Sözün arkasına bakmak

CHPli Birgül Ayman Güler çok faydalı bir iş yaptı. Sadece kendi yüzünü ele vermekle kalmad...

GÜNCEL
Perşembe, 31 Ocak 2013 (13 yıl 9 ay önce)

“Türk ulusu ile Kürt milliyeti eşit değildir ve olamaz. Bunun aksini kimse bize kabul ettiremez”.

Bu ırkçı hezeyan Meclis kürsüsünden kusuldu. Hem de sözde sosyal demokrat bir partinin sözcüsü tarafından. Üstelik sonrasında da “bilimsel” bir kılıf geçirmeye çalışılarak savunulup sahiplenildi bu faşist tez.

Bu ‘bilinçli gafın’ sahibi CHPli Birgül Ayman Güler çok faydalı bir iş yaptı aslında. Sadece kendi yüzünü ele vermekle kalmadı; yanıltıcı bir görünüme sahip bir dizi ideolojik-politik olgu ve tutumun gerçekte neye denk düştüğünü ya da kolayca nelere dönüşebileceğini adeta gözlere soktu.

Özellikle Alevi emekçilerle ilerici küçük burjuva kesimler tarafından hala “sol”, en azından “demokrat” bir parti olarak görülüp kerhen de olsa desteklenmeye devam edilen CHP’den bir cacık olmayacağı gerçeği bunlar arasında belki de en önemsizi. Bu zaten gören her gözün gördüğü bir gerçek.

Birgül Ayman Güler, bilinçli -ve biraz da planlı- yapıldığı anlaşılan bu çıkışı, birinci olarak, günümüzde değişik isim ve biçimler altında kendini gösteren “ulusalcı” eğilimlerin ideolojik karakterini yansıtması yönüyle önemli.

“Ulusalcılık” genel eğilimini, sadece CHP içi ve tabanıyla sınırlı bir olgu olarak görmek yanlış olur. Bu zeminde, aralarında neredeyse nüans bile kalmamış olan CHP’nin bir kanadı, MHP ve İP çetesi ile TGB başta olmak üzere diğer yan kollar bu eğilimin öne çıkan en çıplak temsilcileri. Bunlar ayrıca bariz ırkçı faşist bir karaktere sahipler. Dolayısıyla “ulusalcılık” genel eğiliminin en sağ, düpedüz nasyonal sosyalist kutbunu oluşturuyorlar.

Ne var ki, özünü burjuva milliyetçiliğin oluşturduğu bu genel eğilim, bugünün Türkiyesi’nde daha geniş bir kapsama alanına sahip. Özellikle de toplum içinde, kent küçük burjuvazisi ve orta sınıflar arasında yaygın ve etkili. İlerici-sol güçler arasında da karşımıza bazen tek yanlı, çarpık bir anti-emperyalizm, bazen de -tabii ki Kürt sorunu söz konusu olunca- “halkların kardeşliği” ya da “sosyalist devrim” doğru sloganlarının arkasına gizlenen incelmiş bir şovenizm olarak kendini gösteriyor.

Zaten “ulusalcılık” genel eğiliminin günümüzdeki bütün tür ve çeşitleri arasındaki kesişme noktasını da bu iki temel konu (antiemperyalizm ve Kürt ulusal sorununa yaklaşım) oluşturuyor. Bu eğilim, her iki konuda da burjuva milliyetçi bir öze sahip. Bu genel eğilimin farklı bileşenleri arasında bu konularda da elbette önemli farklılıklar var. Ama bu farklılıklar son tahlilde aynı öze dayanıyor, daha doğrusu onun farklı türevlerini oluşturuyor.

Kapitalizme ve burjuvazinin sınıf olarak egemenliğine karşı mücadeleden koparılmış, salt “dış” bir düşmana karşı “bağımsızlık” talebiyle sınırlı güdük ve çarpık bir antiemperyalizm kavrayışıyla Kürt sorununda ezilen bir ulusun istediği taktirde ayrılma hakkını başa yazan tutarlı bir kendi kaderini tayin hakkı savunuculuğu yerine sık sık dile bile yansıyan milliyetçi reflekslerin öne çıkışı bu özün en kısa özeti.

