Gençlik ve işsizlik

GÜNCEL
Çarşamba, 21 Haziran 2006 (20 yıl 4 ay önce)

İş adayları, hazıır.... koş! başlıklı yazımızda işsizlik kırbacı ve vebasının hem sınıfı bölüp parçalama hem de aşağılamada nasıl kullanıldığını görmüştük. Konuyla ilgili olarak 2005 Mayıs'ında gerçekleşen Demokratik Üniversite Kurultayı'nda kabul edilen “Gençlik ve İşsizlik” tebliğini yayınlıyoruz:


Üniversiteli gençlik, daha yaşamının başında, 20'li yaşlarında işsizlikle tanışıyor. Bunun nedenini ve çözümünü isteyen gençliğe sistemin verdiği yanıt, hızlı bir dönüşüm sürecinden geçtiğimiz, verimlilik ölçülerinin değiştiği, krizin yarattığı şiddetli rekabet koşullarına uyum sağlamamız, mesleki beceri ve yetilerimizi geliştirmemiz gerektiği oluyor. Sürekli vasıfsızlaşıyoruz! İşsizlik riskinden kurtulmak için bir dil biliyorsak iki dil, iki bilgisayar programı biliyorsak beş program bilmemizi, yetmedi, kriz çöpe bile atacak olsa bir “elit” üniversite diplomasına sahip olmamızı istiyorlar. Bunları edinebilecek koşullara yüzde kaçımızın sahip olduğu, olabileceği bir yana, olanlarımızı dahi kapının önüne koymakta tereddüt etmiyor ve bizleri sürekli bunun korkusu ile yaşatıyorlar.

Bizi gelecek umudundan, düşlerimizden koparan rüzgar, mesleki yeti ve beceri eksikliklerimiz değil, tüm emekçileri yük ve yok sayan emperyalist kapitalizmin neoliberal politikalarıdır. Gençlik, emperyalist kapitalizmin sinir merkezlerinde dahi bizden daha farklı bir geleceği yaşamıyor. Avrupa’daki öğrenci kardeşlerimizin eylem taleplerinden de görülebileceği gibi, “eğitim reformu” adı altında eğitimdeki sınıfsal ayrışmasını derinleştiren yasa ve kararlar çıkarılırken, istihdam sorununun çözümü de sınırlı bir çekirdek işgücü dışında part-time çalışmanın başta geldiği esnek istihdam politikalarının uygulanması olarak gösteriliyor.

IMF ve Dünya Bankası tetikçiliğinde uygulanan neoliberal politikalarla gerçekleştirilen yapısal dönüşüm, biz emekçi çocukları için eğitimin sınır ve içeriğini belirlemekle kalmıyor; aynı zamanda yeni üretim örgütlenme modeli ve esnek iş rejimi ile herbirimizi güvencesizliğe, kapıya en yakın konuma mahkum ediyor. İş ve işsizlik arasındaki geçişlilik ve bunun “performans” adı altında hem işçiler, hem de işçilerle işsizler arasından yarattığı şiddetli rekabet, yakın zamana kadar çoğumuzun “Hiçbir şey olamazsam memur olurum” diye yaptığı “kariyer planlarını” da yok ediyor.

Türkiye’de işsizlik oranı 1999'da resmi rakamlara göre yüzde 7.3'tü. IMF politikaları ve iki kriz dalgası, bu rakamı iki katına çıkarmakla kalmadı; eğitimli işsizliği de çığlıklaşan bir olgu haline getirdi. Bu durum, elbette ki ne istenmedik bir sonuç ne de bir rastlantıydı. İşçi sınıfı ve tüm emekleri esneklik rejimine boyun eğdirmek, ancak şiddetli bir işsizlik basıncı altında mümkün olabilirdi. “Beyaz yakalı” ücretlerinin dahi yabancı, yerli ve Anadolu şirketleri arasındaki ücret farklılığı düşürülerek bastırılması ancak böyle sağlanabilirdi.

