Ankara'da gerçekleştirilen "Demokrasi ve Barış Konferansı"nın ilk gününde görüşler, kaygılar dile getirildi
Abdullah Öcalan'ın çağrısı ile gerçekleştirilmesi kararlaştırılan "Demokrasi ve Barış Konferansı"nın ilk ayağı 25 Mayıs'ta Ankara'da bulunan Sürmeli otelde sabah saat 10.00 itibari ile başladı.
Yaşar Kemal, Tarık Ziya Ekinci, Vedat Türkali, Orhan Pamuk, Murathan Mungan, Rakel Dink, Prof. Dr. Yakın Ertürk, Prof. Dr. İoannaKuçuradi, Prof. Dr. Gençay Gürsoy, Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı ve Arif Sağ’ın çağrıcısı olduğu konferansın 420 imzacısı bulunuyor.
Konferans çağrıcılardan Yaşar Kemal ve Vedat Türkali sağlık durumları nedeniyle katılamadı. Konferansa, BDP Eş Genel Başkanları Gültan Kışanak ve Selahattin Demirtaş, BDP Milletvekilleri Erol Dora, Pervin Buldan, Sebahat Tuncel, Ertuğrul Kürkçü, Hasip Kaplan, Sırrı Sakık, Ayla Akat Ata, İstanbul Milletvekili Levent Tüzel, DTK Eş Başkanı Aysel Tuğluk, SDP Genel Başkanı Rıdvan Turan, ESP Genel Başkan Yardımcısı Fadime Çelebi, ÖDP Genel Başkanı Alper Taş, Halkevleri Genel Başkanı Oya Ersoy, Arif Sağ, Suavi, Ferhat Tunç, Ertuğrul Mavioğlu, Mete Çubukçu, CHP İstanbul Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, KESK Genel Başkanı Lami Özgen, Doç. Dr. Nuray Mert, DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu ve bir çok demokratik kitle örgütü temsilcisi, aktivisti ve üyesi katıldı.
Yaşar Kemal, Vedat Türkali, Murathan Mungan, Orhan Pamuk'un ve Rakel Dink'in mesajları okundu. Vedat Türkali mesajında, “İlk defa kan durdu; bu yüzden Öcalan’a büyük bir sevgi duyuyorum” dedi. Katılım sağlayamayan çağrıcıların bir kısmı sağlık sebeplerinden ötürü bir kısmı ise farklı yoğunluklarından ötürü katılım sağalayamadıklarını konferansa ilettiler.
Açılış konuşmasını BDP Milletvekili Sırrı Süreyya Önder yaptı. Önder konuşmasında kısaca şu ifadelere yer verdi; “Konferans kalıcı barışın tarihsel anlamı gereği hepimiz için yön belirleyici pusula niteliğindedir. Türkiye Cumhuriyeti kurulduğu dönem asli unsurların yok sayılmasıyla sistem zulme sığınıp gericileşmiştir. Konferansın Ankara’da toplanması bu gerçekliğe bakıldığında ayrı bir simgesel öneme sahiptir.
Barışa, gerillanın sınır dışına silahlarıyla çekilmesine dahi direnenler, barış için sokağa çıkanları protesto edenler ne bu halkın iradesini ne de bu halkın mücadelesini tanıyamamıştır. Elbette bugün bu kadar muhteşem bir ideal için, kalıcı barış için burada bulunmayı içine sindiremeyenler varsa, bu onların ideolojik ve vicdani bakımdan barış gibi bir dertlerinin olmayışından kaynaklanmaktadır.
En yalın ve en onurlu haliyle bu barış için canlarını feda eden, her alanda mücadele eden dostlara bu konferansın ve ebedi barışın gerçek sahipleri olacakları için şükran duyuyoruz. Zafer, hapishanelerden dağlara, akademilerden fabrikalara bulunduğu tüm alanları birer eğitim, eşitlik, barış ve özgürlük yuvası haline getirenlerindir. Zafer, barış ve demokrasi uğruna binlercesini yitirdiğimiz kardeşlerimizindir. Zafer, barışındır” diyerek sözlerine son verdi. Önder'in açılış konuşmasının ardından konferansın üç paralel toplantı ile sürdürüleceği duyuruldu. Toplantı başlıkları şu şekilde belirlendi: "Hakikat, Yüzleşme ve Adalet", "Hukuk, Yol Temizliği ve Yeni Anayasa", "Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Mücadele"
Katıldığımız "Barışın Toplumsallaşması ve Demokratik Mücadele" konulu toplantıda, Barışın toplumsallaşması için neler yapılabilir? Ortak ve demokratik geleceğimiz nasıl kurulabilir? Barışı nasıl kapsayıcı ve sürdürülebilir kılarız? Akil İnsanlar ve Meclis'te kurulan Araştırma Komisyonu çalışmaları hangi aşamada? Dünyada bu süreçlere dahil olma aşamasında yapılmış olanlar neler? Süreci nasıl ilerleteceğiz? Demokratik yeniden yapılanma sürecinde toplumsal mücadelenin örgütlenmesi için neler yapılabilir? Konferans çalışmaları nasıl sürdürülebilir?" alt başlıklarının tartışılacağı toplantının sonunda "Barış ve Demokratik Mücadele Komisyonu" kurulacak.
