"Yoldaşlar burada beklemeyelim, topluca güçlü bir hücuma kalkmalıyız" diyerek üzerlerine koşmaya başladık
Sabah 09:00 sıralarında Şişli'ye geldiğimde bütün sokak ve caddeler polisler tarafından tutulmuştu, ama insanların gelip geçmesine engel olmuyorlardı. 1 mayıs kutlamasına gelenler küçük gruplar halinde etrafta dolaşıyorlardı. Merkez Camii'nin oraya kadar gittim, kardeşim ve kız arkadaşıyla buluştuk.
Neredeyse bütün dükkanların kepenkleri kapalıydı. Neyapacağımıza karar vermeye çalışırken üzerimize gaz bombaları yağmaya başladı. Meydanda çok az sayıda insan vardı ve bütün çıkışları tutmuşlardı. Kepengi açık olan bir pastaneye sığındık. Bazılarımız fenalaştı, yanında limon ve elma sirkesi getirenler sayesinde toparlanabildik. Dışarı çıkmaya karar verdik, tekrar gaz saldırısı başladı, yeniden pastaneye girdik. Pastaneci bende sizdenim, size yardımcı olmak için dükkanımı açtım deyince hem şaşırdık hem de sevindik. Teşekkür ederek tekrar dışarı çıktık. Dışarıdan bir grubun sloganlarla polis barikatına gelmesiyle polisler barikatı kısmen açtılar. Sıkışıp kalmıştık ve bu fırsatı değerlendirerek oradan çıkmaya karar verdik. Açılan yerden dışarı çıkarak Çifte Cevizler tarafındaki sokaklara yöneldik.
Orada Gazi'den gelen karı-koca iki arkadaşa rastladık. İnsanlar sağda solda sokak başlarında bekleşiyorlardı. Yaşlı bir amca çantasında sapan olduğunu söyledi. Ben bunu beceremiycem size vereyim deyince Gazi'li arkadaş alıp cebine koydu. Arka sokaklardan Taksim yönüne doğru yürümeye karar verdik. Biraz ilerledikten sonra ara sokaklardan birinde çok sayıda yüzleri sarılı göstericilere rastladık ve onlara katıldık.
Çok geçmeden bulunduğumuz sokağa gaz bombalarıyla müdahale başladı. Arkadaşlar civardaki kahveden aldıkları masa örtüsünü bölüşerek yüzlerini sardılar. Bende tişörtümü ıslatarak yüzüme sardım. Kaldırım taşlarını asvalta vurarak parçaladık ve polislere atmaya başladık. Bir yandanda sloganlar atıyorduk. Neredeyse 45 yaşında olduğum halde ilk defa böyle bir çatışmada yer alıyordum. İlk başlardaki acemiliğimi kısa sürede attım. Polisler gaz bombalarını atınca biz geri çekilip gazın uçmasını bekliyor, sonrada taşlar ve sloganlarla hücuma kalkıyorduk. Taş atmak için en öne koşuyor, taşlarımızı savurup geri dönüyorduk. Bir süre sonra hemen yanımızdaki diğer bir sokaktan gaz bombaları atmaya başladılar, bir kısmımız taşlarla o sokağa yöneldik, gaz atan polisler caddeye doğru geri çekildiler.
Bir toma aracı polislerin mevzilendiği caddede çatıştığımız sokak başlarına su sıkarak hareket ediyordu. Etraftan bulduğumuz birkaç parça eşyayı sokağın başına taşıyarak zayıfta olsa bir barikat kurduk. Tomaya sloganlar ve zafer işaretleriyle saldırmaya başladık. Su sıktığı zaman kapı girişlerine, arabaların arkasına geçerek ıslanmamaya çalışıyorduk. Yarımboy bir kaldırım taşını gövdesine indirebildiğim için çocuklar gibi sevinmiştim. Hatta bir ara sıkıştırdık ama caddedeki polislerin gaz bombalarıyla yeniden saldırması sayesinde elimizden kaçmayı başardı.
Göstericilerin bir kısmı korkularını tam olarak yenemedikleri için daha gerilerde kalmayı tercih ediyorlardı. Bir ara geriye doğru giderek arkadaşlar taş kırın, bize taş getirin dedim. Yüzü sarılı genç bir kadın gösterici mahçup bir şekilde hızla yanıma geldi ve elindeki taşı bana verdi, teşekkür edip taşı atmaya gittim.
Bir süre sonra polisler birçok noktadan yoğun gaz bombardımanıyla saldırıya geçtiler. Bazılarımız Cevahir Otelin önündeki çimenlik alana çekildik. Burada BDP kitlesi vardı. Yaşlısı genciyle Kürt kadınları, erkekleri ellerinde bayrakları, flamalarıyla bekliyorlardı. Üzerim sırılsıklamdı, bir kaç arkadaşa rastladım ve burada biraz dinlenip kurumaya karar verdim. Geri çekilirken birlikte olduğumuz arkadaşlarla kopmuştuk, ama haberleşebiliyorduk. Çatışmalar boyunca bu kopup birleşmeler birkaç kez yaşandı.
Kuruyacak kadar zamanım olmadı, orayada gaz atmaya başladılar. Bulunduğumuz yer biraz yüksekte kalıyordu. Aşağımızda dere diyebileceğim bir yer vardı. Polisler dereye kadar inmeye çekiniyorlardı, derenin biraz yukarısına kadar gelip oradan gaz atıyorlardı. Derede toplanan çok sayıda gösterici polisi püskürtmekte zorlanıyordu. Aslında ciddi bir hücumla o noktayı alabilirdik ama taş atıp geri çekilmeler dışında birşey yapılmıyordu. Birbirimizi tanımadığımız halde bir kaç kişi kendiliğimizden kitlenin arasına girip "yoldaşlar burada beklemeyelim, topluca güçlü bir hücuma kalkmalıyız" diyerek ellerimizde taşlarla slogan atarak, bağırarak üzerlerine koşmaya başladık. Bir anda tam bir taarruz başladı. Polisler büyük bir panik halinde yokuş yukarı kaçmaya başladılar. Dereyi ve derenin ulaştığı düzlüğü almıştık. Düzlüğe açılan sokaklardan ikisinin girişine barikat kurduk, yorulmuştuk, susamıştık. Bir apartmanın en üst katında bir teyze aşağı sepet salarak evindeki bütün limonları bize verdi. Başka bir evin penceresinden birkaç tane limon attılar. Barikatta herkes birbirine limon ve su ikram ediyordu. Elma sirkesi ikram eden bile vardı.
Yüzüme sardığım tişörtü çıkarıp ıslatarak yeniden yüzüme sardım. Bunu yaparken elimdeki taşları yere bırakmıştım. Tam o sırada önümden geçen yüzü sarılı bir kadın gösterici yere bıraktığım taşların en büyüğünü alarak barikatın başına gitti. Peşinden gidip omuzuna dokundum, bana döndü. "O taş benim" dedim. Önce şaşırdı sonrada gülümseyerek taşı bana verdi...
[Bir Alınteri okuru]