Türkiye'de karanlıkta kalan cinayetlerde devletin rolünü sorgulayabilirsiniz. Ama dava Hrant ise, üstelik sorgulayanlar arasında Ermeni de varsa, hop, dur bakalım
Olay şöyle gelişiyor. 2012 yılının 17 Ocak’ında Hrant Dink Cinayeti davasına bakan mahkeme kararını veriyor. Diyor ki, “Örgüt bulamadık. Sanıklar örgüt suçlamasından beraat etmişlerdir..” Bunun üzerine yıllardır Hrant Dink cinayeti davasını yakından izleyen kesimde bir şaşkınlık ve tepki oluşuyor. Gözler önünde duran örgütün nasıl bulunamadığına hayret ediliyor. Hükümet hayret ediyor, davanın savcısı hayret ediyor, sonrasında Cumhurbaşkanlığı’na bağlı Devlet Denetleme Kurumu hayret ediyor, herkes hayret ediyor ve karara tepki gösteriyor. Zaten bildiğiniz gibi, bu yıl başlarında Yargıtay Başsavcılığı da kararı beğenmedi ve yeniden yargılama istedi. Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nin hala kararını vermesini bekliyoruz.
Dava boyunca Jandarma, Emniyet, Valilik gibi kurumların cinayetten haberdar olduklarını ancak önlemek için bir şey yapmadıklarını gördük. Yokedilen, kaybedilen delliller, sim kartlar, kamera kayıtları gördük. Gereğince araştırılmayan ihbarlar, telefon mesajlaşmaları gördük.
Bu arada bir de yargılanamayan kamu görevlileri var. Bütün bu süreçte kusurlu oldukları yönünde ciddi bulgular var. Bunlardan biri bu yıl başlarında İçişleri Bakanı oldu. Biri Validir. Bir kısmı hala Emniyet’te etkin görevlerde. Bu isimler hala yargılanabilmiş değildir. AİHM’nin bu düzeyde etkin soruşturma yürütülmediği yönüde bir saptaması vardır. DDK da bu alanda etkin bir soruşturma yapılamadığına dikkat çekmiştir.
Beri yandan el atılan her gizli belgede, her darbe yargılamasında açığa çıkan belgeler , ihbarlar vardır. Bu belgeler ve ihbarlarda sürekli olarak Dink ve Santoro Cinayeti ile Malatya Katliamı’nın devlet içindeki gruplar tarafından planlandığı söylenmektedir. Mevcut yargı ve siyasi otorite bu belge ve iddiaların kamuoyuna yayılmasını yararlı bulmakta ancak gereğini yapmamaktadır. Böyle bir politika belirlemişlerdir. Üstelik son gelen haberler Kozmik Oda’da yapılan aramada da Dink cinayeti ile belgeler bulunduğu ve bu konuda yakın zamanda bir iddianame hazırlanacağı yönündedir.
Dolayısıyla elimizdeki bütün veriler devletin Dink cinayetinin içinde, kenarında, kıyısında ya da bir şekilde bundan haberdar olduğunu göstermektedir. Ve bu tablo, devletin cinayet öncesi ve cinayet sonrasındaki tavrı, konuyu yakından izleyen ve elbette devletin bu işlere bulaşmasından müthiş rahatsızlık duyan kesimlerce eleştirilmektedir.
Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Rober Koptaş ve Yazar-Yönetmen Ümit Kıvanç da işte bu tablo içinde kararın hemen sonrasında Habertürk televizyonuna çıkmışlar ve kararı, devletin, Hükümetin bu davadaki tavrını eleştirmişlerdir. Neredeyse herkesin yaptıgı gibi. Her karanlıkta kalan cinayet için yapılageldiği gibi. Çünkü biliyorsunuz, karanlıkta kalan tek cinayet Hrant Dink Cinayeti değildir. Uğur Mumcu, Abdi İpekçi, Ahmet Taner Kışlalı, Turan Dursun, Doğan Öz, Cevat Yurdakul, Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Musa Anter ve şimdi sayamadığım onlarca cinayet karanlıkta kalmıştır ve bu cinayetlerde devletin rolü hala tartışılmaktadır. Çoğu cinayet için devletin ya da kontrgerillanın işi içinde olduğu yönünde ciddi şüpheler vardır ve bildiğim kadarıyla bu yargıları, bu şüpheleri dile getirmek Türkiye’de suç değildir. Üstelik halihazırda devletin savcıları Turgut Özal’ı devletin öldürdüğünü ispatlamak için ciddi bir çaba içerisindedirler.