Toplantı salonlarının ayrışmasından sonra divan seçimi yapıldı. Divan oluşumunun ardından konuşma yapan Murathan Mungan “Kürtlerle nasıl barışacağız?” diyerek başladığı konuşmasında, “Belleklerde farklar var. ‘Edirne’den Ardahan’a bölünmez denilen vatan, Uludere’den Susurluk’a, Reyhanlı’dan Roboski’ye bölündü. Kinden arınarak ama yaşananları unutmadan barışı sağlamalıyız. Kimliklerimizin faizini yakma zamanıdır. Tarihimize ve toprağımıza sahip çıkacaksak, 2015’le ilgili borcumuzu da ödememiz gerekiyor. 1905 yılından yaşatılan katliamında bedelini ödemeliyiz. Ermeni katliamının sorumlularından hesap sormalıyız ve bununla yüzleşmeliyiz. Kürt kimliği, dili, mücadelesi gözetilirken sınıf gerçeği asla unutulmamalıdır. İnananların, kitaplı dinlerin haklarını savunurken inanmayanların haklarını da savunmamız gerekiyor” dedi.
Vedat Türkali'nin okunan mesajında; “Öcalan’ın Newroz’da yaptığı konuşmaya kimi insanlar takıldı. Ama sonuca bakmak gerekir, yaptığı etki çözüm yolunu açmıştır. Yolu açtı, dağı temizliyor. Karayılan’ın tutumu da doğru bir tutumdur” ifadeleri yer aldı.
Yazar Yaşar Kemal'in mesajında ise “Dünya çiçekli bir kültür, kültürler her zaman birbirlerini besler. Ey Türk halkı, Kürt halkı bu toprakların kültür zenginliği olan tüm halklar, sözüm hepinizedir. Gelin yüreğimizle el ele verelim. Demokrasi onuruyla yaşamak, kendi dilini ve kültürünü de onurla taşımak ve yaşatmak demektir. Dilini ve onurunu istemek en temel ve doğal haktır” vurgusu vardı.
Daha sonrasından söz alanlar arasında çok çeşitli çevre ve kesimlerden isimler yer aldı. Eşber Yağmur Dereli'den Akın Birdal'a Milletvekillerinden çeşitli sivil toplum örgütlerine, Alevi Bektaşi Fedarasyonu temsilcilerinden gazeteci ve yazarlara kadar her kesimden her bakış açısından insanlar barış ve barışın toplumsallaşması konusunda düşüncelerini önerilerini ve kaygılarını dile getirdiler.
Konuşma yapanlardan BDP Eş Genel Başkanı Gülten Kışanak, yeni başlayan süreci geçmiştekilerden ayıran en büyük özelliğin ‘şeffaflık’ olduğunu belirterek, “Şimdiye kadar görüşmeler daha çok gizli-kapalı, kamuoyuna açıklanmayan mahiyetteydi. İlk kez siyasi iktidarın da Kürt hareketinin de sahiplendiği bir süreç başladı. Bu özelliği nedeniyle Öcalan’la devlet heyeti arasındaki görüşmeler tarihseldir ve geri dönüşü olmayan bir yolun başına getirmiştir” dedi. Demokratik mücadele ve siyasetin önündeki engellerin kaldırılmasına ihtiyaç olduğunun altını çizen Kışanak, “Sürecin demokratik bir anayasayla taçlandırılması gerekiyor. Bu konferansta bunu da tartışacağız” dedi.
Kışanak'ın ardından söz alan Ertuğrul Kürkçü'nün konuşması ilk gün ki konuşmacılar arasında hemen hemen tek sınıf vurgusunun yapıldığı konuşma olması itibari ile ilgi çekiciydi. Kürkçü konuşmasında, halklar arasında barışın tesis edilmesi için mücadele yürüttüklerinin vurgusunu yaparken sınıf savaşımının süreceğinin altını çizdi.
Konferansta konuşmacıların yoğun olarak altını çizidikleri diğer bir husus ise konferans çalışmasının burada son bulmaması, yerellere taşınması, süreklileştirilmesi ve geniş kesimlerce de sahiplenilmesi idi.
Konferansa katılım ya da destek sağlamayan kesimlerin sürecin dışında bırakılacağı ve ötekileştirileceği ve olası süreçte doğabilecek olası bir olumsuzlukta dahil olmadıkları için en çok da onların sorumlu olacakları ve hesap sorma haklarının olmayacağı kaygısı da vardı.
İlk gün ki konferans saat 19.30'da divanın çağrısı ile sona erdirildi. ilk gün yapılacak konuşmalar ve öneriler üzerinden divanın bir sonuç bildirgesi hazırlayacağı ve ikinci gün bu sonuç bildirgesinin tartışılacağı duyuruldu.