Kürt işçiler özgürleşmeden...

Marx, "İrlanda işçileri özgürleşmeden İngiliz işçileri özgürleşemez” diyordu. Bugün daha yüksek bir sesle “Kürt işçileri özgürleşmeden, Türk işçileri özgürleşemez” denilmelidir

GÜNCEL
Pazartesi, 11 Mart 2013 (13 yıl 7 ay önce)

Kürt işçiler özgürleşmeden, Türk işçiler özgürleşemez!


Karl Marx “İrlanda işçileri özgürleşmeden İngiliz işçileri özgürleşemez” diyordu. Bugün daha yüksek bir sesle “Kürt işçileri özgürleşmeden, Türk işçileri özgürleşemez” denilmelidir. Bu yaklaşım her türlü ezen ulus milliyetçiliği ve şovenizmin de panzehiridir.

Kürt sorunu üzerinden yoğun tartışmaların yürütüldüğü, pazarlık masalarının kurulduğu bugünlerde faklı ulus, inanç ve mezheplere sahip işçi sınıfının tutumu ve durduğu nokta daha fazla önem kazanıyor.

Sadece sınıf olarak değil ulus olarak da ezilen Kürt halkının dilini, kimliğini, kültürünü serbestçe kullanıp, geliştirmesi bunun olanaklarının yaratılması bir lütuf değil, bugüne kadar zorla bastırılmış temel bir haktır. Kürt halkına istediği gibi yaşama hakkının tanınması ulusların ortaya çıkıp devletleşmesinden bu yana engellenmiştir. Bu yönüyle Kürt ulusunun nasıl yaşayacağına karar vermesi, başkaları tarafından beğenilir ya da beğenilmez kendi tasarrufundadır.

Ezen Türk ulusundan işçi ve emekçiler bu tarihsel haksızlığı ve gerçekliği bilerek tavır belirlemek durumundadır. Çünkü ezilen ulusun çektiği acıları engelleyememiş olmanın ağır vebali vardır omuzlarında. Bu yüzden ırkçı, şovenist histeri ve yaklaşımlara arasına net mesafeler koymalıdır.

Bugün Kürt işçi ve emekçiler Diyarbakır gibi Kuzey Kürdistan metropolünde yüzde 60’ı aşan bir işsizlik sorunuyla karşı karşıya. Batı metropollerinde de işsizlerin ağırlığını Kürtler oluşturuyor. Kirli savaşın vahşetinden kaçıp batıda iş bulabilenlerse çoğunlukla her türlü güvenceden yoksun, kayıtdışı, taşeron, vasıfsız ve düşük ücretli ağır işlerde istihdam edilmekteler. Kirli savaşın gazabına uğramış milyonlarca Kürt Batı metropollerinde daha çok işsiz-işçi konumundalar ve işçi sınıfı cephesinde sayısı milyonlarla ifade edilen “en alttakiler”i oluşturmaktadır. Buralarda her türlü aşağılanma ilişkisi içerisinde, bilumum suç şüphelisi konumunda yaşamaktalar. Emperyalist metropollerde göçmen işçiler hangi sorunlarla karşı karşıyaysa, buralarda da Kürt işçi ve emekçiler benzer sorunlarla boğuşmaktalar.

Yersizleştirilmiş, yurtsuzlaştırılmış Kürt işçilerin barınma ve yaşam koşullarıysa başka bir ağır yüktür. Şantiyeler, barakalar, çok sayıda insanın bir arada balık istifi yaşadığı odalar… Yazdan yaza Çukurova ve Karadeniz bölgelerinde mevsimlik işçi olarak çalışan Kürt işçilerin karşı karşıya kaldığı sömürü ve zulümse ayrı bir gerçek…



Sermayenin emek üzerindeki tahakkümünü açığa çıkartıp mahkum eden Karl Marks “İrlanda işçileri özgürleşmeden İngiliz işçileri özgürleşemez” diyordu. Bu şiarı günümüz gerçekliğine uyarlarsak, bugün daha yüksek bir sesle “Kürt işçileri özgürleşmeden, Türk işçileri özgürleşemez” denilmelidir. Bu yaklaşım her türlü ezen ulus milliyetçiliği ve şovenizmin de panzehiridir.

Kuşkusuz bugün işbirlikçi Türk tekelci sermayesini pazarlık masasına oturtan olgulardan birisi emperyalist egemenlik çatışmasının odağında duran bölgesel gelişmelerdir. Bunun yanında, Kürt ulusunun örgütlü dinamik gücünü dağıtma hedefiyle birleşik, genç ve ucuz emek gücü olarak bu dinamiği her yönüyle sermaye birikiminin bir kaldıracı haline getirme hedefi vardır. Bir ucu Güney Kürdistan’a da uzanacak şekilde, “bölgesel asgari ücret” uygulamasıyla da birleşik genç ve ucuz işgücü deposu olarak Kuzey Kürdistan’ı 'Türkiye’nin Çini' yapma hayalini görmekteler.

Çalışma ve yaşam koşullarının iyileştirilmesi, özgürlüklerin genişletilmesi savaşımı bunlar göz önünde bulundurularak yürütülmek zorundadır. Bugün özellikle batı metropollerinde hizmet ve inşaat sektörü başta olmak üzere birçok alanda Kürt patronların kurduğu taşeronların çalıştırdığı kendi ulusundan işçiler en berbat koşullarda çalışıp yaşamaktalar. Ücretli kölelik koşullarını doğuran kapitalist çark parçalanmadan işçilerin gerçek anlamda özgürleşmesinin önü açılamaz.

İşçi sınıfı içerisinde Kürt-Türk, Alevi-Sünni gibi ayrım ve kamplaşma eğilimlerine karşı sürekli bir savaş yürütmek zorunludur. İşçi ve emekçiler arasındaki her türlü kamplaşma ve iç rekabet işçinin patron üzerindeki yaptırım gücünü engelleyen bir etkene dönüşmektedir.

Bu yönüyle mücadelenin sermayeye karşı emek eksenine oturması, Türk, Kürt işçi ve emekçilerin ezen ulus rejimine, işbirlikçi kapitalizmin sömürü cennetini büyütme hevesine karşı, birleşik mücadele içerisinde kardeşleşmenin yaratılmasıyla eşgüdümlü gelişecektir.
Müzakere sürecinin akışı sınıfsal çelişkilerin üzerini de örten ulusal etkenin ortadan kalkma yoluna girmiş olması imkânını yakınlaştırıyor. İşçi sınıfının farklı -etnik/ulusal- bölüklerinin kardeşleşmesi ve sosyalizm mücadelesinin zeminin daha sağlam hale gelmesinin olanaklarını büyütüyor.

Bu yüzden sınıf bilinçli işçiler bıkmadan usanmadan Kürt ulusunun kendi kaderini tayin hakkına saygıyı işlemeli, eşitlik, kardeşlik temelinde gönüllü birlik vurgusunu güçlendirmeli, sömürü cenderesini büyütecek olan bölgesel asgari ücret dayatmasına karşı, bölgesel değil, insanca yaşanacak ücret talebini yaygınlaştırmalı, ücretli kölelik düzenine karşı işçilerin birliği, halkların kardeşliği mücadelesine çağrıyı ve bu yönlü eylemli çıkışları büyütmelidir.

[Alınteri'nin Mart 2013 tarihli sayısının DSB köşesinden alınmıştır]