TİKB‘in tarihi militan materyalizmin biçimlendirdiği bir örgütün tarihidir
[Elimize e-mail yoluyla ulaşan aşağıdaki açıklamayı güncel-siyasal öneminden dolayı yayınlıyoruz]
“Köklerimiz toprakta, tarihten geliyoruz…”
Dile kolay 34 yıl olmuş… TİKB‘nin 1979‘daki kuruluşunun üzerinden 34 mücadele yılı geçmiş…
Tarihsel-toplumsal gerçeklere nereden, hangi bütünlük penceresinden baktığınız önemlidir. Çünkü ancak bu sayede onları yerli yerine oturtmak mümkün olabilir. Sadece kendi tarihimizi değil toplumsal tarihsel akışı ve onun içinde tarih yapıcı öznelerin hareketini olduğu kadar, başarı ve yenilgileri de anlayabilmek açısından bu bir zorunluluktur.
34 yıl, insan yaşamı söz konusu olduğunda uzun sayılabilecek bir süredir. Fakat toplumların yaşamında ve tarihsel toplumsal serüvende, yıllarla ölçülen süreler, sağlıklı bir değerlendirme yapabilmek için yeterli olmaktan uzaktır. Değişimin mutlak hakimiyetindeki akışta sürekli bir oluş ve yenilenme, ML ideolojiye bağlılık ve devrimcilikte ısrar, sınıf mücadelesinin sabır ve inat gerektiren zorlukları karşısında kollarını yana indirmeme çabası ve iradesi, değişim okyanusunda kendini yenileme tutkusunu tümden yitirmeme, süreklilikteki bütün zayıflama, hatta kopukluklara karşın gününe göre ileri, ufuk açıcı adım ve açılımların öncüsü olma, hayatın ve mücadelenin diline çevrilebilir eğitsel/pratik donanım… Bunlar ve daha fazlası… Her zaman öğrenilecek yepyeni dünyalar arayan, ML’nin ihtilalci özünü sindirme ve ilerletmenin daha gelişkin bir pratiğin yolunu açacağını teslim eden bilgelik ve ışık yayılmalı komünistlerden…
TİKB kuruluşunun 34. mücadele yılına, 12 Eylül askeri faşizminin, ağır yenilgi yıllarının, tasfiyeciliğin yıkıcı ve çürütücü dalgalarının bütün tahrip edici sonuçlarını yaşayarak ulaştı. Fakat o, ilk tuğlaları koyan kurucularında billurlaşan, onlardan kuşak kuşak bugünlere taşınan aynı ihtilalci ruhun çırpınışlarını günümüze ulaştırmasını her şeye rağmen bildi.
TİKB’nin kendisine bir tarih yaratmaya ihtiyacı yok! Bütün başarısızlık ve beceriksizliklerine, uğradığı ihanet ve tasfiyeci kesintilere rağmen onun bir tarihi ve tarihsel geçmişi var zaten ve kimse onu tarihinden kopartamaz! Kopartamadı da!.. Ancak TİKB bugün varlığını sadece geçmişe yaslanarak koruyup sürdürmüyor!..
***
TİKB‘in tarihi militan materyalizmin biçimlendirdiği bir örgütün tarihidir. Onunla simgeleşen ve TDH açısından esin kaynağı olan pekçok devrimci haslet vardır. Üstelik bunlar 12 Eylül faşizmi karşısında gücünün kat kat üstünde direnişçi militan bir tutum sergilemek ve işkencede direnişi örgütsel bir tavır düzlemine yükseltmekle de sınırlı değildir. Kuşkusuz işkencede devrimci direniş, adını dahi söylemeyen bir meydan okuyuş akıllara önce TİKB’yi ve Adressiz Sorgular geleneğini getirir. Ancak yine bizzat TİKB’nin yaşadıkları, işkencede direnmeyen bir devrimciliğin olamayacağı gerçeği yanında militan komünist devrimcilikte ısrar ve sürekliliğin de sadece işkencede direnmiş olmakla sağlanamayacağı gerçeğinin açık ve somut ifadesidir.
Örgütümüz, pilleri tükendiği için nostaljiyle avunan eski yol arkadaşlarının aksine, güçlü yanlarının ve erdemlerinin olduğu kadar zayıflıklarının da bilincinde olmuştur. Devrimci özelliklerini rant kaynağı haline getirme yolunu seçmek, gerçekte bir tükenişin göstergesidir. Kurucu bir devrimci misyon ve gelecek iddiasından vazgeçmenin dışavurumudur. Tarihiyle gurur duyan ve geleceğin sınıfsız komünist toplumuna yürüyüşte ondan da güç alan TİKB’nin “süreklilik içinde kopuş” anlayışıyla, tarih bezirganları ya da “kopuşta süreklilik” belkemiksizliğinin savunucusu postmodern tasfiyecilikle ayrım noktalarından birini de zaten bu oluşturur.
TİKB’nin en büyük tarihsel zaafı, proleter sosyalist çizgide devrimci iktidar bilinci ve iddiasının zayıflığıdır. O, bu ciddi zayıflıktan türeyen korku, tereddüt ve tekyanlılıklarının sonucu olarak tarihi boyunca “küçük ve dar” kalmaktan, “nitelikli bir devrimci muhalefet örgütü” olarak kalmaktan kurtulamamıştır. TİKB’nin tarihsel başarısızlıkları yanında yaşadığı iç krizlerin ve tasfiyeci savruluşların temelinde de bu zaaf yatar.
