"Amerika bir ülke değildir. Sadece bir iş'tir. Sökül paraları!.."
Kutlu Tunca
ABD Devlet Başkanı Obama, ikinci dönemine piyasalar için müjdeli bir manifestoyla başladı: “Ekonomide toparlanma süreci başladı”.
Öyle olsa gerek! Wall Street nihayet ”protestocu”ların değil yeniden “asıl” sahiplerinin, yani “boğa”ların işgali altında. Down Jones coştu, hisse senedi fiyatları zirve üstüne zirve yapıyor. Şirketler kâr üstüne kâr açıklıyor. Finans elitleri iyimser. Ekonomik göstergeler olumlu. Hatta işsizlik azalıyor, istihdam artıyor. Uluslararası ekonomik kurumlardan sayıklamalar yükseliyor: Vay canına!
Üstelik her şey kitaba ve kurama da uygun. Piyasa elitlerinin “ekonomik krizlerin devreselliği” kavramından anladıkları basit mesaj şudur: “Bu da geçer!” Bütün o ciltler dolusu şaşaalı "konjonktür” kuramlarının nihai özeti ve anlamıdır bu. Gayet akılcı ve şematik: Her ekonomik durgunluk dönemini bir canlanma dönemi izler ya da bazen tam tersi... Eğer ekonomik bir çöküntü dönemi varsa, bir boom dönemi de gelecektir ya da bazen tam tersi. Eğer çift dipli bir resesyon kabusu varsa, piyasa bir 'çift tepe’yle mutlak ödüllenir ya da bazen tam tersi.
Demek ki ”bekle gör” kuralı makul bir piyasa kuralıdır; onu bir yatırımcı stratejisi olarak da kullanabilirsiniz, isterseniz bir analiz aracı veya yönetişim teknolojisi olarak da. Madem ki radikal ve sol iktisatçılar kapitalizmde krizlerin kaçınılmazlığı vurguluyor, piyasacı iktisatçılar da “ekonomik büyüme”nin kaçınılmazlığını vurgular ve olur biter. Bir “artı” bir “eksi”yi götürür ve piyasa ortalamaların ortalaması mantığıyla “denge”yi bulur ve yoluna devam eder -Tarihsel ve toplumsal kod ve anlamlarından yoksun bir dönme dolap totolojisine dönüşmüş bu “devresellik” kavramının solda akisleri ayrı bir yazı konusu.
Oysa piyasa elitlerinin yaygınlaştırmaya çalıştığı iyimserliğin aksine, kapitalist sistemik krizin gittikçe derinleşebileceği, durumun vehametini gören aklı başında her iktisatçı için hâlâ güçlü bir olasılık olarak ortada. Son zamanlarda Marksist araştırmacılar John Bellamy Foster ve Robert McChesney‘in “sonu olmayan resesyon” kavramının sıkça kullanılması rastlantı değil (buradaki “sonu olmayan” vurgusu bir “vade”yi değil, sistemin içinde girdiği kısır döngüye işaret ediyor). Nitekim Economist dergisi bile bir benzetme yaparak, dünyanın muazzam alanları kaplayacak Japon tarzı uzun dönemli bir durgunluk olasılığından söz ediyor.
Amerika’da durum farklı değil. Örneğin ekonomist John Williams, Amerikan ekonomisindeki “iyileşme”nin tamamen “hayali” olduğunu, daha da önemlisi hükümetin kamuoyuna pazarladığı rakamlarının "düzmece” ve son yıllarda “enflasyon hesaplamasında geliştirilen metodolojik revizyonlardan” kaynaklandığını ileri sürüyor. Williams’a göre, ABD yönetiminin ekonomiyi canlandırmak için yapabileceği hiçbir şey yok. Peki ya istihdam verilerindeki artışlar? Eğer (ABD’li teknokratların yaptığı gibi) 2008 finansal krizinden sonraki çalışabilir nüfus oranındaki artışı gözardı ederek işsizlik oranını hesaplarsanız şapkadan tavşan çıkarmanız bile kolayca mümkün. Williams’a göre Amerika 2013′te resesyonda ve muhtemelen bunun 2012′nin son çeyreğinde başladığını belirtiyor. Nitekim Amerikan Ticaret Bakanlığı’nın Ocak ayında yayınladığı verilere göre, Amerika’da ekonomik üretim 2012′nin son çeyreğinde “yüzde 0.1 düzeyinde” düşüş göstermiş durumda.
Obama’nın iyimserliği, doğrusu 2012′de gösterime giren Andrew Dominik’in (Brad Pitt’in başrolde oynadığı) “Kibarca Öldürmek” filmindeki durumu hatırlatıyor. Film 2008 finansal krizinin gölgesindeki Amerika’da çeteleşmiş, parasallaşmış ve rakibini öldürmenin “rutin” bir hayatta kalma kuralına dönüştüğü bir “yeraltı” dünyasının şiddetini anlatıyor. Fakat filmin asıl ironisi bu “şiddet”in, 82 dakika boyunca fonda sesi ve görüntüsünü izlediğimiz/duyduğumuz Obama’nın ekonomik krize karşı verdiği “ulusal dayanışma” vaazları altında sürüyor olması.
Bu elbette sadece bir film; ama “Amerika” ve “film” sözcükleri biraz eşanlamlıdır. Örneğin bir seçim düşünün ki rakip politik aktörler “öldürme programları” üzerinden yarışıyor/oy topluyor ve hatta aralarında uzlaştıkları tek konu “öldürme programları.” Cumhuriyetçi aday Romney, seçim döneminde rakibine hiç değilse bir konuda tam destek sunmuştu: “Obama yönetiminin uzaktan kumandalı uçaklarla suikast programını bütünüyle destekliyorum.” Hani dedikleri gibi, “demokrasi” dediğin bir “mutabakat” rejimidir.
Amerikan “liberal” hukukçuları endişeli. “Amerikan demokrasisi” bir başka şeye dönüşüyor ama neye? Bir ülke düşünün ki, bir yıl aşkın süredir “saygın” siyaset bilimcileri ve gazeteleriyle kendi yurttaşlarını yargılamasız öldürmeninin “meşruiyet”ini tartışıyor. Kendi imparatorluğunun çatırtıları arasında Amerikan kapitalizminin bir tür sniper kapitalizmine dönüşmekte olduğu bile söylenebilir.
"Ülke" dedik. Fakat "Kibarca Öldürmek" filminin son sahnesinde Brad Pitt'in canlandırdığı (kiralık katil) Cogan karakteri, durumu başka türlü ifade ediyor: "Amerika bir ülke değildir. Sadece bir iş'tir. Sökül paraları"...