Baharı ısıtalım!..

Sözden çok sokağın ve eylemin konuştuğu bir çıkış noktasıdır bu günler...

GÜNCEL
Çarşamba, 6 Mart 2013 (13 yıl 8 ay önce)

Zorlu bir baharla karşı karşıyayız!.. Sınıf mücadelesi her alanda hükmünü yürütürken, tehlikeler kadar fırsatların da büyüdüğü bir döneme giriyoruz.
İnsanlığın kurtuluşu kavgasında yol gösterenlerin pratik sorumluluklarının arttığı zamanlardayız. Dünya ölçeğindeki sarsıntıların, bölgesel kaynamaların, Türkiye’de taşların yerinden oynamasının arttığı bir dönemin tarihsel sorumluluklarıyla karşı karşıyayız…

Neoliberal politikaların uluslar arası ölçekte iflasının sonuçları kendisini yoğun biçimde hissettiriyor. Emperyalist-kapitalizmin krizi, işçi sınıfı başta olmak üzere emekçilerin gelecek belirsizliğini derinleştiriyor. Ekonomik, sosyal, siyasal ve kültürel yıkım sadece yoksullaşma ve özgürlük yoksunluğunu değil, tepkilerin uçlarda birikmesini yoğunlaştırıyor.

Yunanistan’daki tablo Portekiz, İspanya gibi ülkelerden sonra şimdilerde İtalya’da kendini gösteriyor.

Yönetilenlerin eskisi gibi yönetilmek istemediği, yönetenlerin de eskisi gibi yönetemediği, toplumsal saflaşmaların keskinleştiği bir durum söz konusu. Kapitalizmi yıkıp işçi sınıfını ve emekçileri iktidara taşıyacak önderlik boşluğu her yerde sırıtırken, toplumda giderek her yöne savrulmaya açık ne yapacağını bilemeyen tehlikeli bir ruh hali yayılıyor.

Yunanistan’da bir taraftan Radikal Sol Koalisyon (SYRIZA) beklenmedik bir atak yapıp öne çıkarken, karşı kutupta benzer bir yükseliş gösteren kafatasçı faşist Altın Şafak gerçekliği var. İşin kötüsü, Syriza seçimlerde gösterdiği başarının arkasını getirmekte zorlanıyor. Sokak ve meydanlara hakimiyeti Altın Şafak saldırganlığına kaptırmış durumda. Parlamentodaki solcu milletvekillerinden sokaktaki göçmene kadar birçok insan bu faşist oluşumun şiddetinden nasibini alıyor. Bu gidiş, emekçi kitlelerin öncülerine ve özgüçlerine olan güveni sarsıyor.

Geçenlerde yapılan İtalya seçimlerinde de resmen ortadan ikiye bölünmüş bir toplum tablosu ortaya çıktı. “Merkez sol” ile “merkez sağ”, çoğunluğu oluşturamayacak şekilde neredeyse eşit oy aldılar.

Neoliberal kapitalizmin ve siyasetteki çürümenin kimi sonuçlarına yönelik bir tepkisellik dışında ne yapmak istediğine dair açık ve net bir programdan yoksun bir komedyenin başını çektiği popülist bir hareket, kısa bir süre içinde, yüzde 25 oranında oy alacak kadar güç toplayabiliyor ve bu şekilsizlik “yeni bir siyaset tarzı” olarak “umut” uyandırabiliyor.

“Dünya 1930′ların yeni bir versiyonunu yaşıyor” dediğimiz zaman, neoliberalizmin ideolojik yörüngesine girmiş zamane Bernsteincıları, “bunu da nereden çıkarıyorsunuz” diye soruyor; karşılık olarak, “burjuva parlamentoların itibarlarının parlatılacağı, toplumsal katılım mekanizmalarının genişletilip daha fazla işletileceği bir ‘demokratikleşme’ evresine girdiğimiz” masallarını anlatıyorlardı. Tarihin hangi yönde nasıl bir evrim içine girdiğini hem dünyada hem de Türkiye’de yaşayarak görüyoruz işte!..

Türkiye’de de bahara hareketli giriyoruz…

İşbirlikçi Türk tekelci burjuvazisinin sömürü marjını büyütecek olan istihdam stratejisi yürürlüğe girdi. Sağlık, eğitim, çevre ve barınma, sermayenin kar iştahına daha ileri düzeylerde yanıt verecek şekilde yeniden düzenlendi.

Bunlara karşı toplumun farklı kesimlerinde irili ufaklı tepki ve eylemler birbiri ardına baş göstermeye devam ediyor. İşten atmalara, taşeronluğa, sendikasızlaştırmaya karşı irili ufaklı direnişlerin birbirlerinin deneyimlerinden de öğrenerek çoğalmasına, HES karşıtı ve barınma hakkı temelli mücadelelere rağmen bir bütün olarak emek hareketi sokağın gücünü henüz yeteri kadar kullanamıyor.

Saldırının çapına rağmen işçi sınıfı ve emek hareketini kontrol altında tutmayı başaran rejim, emperyalist güçlerin de zorlaması ve desteğiyle, bölge denklemi içerisine daha ileriden yerleşme hevesiyle Kürt muhalefetini ‘sisteme entegre stratejisi’ni hayata geçirmeye soyunmuş durumda.

8 Mart’tan 1 Mayıs’a uzanan süreç, emek hareketi ve toplumsal muhalefet açısından bu toplam tablonun içerisinde daha farklı bir anlam taşıyor.

8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü, 12 Mart Gazi Antifaşist Halk Direnişi, 16 Mart Beyazıt ve Halepçe katliamları, 18 Mart Paris Komünü, 21 Mart Newroz, 30 Mart Kızıldere ve nihayet buralardan 1 Mayıs’a uzanan süreç, işçi sınıfı, emek hareketi ve toplumsal muhalefetin bütününün sokakta kendisini daha güçlü hissettirmesini koşulluyor.

Bu anlamlı günlerin herbiri, bugün yaşanan sorunlar ve arayışlar içerisinde, emeğin kurtuluşu kavgasının büyütülmesinin kaldıracı haline getirilmelidir!..
Bu tarihlerin her biri sadece anma, kutlama sınırları içerisinde bırakılmadan, emperyalist-kapitalizme karşı savaş çağrısına dönüştürülmelidir!..

Bu tarihlerin her biri, sözden çok sokağın ve eylemin konuştuğu bir çıkış manivelası haline getirilmelidir!..

Kendisini özgürlük ve demokratik hakların genişletilmesi kavgasıyla sınırlamayan, geleceği isteyen, sosyalizmi güncel mücadelenin harcı yapan bir ataklık sergilenmelidir!..

Sınıfın ne istediğini bilen öncü bölüklerine çok iş düşüyor. Sokağı büyütüp, baharı ısıtalım!..

[Alınteri'nin 2013 Mart tarihli sayısının başyazısıdır]