Sağlık'ta değişen ne?

Sağlıkta da böyle: Marx ne demiş, "kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser"

GÜNCEL
Cuma, 8 Şubat 2013 (13 yıl 9 ay önce)

Son dönemde emekçiler üzerinde ağır bir etki yaratan ve "sağlıkta dönüşüm" adıyla uygulanan özelleştirme saldırılarıyla hastanelerde sağlık emekçilerine, hasta yakınları tarafından yöneltilen fiziksel şiddet ve son dönemde özellikle İzmir'de, aralarında SES İzmir Şb. Başkanı Veli ATANUR'un da bulunduğu sağlık emekçilerinin "sürgün" edilmeleri üzerine, İzmir Sağlık Emekçileri Sendikası Şube Sekreteri Ahmet ULAŞOĞLU'yla yaptığımız röportajı yayınlıyoruz:

Alınteri: Sağlıkta yaşanan özelleştirme saldırılarıyla ilgilin kısa bir bilgi verebilir misiniz?
Ahmet ULAŞOĞLU: Sağlıkta yaşanan özelleştirmeler yeni başlayan bir süreç değil. Kamu hizmetinin sürekliliği ve devamlılığı açısından, toplumun kamu hizmetlerinden ücretsiz yararlanabilmesi için özelleştirme ve taşeronlaştırma saldırıları karşısında, varoluş nedenlerimizden biridir bu özelleştirme ve taşeronlaştırma saldırıları.

Çalışanların toplumdaki yeri, işyeri güvencesi, iş güvencesi, gelir güvencesi üzerinden fiili meşru bir mücadelemiz var. Bu mücadeleyi sürdürürken özelleştirme saldırıları da karşımızda duruyor. Bugün OECD ülkelerinin toplantılarıyla aldığı kararlar, tahkim yasaları sağlığın uluslarası sağlık tekellerince piyasalaştığı ve bunun altyapısıyla da yasalaştığı açıktır; biz de gücümüz yönünde bu saldırılara karşı mücadelemizi sürdürüyoruz. Çıkan yasalara baktığımızda öncelikle taşeronlaştırmaların; kamu hizmetlerinin özeleştirilmesi, yemekhanelerin özelleştirilmesi ve temizlik firmalarının özelleştirilmelerine karşı, Anayasaya aykırılıkları üzerinden karşı durduk ve Yargıtay kararlarıyla bazılarını durdurduk.

Şimdi geldiğimiz noktada ise yeni bir Anayasa tartışması var. Bu Anayasada toplusözleşmeler gündemi var, tabii yandaş sendikalar da bu süreçte boş durmuyor. Çalışanların gözünde bizim söylediklerimizi biraz abartı gibi, yalanmış gibi, diğerleri daha olumlu söylemlerde bulunuyor ve korkulacak birşey yokmuş gibi gösteriliyor. Ama bizim gözlemlerimiz Avrupa'da bu sistemlerin uygulanışı, sağlık ocaklarının bugün aile hekimliğine devredilmesi, kamu hizmetinin ortadan kaldırılmasıdır.

“Ücretsiz sağlık sistemi” deniliyor buna rağmen ek ücretler alınıyor. Bugün ise devlet hastaneleri kamu özel ortaklığı bizim için korkunç bir durumdur. Çünkü tüm hizmetler tamamen taşeronlaştırılıyor. “Kamu hastaneleri” deniliyor. Peki neden kamu hastaneleri? Çünkü eski sistem bunun için yeterli değildi, eksiklikleri tespit edilmiş ve bilinen şeylerdi ki zaten SES olarak bunlar basın açıklamalarıyla üzerinde durduğumuz konulardı.

Şu an AKP Hükümeti bunları düzeltiyormuş gibi yaparak göz boyamaya devam ediyor. Elbetteki düzeltilmesi gereken şeyler bunlar çünkü insanın hakettiği bir sağlık sistemi var. Fakat bu sistem o değil çünkü sağlık hizmetlerinin ücretsizliğinden bahsediyoruz ve ücretini ödeyemediği bir sağlık sistemi var karşımızda. Bu konuda zaten Dünya Sağlık Örgütü'nün de bir açıklaması var. Bu tür özelleştirme sistemlerinde yoksul insanların kayıtları elle tutuluyor ve bu eksiklikleri gören gözün, bunları görmemesi mümkün değil. Bunların hükümetler tarafından gözardı edilmesinin iktidarın bir taraf olduğu tarafını belirlediği ve bu tarafta kamunun yer almadığını da görüyoruz.

