Ellerinde binlerce devrimcinin kanını taşıdığı halde bunu bir devlet görevi gibi izah edenlere, sadece onların suç ortakları helallik verir
“Ben işkence gördüm” denildiğinde bütün adresler aynı mekana ve insanlıksuçu işleyen bu adamlara çıkar. 12 Eylül vahşetinin “our boys”ları olan bu zavallılar ya kanser illetine yenik düşerler ya da bunalıma girip intihar ederler. Çünkü ruhları karanlık olanlar, kabusla yatıp korkuyla sıçrarlar.
Ankara DAL, İstanbul Gayrettepe, Adana Polis Koleji koridorları insan çığlıklarıyla yankılanırken, bu insanlık müsveddesi işkenceciler paşa babalarının huzurunda yaptıklarıyla övünürler. Yarın cenazesi kalkacak olan Hayri Kozakçıoğlu için musalla taşında “nasıl bilirdiniz” denildiğinde, “iyi adamdı” denilecek. Vicdanını dinleyecek kimse olmayacak. Binlerce devrimcinin kanını üzerinde taşıyan, yuvasını yıkan, zulmeden, hatta yaptığı insanlık suçunu gayet normal bir devlet görevi gibi izah edenlere, sadece onların suç ortakları helallik verebilir. İsmin Hayri Kozakçıoğlu, Ünal Erkan, Mehmet Ağar, Kemal Yazıcıoğlu ya da onların ardılları olan tescilli işkenceliler olsa ne değişir?
Yapan yaptığıyla övünüyor. Acı olan da bu ya. Hayri Kozakçıoğlu’nun mülki amiri olduğu Adana’da binlerce insan işkenceye maruz kaldı. Korgeneral Nevzat Bölükgiray ile Çukurova halkına zulmedenlerin başında gelen bu isim unutulur mu? Kürdistan’a OHAL valisi olarak atandığında, kirli savaşı başlatacak uzman olarak yetkilendirilen; yakılan evlerin, dağıtılan yuvaların, boşaltılan köylerin vebalini taşıyan bu azılı halk düşmanı işkenceci unutulur mu?..
O da diğerleri gibi çalar çırpar devletin malını mülkünü. Nasıl olsa “devlet deniz, yemeyen keriz” anlayışının revaçta olduğunu iyi bilir. Bir başka hırsız kendisinden habersiz yaptığı için duruma el koyar. Ama yine kurtarıcısı “devlet baba” devreye girip açıklama yaptırmaz. “Çünkü şeffaf devlet” zarar görür. Ne yazık yürekli bir aydın, savcı, hakimin olmadığı bu coğrafyada soruşturma dahi açılmaz.
Böyle mi olacaktı sonunuz?

Bugün Kozakçıoğlu canına kıydı veya susturuldu. Çok şey bilmesi devletin bekasını da rahatsız etmiştir kuşkusuz. Bu yöntemlerin uzmanı bu kez gafil avlanmışa da benziyor. Sıra kime gelir, onu da zaman bilir.
Bir zamanlar basın karşısında çıktığında briyantinli saçları artık dalgalanmayacak. Basına boy boy pozları yansımayacak. Bir dönem basının ilahileştirdiği sınırsız yetkili OHAL Valisi, şimdi ardında dört punto “intihar etti” manşetiyle öldü. İnsan dönüp geriye bakınca “ne acı” diyor. Ne acı ki senin, kankaların Mehmet Ağar, Ünal Erkan, Kemal Yazıcıoğlu ve bilimum işkence uzmanlarının geride bıraktığı yıllarca zindanda yatan, çoğunun fiziksel rahatsızlığı olan, onlarcasının ölüm oruçlarından kaynaklı Korsakoff hastalığını gölge gibi kendisiyle taşımalarına karşın inadına yaşama tutunmaları ya sizi kahreden!..
İşte yolun sonu... Buraya kadar bay Kozakçıoğlu!.. Senin de yolun düştü Teşvikiye Camii önüne. Bilinen güzergah Zincirlikuyu. Ardınızda bıraktığınız çığlıklar top mermisi gibi gürleyecek.
“Bitmedi daha sürüyor o kavga
Ve sürecek
Yeryüzü aşkın yüzü oluncaya dek!”
A. Vural -Bir Alınteri okuru