CHP’nin darbe yandaşlığıyla da tanınan kanadının “biz artık meşru müdafayı bırakıp saldırıya geçiyoruz” çıkışı, sözünü ettiğimiz “ulusalcılık” eğiliminin değişik tür ve biçimler altında toplumdaki yaygınlığı ve etkinliğinden cesaret alan bir çıkış. Nitekim sadece CHP tabanı ve özellikle Batı bölgelerindeki CHP örgütlerinden değil, MHP ve İP faşistleri başta olmak üzere CHP dışındaki çevrelerden de destek buldu. Zaten bu olayın ikinci önemli işlevi bu noktada saklı.

Etnik köken ve kimlikler arasında bir hiyerarşi kuran ve onları “üst-ast”, “asıl-tabi”, “efendi-uşak” vb. temelinde kategorize eden bu kadar bariz ırkçı bir yaklaşımı nefretle karşılamak yerine sahiplenip destekleyenlerin yaygınlığı ve bileşimi uyarıcı bir mesaj olarak okunmalı.

Bu mesaj, birincisi, bugünün Türkiyesi’nde “milliyetçiliğin” artık nasıl gözüdönmüş ve pervasız bir ırkçılığa evrildiğini -ve kolayca da evrilebileceğini- göstermesi yönüyle önemli.

İkincisi, Hitlercilerin “üstün ırk” teorilerini pervasızca savunabilecek kadar ileri giden bu gözüdönmüş ırkçılığın taşradan daha çok kentli orta sınıflar içinde ne denli yaygın ve etkin olduğunu bir kez daha hatırlatması yönüyle önemli (ki ABD’deki Çay Partisi’nin, Fransa, Hollanda, Danimarka, İsveç ve Macaristan gibi Avrupa ülkelerindeki ırkçı faşist partilerin yükselişinin arkasında da bu kentli dinamik var).

Üçüncüsü, CHP içindeki etkinliği dışında MHP’den İP’ye kadar kimlerle kimleri nasıl yakınlaştırıp birleştirici bir rol oynadığı dikkate alınacak olursa bu olay, Türkiye’deki siyasal-toplumsal kutuplaşma ve düşmanlaşmanın boyutlarını ve keskinliğini hatırlatması yönüyle önemli. Yugoslavya’nın parçalanması başta olmak üzere 1990′li yılların etnik temelli boğazlaşma ve iç savaş süreçlerinin tarihsel deneyimleriyle birlikte okunacak olursa arif olan için bu yönüyle de bu olayda çok ders ve mesaj saklı.

Henüz 1-2 ay önce, kendisini solda gören, ML hatta komünist olarak tanımlayan kimi çevreler ve aydınlar, Kemalistlerle Kürtler arasında tarihsel bir ittifak rüyaları görüyor, bunun teorisini ve propagandasını yapıyorlardı. Onlara bakılacak olursa, aralarındaki bütün uzaklık ve tarihsel kırgınlıklara karşın Kürtler ve Kemalistler son tahlilde “aynı hakikat rejimini”, yani laik Aydınlanma felsefesini ve modernizmi savunuyorlardı. AKP’yi ancak bunların birbirlerine yaklaşıp güç birliği yapmaları yıkabilirdi.

Bu fantezi aslında AKP karşısında etkili bir muhalefet gücü ve odağı görememekten kaynaklanan umutsuzluğun “teorisi” idi. Lafa geldi mi, “faşizmin AKP’ye indirgenmemesi, faşizme karşı mücadelenin kapitalizme karşı mücadele temelinde ele alınıp örgütlenmesi gerektiği” üzerine çok doğru ve aklı başında görüşler savunan bu aydın hayalciliği, somut taktik politika-siyaset üretimine geldi mi, “AKP karşıtlığı” dışında hemen hiçbir ortak noktası olmayan böyle “ittifak rüyaları” görebiliyordu. CHP içindeki “ulusalcı” faşistlerin kendilerini bu denli açık kusmaları, bu açıdan da, teori ile pratik, teori ile taktik arasındaki ilişkilerin kuruluşunda sindirilmiş bir proleter devrimci sınıf tavrına ve tutarlılığa sahip olmanın gerekliliği ve önemini hatırlatması yönüyle önemli.

Günümüz Türkiyesi’nde yönünü ve yolunu şaşırmamanın sigortası da bu zaten.

[Alınteri'nin Şubat 2013 tarihli sayısı için hazırlanmıştır]