Ne diyorduk. İşte bu tablo içinde Koptaş ve Kıvanç kararı eleştirmişler, devletin bu cinayetteki rolüne dikkat çekmişlerdir, “devletin çeşitli birimlerinin suç ortaklığıyla işlenmiş bir cinayet” sonrasında aynı devletin sorumluları yargılamaya niyetli bir tavır göstermediğini söylemişlerdir. “Biz durduk yere devletin suçlanmasından zevk alan insanlar değiliz ama jandarmanın polisin istihbarat örgütlerinin bu cinayetin işleneceğinden haberdar olduklarını gösteren çok sayıda delil var” demişlerdir.
İşte bu ifadeler Antalya’da oturan bir vatandaşın tepkisine çekmiş. Bir ihbar dilekçesi yazmış. Demiş ki:
Rober Koptaş ve Ümit Kıvanç adlı TC vatandaşları (belli ki Ermeni) Hrant Dink davası ile ilgili olarak TC devletinin katil olduğunu ve katilliklerine devam ettiğini, ayrıca yargılama süreci hakkında nahoş kelimeler kullanmalarını bir Türk vatandaş olarak kabul etmediğim için size bildirmek isterim. Gereği için...Sonrasında savcılık bunu işleme koymuş,. İlgili programın kaydını istemiş, ihbarcının ifadesini alınmasını istemiş, ihbarcı ifadesinde Türkiye Cumhuriyeti devletinin ve yargının küçük düşürüldüğünü yinelemiş. Ve bunun peşine de soruşturma başlatılmış.
Kamu görevlilerinin Dink cinayetinde sorumluluklarının bulunduğu incelemeler ve soruşturmalarla tartışmasız bir biçimde açığa çıktı. DDK, Başbakanlık Teftiş Kurulu tarafından da tespit edildiği gibi bu durum, AİHM tarafından da karara bağlandı. Buna rağmen kamu görevlileri hakkında dava açılmadı, açılan davalar ise görevi kötüye kullanma suçlaması ile sınırlandırıldı. Savcılık dahi soruşturmanın yeterli etkinlikte yapılamadığını söyledi. Koptaş ile Kıvanç tarafından dile getirilen görüşler bunlardır ve bir suç unsuru bulunmuyor. İhbarda bulunan şahsın rahatsız olduğu olgunun, devletin kendi makamlarınca dile getirildiği göz önüne alındığında bu ihbarın ciddiye alınmaması gerekiyordu.Durum gayet açık. Şimdi. Bunlara ilave olarak benim anladığım kadarıyla şöyle bir durum daha var. Bu ülkede birçok cinayet için birçok kesim, devletin (ki, kendisi soyut bir kişiliktir) işin içinde olduğunu söyleyebilir. Mesele olmaz. Ancak ne zaman ki bir Ermeni’nin öldürülmesi ile ilgili davada biri Ermeni iki kişi televizyonda devletin de işin içinde olduğunu söylerse bazı vatandaşlar “bir Türk olarak” bundan rahatsız olur ve ihbarda bulunabilirler. Savcılık da bu “belli ki Ermeni” ifadesindeki ayrımcılığa takılmadan yapılan ihbarı gündeme alıp soruşturma başlatabilir. Oysa aslına bakılırsa savcılığın belki de bu ihbarcı vatandaşa bazı sorular sorması gerekirdi. “Bu sözleri Ermenilerin söylemesi mi problem oluşturuyor?” demesi gerekirdi. Savcılık bunu dememiş, ihbarı işleme koymuştur.