Alınteri: Bu eksikliklerin bir başka yansımasını da, sağlık emekçilerinin çalıştıkları alanlarda uğradıkları saldırılarda da görüyoruz sanırım?
Ahmet ULAŞOĞU: "Beyaz Kota" çalışması başlattı. AKP Hükümeti ve Sağlık Bakanlığı bu konuda bir çalışma yürütüyor. Beyaz Kota uygulamasıyla "Artık şiddeti sahipleniyoruz" diyor. Aslında bu durum uzun zamandır yaşanıyor ve sağlık emekçileri şiddet altında çalışıyor. Sağlık Bakanlığı bile şu an şaşırmış durumda bu kadar şiddet olduğunu bile bilmiyordu. Beyaz Kota uygulamasından sonra nerdeyse 6 dakikada bir şiddet uygulandığını farkediyor. Sözlü şiddet var, hakaret var, darp var her türlü şiddet var... Çalışanlar mümkün olduğu kadar da kendini geriye alıyor bu süreçte. Bu şiddet hastayla çalışan arasında gerçekleşmiyor, genelde hastayla hasta yakını arasında oluyor. Daha önceki Sağlık Bakanının açıklamalarında bile sağlık çalışanlarını sağlığa ihtiyacı olan bi "tehdit" gibi gösterdiler, "Hekim iğne yapmayı bilmez" ,"Doktorun eli hastanın cebindedir" dediler. Bunu süreç içinde gördük hastanın cebinde kimlerin elinin olduğunu ve bu daha da çıkacak hep birlikte de bunu göreceğiz. Sağlık tekelleri yarın Kamu Özel Ortaklığı sistemi geldiğinde ve işte bu dönem de bir geçiş dönemi çünkü bugün özel hastaneler bile artık bitmiş durumda. Neden çünkü artık zamanını doldurdu. Muayenehanelerle başlayan bir özelleştirme sistemiydi aslında bu, kamu hizmeti veren bir memurun daha önce özelde çalışması yasaklanmışken, hekimin çalışması serbest bırakılmıştı gerçi onu da sonradan yavaş yavaş kaldırmaya başladılar ve aslında burada -yasadışı bir şekilde- toplumun ihtiyacı karşılanmak isteniyordu. Çünkü 657'ye aykırı bir çalışmaydı.

Sendikamız bu süreçte üzerine düşeni yaptı. Mesela “Tam Gün Yasası” aslında sağlığın özelleşmesine karşıdır çünkü bu yasayla çalışanların özlük haklarının korunmasını talep eder. Muayenehanelerle hekimi daha düşük ücretlerle çalıştırmaya zorlamıştır bir bakıma. Bugün özel hastaneler yüzde 37'lik bir kısmı karşılarken artık muayenehaneler kalmamış, kapatılmıştır. Şu an gelinen noktada ise özel hastaneler sisteme yük olmaya başlamıştır. O konuyla ilgili de bir düzenleme yapıldı. Bu düzenlemede mesela şimdi burada hastanelerin tamamının kapatılması gerekiyor...

Biz tüm bu süreci aslında "Sağlıkta Yıkım Politikaları" olarak değerlendirdik ve bu yıkım hala devam ediyor. Şu an sadece 657 var elimizde; bir de SES örgütü var, politikaları doğru noktalardan yapan TTB diye bir örgütümüz var. Toplumun bunlarla birleşmesi de gerekiyor; sağlığını emanet ettiği kişilere karşı şiddet duygusundan vazgeçmesi gerekiyor çünkü sağlık emekçilerinin varoluş nedeni onları iyileştirmek. Çünkü toplumun, kamunun sağlığı elden gidiyor ve onun için mücadele eden bir kitle var. Şu an sağlık hizmetine ihtiyacı olan kitleyle mücadele eden kitle birbirine karşı kışkırtılmış durumda. Elbette bunlarla ilgili çalışmalarımız devam ediyor tabii ki bu o kadar kolay da olmayacak. Bizler mücadelemizi vermeye devam edeceğiz yine. Fakat bunlara rağmen yine faklı uygulamalara maruz kalmıyor da değiliz bugün mesela arkadaşlarımızın sürgün edilmesi yasadışı.

