"Vazgeçiremeyeceksiniz"

Onları anmak devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmektir. Biz hala son sözümüzü söylemedik

GÜNCEL
Salı, 7 Mayıs 2013 (13 yıl 6 ay önce)

Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan, Hüseyin İnan katledilişlerinin 41. yılında Esenyurt’ta yapılan bir törenle anıldı.

Nazım Hikmet Parkı’ndaki Deniz, Yusuf ve Hüseyin’i simgeleyen yan yana dikili Üç Fidanlık’ta yapılan anmaya farklı kurum ve kitle örgütlerinin yanında Esenyurt emekçileri de katıldı.

Saygı duruşuyla başlayan anma lise öğrencisi Tanya Güyük tarafından seslendirilen Gemerek türküsünün hep bir ağızdan söylenmesiyle devam etti.

Anma töreninde genç bir lise öğrencisi tarafından okunan basın metninde şunlara değinildi:

Denizler 40 yıl önce bugün idam edildiler. Onları asan gerici iktidarın sömürü ve zorbalık düzeni, aradan yarım asra varan uzun bir süre geçmiş olmasına karşın bu devrimci militanları halkın kalbinden söküp atamadı.

Onlar son sözlerini idam sehpasında söylediler ama biz hala son sözümüzü söylemedik.

6 Mayıs 1972’de darağacında katledilen üç fidan da;

Kızıldere’de katledilen Mahir ÇAYAN ve yoldaşları da;

İşkencelerde ser verip sır vermeyen İbrahim KAYPAKKAYA da bu ülkede onurlu olmanın, yiğitliğin sembolü oldular. Onları romantik birer kahraman olarak göstermeye çalışanlar, Denizlerin değerlerini ortadan kaldırmak isteyen, arsızlığın ve çürümüşlüğün sembolü olanlardır.



Onları anmak devrim ve sosyalizm mücadelesini yükseltmektir.

Asimilasyona ve inkâr politikalarına karşı her kimliğin kendini ifade etmesi gerektiğini savunmaktır.

Suyuna deresine yaşam alanlarına sahip çıkmaktır, ataerkil düzene karşı kadınların verdiği mücadeledir.

Dindar bir nesil çocuk işçi ve gelinler yetiştirmek isteyen sermayenin yönelimleri doğrultusunda işleyen eğitim sistemi ve zihniyetine karşı durmaktır.

Suriye’ye emperyalist müdahaleye karşı çıkmaktır, faşizme ve baskılara karşı isyan etmektir.

Denizlerin, İbrahimlerin, Mahirlerin yoldaşları olmaktan, onları anmaktan gurur duyuyoruz, halkın mücadelesini vermekten gurur duyuyoruz!

Peki siz halkını sevenleri halkı için mücadele edenleri içeri tıkmaktan, işkencelerden geçirmekten, sokaklarda faili meçhullerde öldürmekten, hakkını aramak için sokağa çıkan emekçilere saldırmaktan gurur duyuyor musunuz?

Devlet tarafından idam sehpasına gönderilen üç yiğit devrimci, darağacına yürürken dahi devrim ve sosyalizm mücadelesine olan inançlarını haykırdıklar, ölüme giderken bile düşmanlarına korku saldılar, gelecek kuşaklara umut olup, ışık oldular.



Bugün onları anlamak, yapmak istedikleri her şeyi şimdiki hayatta yeniden kurmak ve siper yoldaşlığı, dayanışma bilinciyle o yoldan yürümekle olur. On binlerce faili meçhulün, siyasi cinayetlerin, kayıpların, yok etmelerin bulunduğu bu köhnemiş düzen sallanıyor. Kapitalizmin her şeyi yuttuğu bu ortamda AKP’nin yoksuldan çalıp zengine aktardığı çılgın politikalarla soyup soğana çevirdiği işçiler, işsiz kalan milyonlar, 'Ayaklar baş olursa kıyamet kopar' diyen başbakana inat 'Baş olan ayaklar' Denizlere, Mahirlere, İbolara sahip çıkıyor.

Onların adlarını anan sanatçıları, öğrencileri cezalarla yıldırmaya çalışsalar da bu halk hala onları anıyor, miraslarına sahip çıkıyor. Doğan bebelerine, gelecek umutlarına onların adlarını veriyor.

Tıpkı gelecek güzel günler gibi, özgür bir dünya insanca yaşam özlemi gibi, devrimci önderlerini de çocuklarının adlarında, yüreklerinde, beyninde yaşatıyor, büyütüyor!

Onların adlarını, anılarını, ideallerini hafızalarımızdan silmeye, yarattıkları karanlıkta yok etmeye çalışanlara inat bugün buraya çocuklarımızla geldik.

Ne kadar baskı yapsanız da adlarını tarihten, belleklerden silmeye çalışsanız da halk evlatlarını sahiplenmekten vazgeçmeyecek, çünkü onlar yaşanılası güzel bir dünya özleminden ve halkını sevmekten vazgeçmediler;

Denizler darağacında, Mahir kuşatmalar altında, İbo işkencelerde vazgeçmedi. Bu halk da baskılara boyun eğmeyecek, onları anmaktan, yaşatmaktan vazgeçmeyecek, vazgeçiremeyeceksiniz!..