nasıl bir ceberrutluğun konuşacağının anlaşılması açısında açık bir veridir. Ayrıca burjuvazinin sermaye birikimi ihtiyacının yakıcılığını olduğu kadar, bu ihtiyacın en gözü dönmüş biçimlerde karşılacağının da açık göstergesidir. İşçi ve emekçilere dönük nasıl bir saldırganlıkla karşımıza çıkacağının da…