Alınteri: Sürgün edilen arkadaşlarınızla ilgili de bilgi alabilir miyiz?
Ahmet ULAŞOĞLU: Şube Başkanımız Veli ATANUR sürgüne giden arkadaşlarımızdan biri. Diğer arkadaşımız ise Necati ALTINHAN. Aslında sürgün değil "geçici görevlendirmeler" deniyor. Fakat bunu burada söyle kullanıyor: Bir işyerinde eksik olursa oradaki eksik olan yere, fazla olan yerden personeli geçici görevlendiriyor ama buradaki eksiklikte şöyle: Bütün bir 112 personelini, oniki kişinin tamamını başka yerlere veriyor, onların yerine yeni oniki personel yönlendiriyor. Fakat bunu yaparken farklı zamanlarla yer değişikliği yapmıyor ve yeni gelen arkadaşların da bölgeyi bilmiyor oluşu, adres bilmiyor oluşu gibi riskleri de var bu uygulamanın. Burada personelin sürekli yerlerinin değiştirilmesi başka sıkıntıları da beraberinde getiriyor; o bölgeye hakim olmayan ve çalışan bir ekibin hastaya müdahalesi sözkonusu ve açıkça burada kamu yararı da yok. İhmal de bulunuyor. Ayrıca burada yaşanacaklardan da sorumludur bu uygulamayı yapanlar. Bu konuyla ilgili İzmir Valiliği İl Sağlık Müdürlüğü'ne derhal bu yer değiştirilmelerin geri alınması için birer yazı yazdık. Yine de bu bir suç, kamuya karşı işlenen bir suçtur.

Hastanelere baktığımızda bu konuda “sağlıkta değişen neydi” dediğimizde her şeyden önce poliklinik odaları çok küçük, hasta bakılma süreleri çok azaldı, 10 dakikada bir hasta bakılırken şimdi on dakikada üç hasta bakılıyor. Ekranlar geldi, numaratörler geldi, olması gerekenlerdi aslında ama poliklinikler daraltılıp hastaya bakılma sürelerinin azaltıldı. Hastanın kendini anlatacağı sürede kısaldı çünkü hekimin bakması gereken dısarıda bekleyen hastalar da var. Bu da hekimi zorluyor; bakmazsa zaten hasta hakları var bu sefer de hastaların şikayetleriyle bir baskı oluşturuluyor hekimler üzerinde. En son geçtiğimiz haftalarda yaşanan ve serviste bir arkadaşımızın intiharıyla sonuçlanan bir olay yaşadık. “Sürekli, yoğun çalışıyorum ve bu şikayetleri artık taşıyamıyorum” diyor. Hastane yönetimi de olaydan sonra “personelin sağlığı bozuktu” diyor. Zaten yoğun ve stresli koşullarda çalışan her sağlık emekçisinin sağlığı bozulur. Şu an topluma baktığımızda artan bir ekonomik adaletsizlik, toplumda varolan yozlaşma toplumun her kesiminde görülebiliyor.

Alınteri: Sağlık Emekçileri Sendikası bundan sonraki süreçte genel bir eylem takvimi koyuyor mu önüne bu yaşananlarla ilgili olarak? Çünkü yaşanan bu "sürgünler" ne ilk ne de son olacak?
Ahmet ULAŞOĞLU: Etkinliklerimiz, yaptığımız basın açıklamalarıyla paylaşıldı ama bu yeterli olmuyor. Kendi içimizde bu konuya ilgili eğitimlerimiz oluyor fakat toplumu sağlıkçıyla birleştiren, sağlıkçıyı da toplumla birleştiren toplantılar yapıyoruz semtlerde; buralardan bir duyarlılık yaratmaya çalışıyoruz. Kamu hizmeti elden gidiyor, tek başına kamu çalışanlarının mücadelesi buna yeterli olmuyor. İlk olarak Et ve Balık Kurumu'nun özelleştirilmesiyle başlayan bir süreç bu. Kapitalist bir sistemde şunu söyleyemeyiz "şurdan şuraya kadar özelleştirilecek" diyemeyiz. Marx'ın da söylediği gibi "kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser". Bu düzen bu sistem nettir aslında, bu süreçte bazı yerler özelleştirilemiyorsa bu mücadelenin kazanımıdır aslında ve bu mücadele devam ettiği sürece bazı şeyler elimizde kalacak. Bu konuda kararlıyız ve birçok üyemiz de kararlı ve bunu da göstereceğiz, bunu herkes görecek.

Alınteri: Teşekkür ederiz.