Üniversiteli gençliğin gelecek beklentilerini yıkıntıya çeviren bu tablo için TÜSİAD da zaten “Hedef, işsizliği kabul edilebilir bir düzeye düşürmektir” diyor. Bunu sağlamanın yollarından biri ise, en fazla mesleki bir “genel kültür”, belli meslek dallarında yeterlilik ve kısmen yabancı dil desteği ile sanayide nitelikli ve ara kademe işgücü ihtiyacını karşılamaya, ve tıpkı askerlikte olduğu gibi işsizliğin birkaç yıl ötelenmesini sağlamaya yönelik bir formata çekilmiş üniversite ve MYO eğitimi olarak pazarlanıyor. Yaşama bir ayağı işsizlik çukurunda atılan bu yeni işgücü kuşaklarına amentü olarak “ücret artışı yerine istihdamın sürdürülebilmesine dikkat etmeleri”; “kaybedecek işi bile olmayanlar”ın arasına katılmamanın yolu da “esnek istihdam”a boyun eğmek olarak gösteriliyor.

(…) Sosyal bilimciler, 2000 krizinin üniversite gençliğinin değer yargılarını alabora ettiğini söylüyorlar. Gençler, ağabey ve ablalarının mezun olup çalışmalarına karşın hala işsizlik tehlikesiyle karşı karşıya olduğunu görünce “bir gecede zengin olma, farkedilip köşeyi dönme” hayallerine yatırıyorlar tüm gelecek beklentilerini.

Ama “öbür tarafta” dibe doğru yarıştan, birbirimizin ayağını kaydırmaktan, yaşamımızı sınıf kardeşimizin felaketi üzerine kurmaya çalışmaktan ve bunun için düşkünleştikçe düşkünleşmekten başka hiçbir şey yok! Biz, içinde yoksulluk ve hiçleşme bulunan bu “geleceği” reddediyoruz! Sınıf kardeşlerimizle birlikte mücadele yolunu, kapitalizme karşı sınıf savaşının yolunu seçiyoruz!

- Kurultayımız, üniversite mezunu gençliğin en yakıcı sorunu olan işsizliğe karşı mücadeleyi temel eksenlerinden biri olarak benimser ve üniversiteli gençliği, “Herkese iş herkese çalışma hakkı” ve “Diplomalı işsiz olmayacağız” sloganları ile mücadeleye çağırır.

- Yüzbinlerce -lise mezunları ile birlikte milyonlarca- genç işsizin baba harçlığı ile geçinmesine, kahve köşelerinde tükenmesine, utanç ve boşluk içinde hiçleşmesine, özgüvenini ve yaşam inancını yitirmesine karşı, diplomalı işsizler hareketinin işçi sınıfının bir parçası olarak örgütlenmesini önüne koyar.

- Bu amaçla çeşitli tipte örgütlenme biçimlerinin ele alınarak diplomalı işsizlerin birliğinin sağlanmasını, diplomalı işsiz eylemlerinin örgütlenmesini hedefler.

- İşyerlerinde nitelikli işçi ve emekçilerin üzerlerindeki aşırı çalışma ve düşük ücret baskısına, onları sendikaların dışında tutan sözleşmeli personel vd. uygulamalarla mücadelenin yükseltilmesine çağrıda bulunur ve üniversiteli gençlik içerisinde bu yönde örgütlenme ve eylem bilinci yaratmayı hedefler.

- Nitelikli işçi ve emekçilerin sendikalarda örgütlenmesi için meslek odalarında çalışma yürütür.

- Nitelikli işçi ve emekçiler arasında yaygın olan elitist düşünce ve yaşam tarzının, krizin tuzla buz ettiği bireysel kurtuluş umutlarının boşunalığına işaret ederek, onlara işçi sınıfının bir parçası oldukları ve onunla birlikte işbirlikçi tekelci kapitalizme karşı mücadele etmeleri gerektiği bilincini taşımayı hedefler.

Herkese İş Herkese Çalışma Hakkı!
Diplomalı İşsiz Olmayacağız!
Kurtuluş Yok Tek Başına
Ya Hep Beraber Ya Hiçbirimiz!
Kahrolsun Ücretli Kölelik Düzeni!