Türk tekelci burjuvazisinin en büyükleri, örgütlerini yönetecek başkan bulmakta zorlanıyor
Türk tekelci burjuvazisinin kadim örgütü TÜSİAD, geçenlerde (16 Ocak) kongresini yaptı. Kongrede yeni TÜSİAD yönetimi seçildi. İroniye bakın ki, TÜSİAD’ın yeni başkanı sanayici ya da bankacı değil. Sütlü tatlılar üreten bir zincirin sahibi. Çünkü Türk tekelci burjuvazisinin en büyükleri, bir zamanlar hükümetler devirip hükümetler kuran örgütlerini yönetecek başkan bulmakta zorlanıyorlar.
Eskiden TÜSİAD’a üye olabilmek bile meseleyken, şimdi kimse yönetime girmek istemiyor. TÜSİAD bu krizi aslında iki dönemdir yaşıyor. 2010 yılında yapılan bir önceki genel kurulda da başkanlık gömleğini kimse giymek istemediği için Ümit Boyner ‘mayın katırı’ olarak ikinci kez öne sürülmüştü.
TÜSİAD’ın yaşadığı bu kriz, Türk tekelci burjuvazisinin içindeki güç dengelerinin değişimi yanında, burjuvazinin sınıf olarak karakterinden ileri gelen doğal bir sonuç. “Burjuvazinin dini imanı paradır (kardır)” gerçeği yatıyor bu çaptan düşmenin temelinde.
TÜSİAD, geçmişte olduğu gibi bugün de Türkiye ekonomisinin ‘en büyük’lerini çatısı altında toplayan bir örgüt. Bu yüzden, ekonomide olduğu gibi siyasette ve sosyal yaşamda da ağırlığı ve belirleyiciliği büyüktü. Ancak ekonominin yanı sıra burjuva devletin ve toplumsal ilişkilerin yeniden yapılandığı neoliberal dönemde köprünün altından çok sular aktı. TÜSİAD’ın, ekonomide değil ama siyaset ve toplumsal yaşam üzerinde eski etki ve ağırlığı kalmadı.
Merkezinde ordunun bulunduğu geleneksel egemenlik sisteminde, TÜSİAD’ın siyaset üzerindeki rolü ve ağırlığı da dolaysız ve sonuç alıcıydı. Bundan da önemlisi, TÜSİAD’ın kuruluşuna da zemin hazırlayan yıllardaki sermaye birikim rejimi, Türkiye’deki bağımlı kapitalizmin o dönemlerdeki ihtiyaç ve öncelikleri, Türk tekelci burjuvazisinin ilk kuşak tekellerinin birleşik bir politika izlemelerini de görece daha kolay, hatta zorunlu kılıyordu. Ancak, arkasında TÜSİAD’ın da bulunduğu ve hararetle desteklediği 24 Ocak kararları ve 12 Eylül sonrasında bu dengeler ve ilişkiler farklılaştı. Bu arada kapitalizmin eşit olmayan gelişme yasası devreye girdi. 2000′li yıllara gelindiğinde, Türkiye’de kapitalizm ve burjuvazi bir bütün olarak daha fazla palazlanıp kendini aşmakla kalmamıştı; bu arada kendi içinde de, biti 12 Eylül sonrasında görece daha fazla kanlanan yeni güçler ve kesimler ortaya çıkmıştı.
Bu gelişme, bir taraftan burjuvazi içinde siyasal gücün yeniden paylaşımı talebi temelinde iktidar savaşlarını kızıştırırken, bu arada TÜSİAD’a rakip yeni sermaye örgütlenmeleri ortaya çıktı. MÜSİAD’ın yıldızı parladı; Gülen cemaati orta burjuvazi içinde de yaygın bir tabana sahip kendi sermaye örgütünü kurdu. Bunların TÜSİAD karşısındaki en önemli koz ve avantajlarından biri de siyasal gücü ele geçirmiş olmalarıydı. Eskiden TÜSİAD’ın tekelinde olan bu silahı, bu kez bunlar rakiplerini ekonomik yönden de sıkıştırıp yıpratma aracı haline getirdiler. TÜSİAD da yöneticilik bu yüzden giderek ateşten bir gömlek halini aldı. Özellikle de eski güç ve avantajlarını eski biçim ve yöntemlerle koruyup sürdürme eğiliminde olan kesimlerin temsilcileri, AKP Hükümeti’nin hışmına uğrayıp hedef haline geldiler. Boyner’den önceki TÜSİAD başkanı Arzu Yalçındağ Doğan şahsında Doğan Holding’in vergi operasyonlarıyla belinin bükülmesi, zayıflar karşısında mangalda kül bırakmayan tekelci patronların dizlerinin bağının çözülmesine yetti.
Öte yandan, TÜSİAD’da örgütlenen tekelci burjuvazi, kimi ahmakların sandığı gibi aralarında hiçbir çelişki ve çatışma olmayan yekpare bir blok zaten değildi. Sadece, TÜSİAD’ın gücünün zirvesinde olduğu yıllardan farklı olarak iniş ve çözülme sürecinde bu iç farklılıklar büyüdü, belirginleşti, gerilim ve sürtünmeler kızıştı. Eskinin geleneksel iktidar ilişkilerinin özlemi içinde olan kimi kesimler, 2000 sonrası, o da bazı siyasal konularda zaman zaman AKP Hükümeti’ne muhalif bir tutum ve görünüm sergilerken, Sabancı başta olmak üzere TÜSİAD’ın ağır toplarının birçoğu bununla taban tabana zıt bir tutumla hükümete yakın ve destekleyici bir duruş sergilediler. Buna bir de AKP-cemaat koalisyonunun iktidarlaştıkça kendisine muhalif güçleri yıldırmak üzere izlediği saldırgan politikalar eklenince, TÜSİAD’ın süngüsü düştü, TÜSİAD’daki iç çözülme hızlandı, TÜSİAD’a başkan bulmak mesele haline geldi.
Onun için, Türkiye’nin en büyük sanayi ve banka tekellerini bünyesinde barındıran yılların TÜSİAD’ı bugün kendine bula bula ancak ’sütçü’ bir başkan bulabildi.
[Alınteri'nin Şubat 2013 tarihli sayısı için hazırlanmıştır]