İHD Ankara Şube Cezaevi Komisyonu, Ankara'da tutsak yakınlarının da katıldığı bir eylem örgütledi
İHD Ankara Şube Cezaevi Komisyonu'nun örgütlediği eyleme YKM önünde bir araya gelen komisyon üyeleri, tutsak yakınlarının Adalet Bakanlığı'nın ek binası önüne gidip oturma eylemine geçilmesiyle başlandı.
Eyleme İHD ve Ankara Düşünceye Özgürlük Girişimi olarak katılan Mahmut Konuk, cezaevindeki hasta tutsakların insanlıkdışı muamelere maruz kaldıklarını, tedavileri hapishane koşullarında yapılamayacak derecede ağır olan hasta tutsakları devletin göz göre göre ölüme terkettiği, cezaevi revirinin hasta tutsakların gerçek durumlarını yansıtmadığını belirtti. Hasta tutsakların bu koşullarda yaşayabileceklerini söyleyerek bu yönde raporlar vermekte olduğunu dile getirdi. Konuyla ilgili basın metnini Sincan Cezaevi'nde tutsak ve böbrek yetmezliği olan Erol Zavar'ın eşi Elif Zavar okudu.
Basına ve kamuoyuna,Basın metnini okunmasından sonra İHD Genel Başkanı söz aldı. Cezaevlerinde yaşananların dünyanın hiçbir yerinde yaşanmadığını, Avrupa'daki insan hakları kuruluşlarının bile Türkiye'yi cezalandırdığını, cezaevlerindeki insanlıkdışı uygulamalardan vazgeçilmesi gerektiğini söyledi.
Ülkemizin kanayan yarasıdır cezaevleri. İnsan imha evleri olarak işlev gördü tarihimizde cezaevleri.
İşkence ve ateşli silahlarla cezaevlerinde sayısız insanımızı katletti devlet.
Şu anda da, bizler burada otururken, cezaevlerinde sessiz imha uygulanmakta. Bizlere ulaşan bilgilere göre, 2013 yılında onüç mahpus hastalıkları tedavi edilmediğinden, hastalıklarının tedavisine izin verilmediğinden cezaevinde göz göre göre ölüme terkedilmiş durumda. Halen 350’ye yakın tutuklu ve hükümlü ağır hastalıklarla boğuşuyor. Her tür tedavi olanaklarından yoksun yaşıyorlar. Yaşıyorlar diyoruz lafın gelişi ama her gün ölüme sessiz bir şekilde daha yakınlaşıyorlar. Gün oluyor içlerinden içeriden içimizden biri ölüyor, ölümleri kısa haber şeklinde geçiyor içimizi yakarak.
Devletin, yaşamlarından bire bir sorumlu olması gibi, tedavi edilmelerinden ve ölümlerinden de birebir sorumluluğu ise duruyor orta yerde.
Evet bu sessizliği kırmak gerek. Derneğimiz sessizliğe izin vermeyip konuyu gündeme taşımaya kararlıdır.
F tipi cezaevlerinde uygulanan ağır tecrit koşulları insan sağlığını hızla bozmakta ve hastalıkların seyri normalin çok üstünde hızlı bir şekilde kötüye gitmekte, bu da durumu ağırlaştırmaktadır.
Ölümler peşpeşe gündem oluşturduğunda bir yasa ile alelacele gündemi soğutma yoluna gittiler.
Basında bolca propagandası yapılan ismiyle hasta tutuklu ve hükümlüleri tahliye yasası çıkarıldı. Hasta tutuklu ve hükümlülerin tahliyesi ile ilgili bu yasa, sorunları çözmek bir yana çözümsüzlüğü ve beraberinde birçok sorunu içinde barındırıyor. Adli Tıp’ın bilimden, tıbbi etikten bir nebze olsun haberi olmayan, müthiş hekimlerinin elinden, mucize sayılabilecek bir süreçle raporu alabilirseniz ve raporu alırken hala ölmemişseniz, yeni ve daha muammalı tümüyle keyfi başka bir kapı çıkıyor karşınıza. Adli Tıp’ın, cezaevinde kalması hayati tehlike oluşturur raporu verdiği insanlar, bu yasaya göre, toplum için tehlike oluşturacağı gerekçesi ile serbest bırakılmayabilinecek. Hiçbir ölçüsü olmayan böyle bir karar yetkisi, tümüyle keyfiyet ve şantaj içermektedir.
Yasa çıktığından beri on kişiden fazla tutuklu ve hükümlü yaşamını yitirdi. Durum bu kadar açık ve net bir şekilde ortada iken susmak, sessiz kalmak olmaz. Sessizliği kırmak, cezaevlerindeki hastalara bir nesfes, bir umut olabilmek için, derneğimiz her hafta Cuma günü saat 12.30’da Adalet Bakanlığı’nın önünde olacaktır.
Hasta mahpuslar serbest bırakılsın!..