Köpeklerin ısırdığı bir kadın okurumuz başından geçen ibretlik olayları anlattı
Sabah saat 08.30'da işe gidiyordum. İşyerim, Etiler-Levent bölgesinde, İstanbul'un en 'nezih' semtlerinden biri, sosyetenin yaşadığı bir semt. Parkın içinden, yukarı doğru tırmanırken, çocuk parkının olduğu alana çıktıktan sonra köpeğin biri havlamaya başladı. Yavaşça geri döndüm, ama koşarak değil. O kadar saldırgan bir şekilde havlıyordu ki, diğer üç tanesi de avını bekler gibi çok seri bir şekilde üzerime doğru koşturmaya başladılar.
Ben o esnada koşmaya başlayınca, adımlar koşar adıma dönüştü. Çok seri bir şekilde geldiler ve dördü birden üstüme saldırdılar. Hepsi birden üstüme atlayınca, yere düştüm. Tekrar kalkmak için çabaladım. Her hareketimde bir yerimi kaptılar. Boğuşma anında ayağınla itiyorsun, ayağını kapıyorlar. Kolunla itiyorsun kolunu kapıyorlar. Ama kalabalık oldukları için nereni kurtarmaya calışsan, başka bir yerini kaptırıyorsun.
Lüks semtte sürü halinde köpekler
O esnada başka biri de kalçalarımı kaptı. Kollarımı, kalçalarımı, bacaklarımı, sırtımı, ayağımı ısırdılar. Çok fazla bağırdığımı ve yardım istediğimi hatırlıyorum. Ama kimse gelmedi. Gelene kadar, hayvanlar boğuşma anında, çok fazla ısırdılar zaten. En son bir işyerinden güvenlik görevlisi geldi, yoldan geçen ya da park eden birisi geldi. Trafikte duranlar oldu. Beni zaten yuvarlaya yuvarlaya parktan aşağı getirdikleri için, yolun kenarına varınca arabadaki insanlar da beni gördü.
Her kalkışımda, tekrar saldırdıkları için yeniden düşürüyorlardı. En son 10 ısırık tespit ettik vücudumda. Birkaç kere de. Bir ara kalkıp çantamı alıp tekrar vuracaktım. O sırada tekrar düşürdüler. Kapkaç esnasında çantasını vermeyenlere kızardım. Ben de aynı onlar gibi oldum.
Ambulans gelmiyor!
Yolun kenarına düşünce, güvenlik görevlisi geldi ve köpekleri kovaladı. Bir anda çevrem yardım etmekle uğraşan insanlarla doldu. Sakinleştirmeye çalıştılar. Bir kadın su getirdi. “Oğlumun suyuydu, açılmamış” dedi. Güvenlik görevlisi bir adam da su getirdi. Plazalardan bir görevli, “Kimi arayabiliriz, yakınınız varsa yakınlarda arayalım”. Ben duyuyorum ama seri bir şekilde cevap veremiyorum. Müdürümü arayın” dedim. Cep telefonumu aldı, müdürü aradı. Durumu anlattı. “Yaralı. Gelebilir misiniz? Hastaneye kaldırılması gerekiyor” dedi.
Bu arada güvenlik görevlisi birkaç kişi beni kulübeye taşıdı. Ambulans çağırıyorlar. Ama trafikten dolayı ambulans gelemiyor dediler. Şikayet etmek için Beşiktaş Belediyesi'ni aramışlar. Müdürüm geldi, beni apar topar götürdü.
Hastane hastane dolaşıyoruz!
Özel hastaneye götürdü. Ama özel hastanedekiler, “Biz kesinlikle müdahale etmiyoruz. Devlet hastaneleri bakıyor” dediler. Tekrar Levent'te devlete ait polikliniğe gittik. Devlet hastanelerinin de hepsi müdahale etmiyormuş. “En yakındaki Şisli Etfal Hastanesi'ne gitmeniz gerekiyor” dediler.
Şisli Etfal'e gitttik, malum orası anababa günü.
Acil kapısından giriş yaptım ama önce sıra numarası almam gerekiyordu. Bu arada üstüm başım çamur içinde, kıyafetler, iç çamaşırlar, atletim pantolonum yırtılmıştı. Acilde bir numara verdiler. Sarı alana gönderdiler beni. Renklerle ayırmışlar. Sarı, enfeksiyon hastalıkları demekmiş. Orada her şeyle kendim ilgileniyorum. Çünkü beni getiren müdürüm otopark bulamadı. Bir süre sonra gelebildi.
Acilde 2 kere sıra numarası!
Sarı alanda danışmaya geldim. Her tarafimin yara bere içinde olduğunu söyledim. Zaten üstüm başım kan içinde, elbiselerim yırtılmış. B Kapısı kliniğine gönderdi. Orası enfeksiyon bölümü, doktor ordaymış. B kapısı aşırı derecede kalabalıktı. Tekrar sıra numarası aldık. İnsanlar benim halimi görünce, sıralarını verdiler. Hastaneye gelen diğer insanların vicdanına kaldık. Doktor gelene kadar yine de bekledik. İnsanlar iyiniyet gösterince, ben girdim içeri doktor başkalarını muayene ederken. 10:18'de sıra numarası almışım. Her şey en az 20-30 dakika sürdü. Acilde asistanlar ve uzmanlar çalışıyor. Orada tamamen senin kişisel çaban, zorlamalarına bağlı her şey. Onların inisiyatifinde bir şey gelişmiyor.
Doktora ulaşana kadar iki buçuk saat!
08.30'de olay oluyor. Ama hastaneye gitmemiz, muayene olmamız 11.00'i bulmuş. Doktor zaten uzaktan baktı. Kapı zırt pırt açılıyor muayene sırasında. “Muayene etmeyecek misiniz?“ dedim. Uzaktan bakmakla yetindi. Kuduz aşısını hemen yan odada oldum. Pomad, antibiyotik ve tetanoz aşısı yazdı. Tekrar acile gönderdi. Acilde tetanoz oldum. Sonra pansumanımı yaptı görevli. “Çok boğuşmuşsunuz” dedi. Artık işimiz bitmişti, gönderdi. 5 işgünü rapor verebildi.
Dün tekrar gittim, işyeri için rapor almam gerekiyordu. Asistan doktora, “Beni niye muayene etmediniz?” dedim. Kanlıydı ne yapsaydım? Baktım ya” dedi. “Evet baktınız, uzaktan baktınız” dedim. Çok yetersiz bir doktordu, asistanmış zaten.
Bilgisayarlarda, merkezi entegre bir sistem yok. “Acilden giriş yaptığınız için, acilden ayrıca rapor almanız gerekiyor” dedi asistan doktor. Dolayısıyla ilk 3 günlük raporu alamadım. Sadece 5 günlük rapor alabildim. Normalde 8 gün olması gerekiyordu.
Halen fazla oturamıyorum.Bugün 7. gün. Mart'ın 11'inde ise dönmek zorundayım.
[İstanbul'dan Alınteri Okuru]