TİKB, ne zaman tekyanlılaşmış, ML çizgide devrimci bütünlük ve gelişmede süreklilikten kopmuşsa, sadece durağanlaşmakla kalmamış, kendini değişik biçimlerde kusan iç krizlere yuvarlanmaktan da kurtulamamıştır. TİKB’nin tarihsel gelişimini de darbeleyen bu iç krizlerden birincisi örgütü de kendileri gibi zaman tünelinde donup kalmış 1970′lerin nostaljik tutuculuğuna sürüklemeye çalışan, diğeri ise emperyalist kapitalizmin neoliberal yeniden yapılanmasının burjuvaziye kazandırdığı üstünlükler karşısında başı dönerek onun ideolojik yörüngesine giren sağ tasfiyeci iki hizip üretmiştir.
TİKB’nin kendi yetersizlik ve zaaflarından da beslenen bu örgütsel ve ideolojik krizler örgüte sadece güç, zaman ve prestij kaybettirmekle kalmamış; daha da kötüsü onu hayatın ve mücadelenin dışına doğru çekmiştir. Örgüt sınıftan ve kitlelerden koptukça kendi fanusunun dışındaki bütün temel meseleleri ve gelişmeleri sadece “izleyen” bir konuma sürüklenmiştir. Dünya ışık hızıyla değişirken mücadelenin, örgütlenmenin ve enternasyonalizmin ihtiyaçlarının gerektirdiği yenilenme ıskalanmıştır. Kendi kendini aldatma aracı haline getirdiği göreli üstünlükleriyle oyalanırken etrafına çektiği kozalar nefes almasını, yeni mücadele araçlarına, yöntemlerine ve alanlarına ulaşmasını engellemiştir. 34 yıllık tarihte böyle sayfalar da vardır.
Ancak aynı tarih, sadece 12 Eylül faşizmi karşısında sergilenen militan duruştan ibaret olmayan yüzağartıcı başka sayfalarla da doludur. 1991‘de yapılan 2. Konferans‘la birlikte dar örgüt kabuğunu kırmaya yönelen TİKB’nin ’90‘ların ilk yarısında gerçekleştirdiği atılım bu açıdan çarpıcıdır. Örgütün eski kuşaklarının hayallerini bile aşan kimi adımların atıldığı bir tarihsel kesittir bu. Proleter devrimci bir çizgide devrimi örgütleme iddiasının ortaya konduğu, harekette sürekliliğin, gelişmede sınır tanımamanın pratikleştiği, yeni alanlara ve kadro güçlerine ulaşıldığı çok yönlü bir gelişme kaydedilmiştir.
Faaliyetin ve etkinliğin çapının ve düzeyinin farklılaşıp büyümesi, görev ve sorumlulukların da büyümesi anlamına gelir. Gelişmenin sürekliliği, bu kritik noktada, bu yeni ihtiyaç ve görevlerin çözümü temelinde örgütün yapılanması ve faaliyetlerinde çok yönlü bir düzlem farklılaşmasını şart koşar. TİKB tarihinin bu zirve döneminin arkasını ’90′ların ikinci yarısından itibaren bu tarzda getiremediği, devrimci bir sıçramayı yapamadığı içindir ki, birbirini besleyip büyüten iç krizlere sürüklenmekten, ardı ardına gelen tasfiyeci savruluşlardan kendini kurtaramamıştır.
***
TİKB bugün 34. yılını karşılarken, yeni bir eşikte, yeni bir başlangıç evresindedir. Her türlü keyfiliğin ve tekyanlılığın dölyatağını oluşturması nedeniyle tasfiyeci savruluşlara da kaynaklık eden programsız devrimciliğe son vermiş, I. Kongresi‘yle ortaya bütünlüklü ve kapsamlı bir program ve tüzük koymuştur. Bundan sonrası, herkesi bağlayan ve göndere çekilmiş bir bayrak gibi yol gösteren programın güveniyle daha gelişkin adımlar atmak, militan sosyalizm pratiklerini tarihte bırakmamak, gelip gelip takıldığı eşikleri bu kez aşmak, işçi sınıfı ve kitleler içinde adına ve geleneğine uygun bir güç sahibi olmaktır.
Gelenekten ve köklerinden kopmayan TİKB, geleceğe yürüyüşünde, strateji ve taktik, önderlik ve kadrolar, örgüt ve kitleler bağlantısını günün gerekleri, ihtilalci komünizmin güncellenen ihtiyaçları ve iktidar odaklı bir devrim yürüyüşünün vazgeçilmezleri çerçevesinde ele almıştır.
Devrimi örgütleme iddiasının somutlandığı politika ve pratiğinde işçi sınıfı ve emekçi kitlelerden çıkışını almayan, onlar içinde erime becerisi gösteremeyen, ölçütlerini, alışkanlıklarını ve görevlerini bugünün ve geleceğin dünyasının ihtiyaçlarına göre biçimlendirmeyen bir devrimciliğin varolma şansı, ancak kendi kendine oyalanan laf ebelerininki kadar olur. TİKB’nin “mış gibi” görünmek değil dünyayı değiştirmek gibi bir iddiası vardır.
TİKB, görevlerle güçleri arasında her zaman derin mesafeler bulunan bir örgüt olmasına rağmen, sendelediği yerden kalkmasını bilmiş, doğrulmuş ve imkansız diye bir şey tanımamıştır. Şimdi bunu esinleyici örneklerle büyütme zamanıdır!
Küllerinden doğan Anka kuşu öyküsü klasikleşmiştir. Fakat TİKB tam da böyledir, küllerinden yeniden yeniden doğmasını bilmiştir. 34. kuruluş yıldönümünü kutlayışı bile bunun kanıtı niteliğindedir.
Gelecek, sınıfsız sömürüsüz dünya bizimdir!
Biz kazanacağız, komünizm kazanacak!