Ücretsiz sağlık emekçileri

GÜNCEL
Pazartesi, 3 Temmuz 2006 (20 yıl 3 ay önce)

EVRENSEL - Cumartesi gecesi bir kamu hastanesinin yoğunluğunu çok yakından hissedebilme olanağı buldum. Kızım düşüp de dizini yaralayınca, kırık kaygısıyla yollara düştük. Hastanede çok sayıda sedye olduğunu görünce de sevindik tabii. Sevinmek için erken olduğunu anlamalıydık. Sedyeye yerleştirdiğim kızımla beraber kalabalıkların arasından geçebilmek hiç kolay değildi. Sedyelerin ne kadar ağır olduğunu, başına buyruk araçlar arasında önde geldiğini böylece yaşayarak öğrenmiş olduk. Ancak, bu hastane yolculuğumuz bize çok önemli deneyimler kazandırdı. Bir hekim olarak da gözlediğim bir özelliği, bu kez bir hasta yakını olarak doğrudan yaşadım.

Hasta yakını kavramının nasıl da olmazsa olmaz bir kavram olduğunu, insanlarımızın hastanelere neden 2-3 kişiyle değil de, 10-15 kişiyle birlikte akın ettiğini ancak yaşayarak öğrendim. Acili mahşeri bir kalabalığa çevirdikleri düşünülen o insanlarımızın hiçbiri işlevsiz değildi aslında. Kocaman canlı bir organizmanın ihtiyaca göre hızla ve yararlı devinimleri, kamu hastanelerinde çökertilen sağlık hizmetlerinin çok önemli bir açığını kapatıyordu. İhalelerle taşeron firmalardan sağlanan ve açlık sınırında ücretlerle çalıştırılan az sayıda yardımcı sağlık personelinin yetişemediği her yerde, hasta yakınları vardı. Serum askıları yetersizse üzülmemek gerekirdi. Hasta yakınları ne güne duruyordu.

Bizim gibi çekirdekten de küçük, bir anneyle bir çocuktan oluşan ailemizin yaşadığı zorluklar fark edilmekte gecikmedi. O ağır sedyeyi taşımakta zorlandığımı fark etmeleriyle birlikte dört koldan yardımlar geliverdi. Düşük yapan gelinini beklemekte olan çarşaflı bir kadıncağız, torunu için hazırladığı battaniyeyi kızımın başının altına şefkatle yerleştirdi. Üçüncü kattan düşmüş bebeğin tomografisi gecikmeden çekilsin diye hep birlikte mücadele edildi. O yoğunlukta yorgun düşmüş sağlık çalışanları ve hekimler yerine, gereken empati ve sevgiyi hasta yakınları sağlamaktaydı.

Zaman zaman kalabalığın dağıtılması için girişimler olmuyor değildi. Ancak bu dağıtma eylemi, bir sonraki ihtiyaca kadar dayanabiliyordu. Sedyeyi itmek, sedyede yatan hastanın serumunu taşımak, çıkan filmleri almak, hastayı sedyede rahat ettirmek, suyunu içirmek gerektiğinde, o muhteşem kalabalık anında görev başında oluyordu. Birkaç dakikalık dağıtma girişimleri dışında, hizmette kusur yoktu.

O gece taşeronlaştırmanın bir sonraki basamağını böylece yerinde görmüş olduk. İnsanlarımız, ücretsiz sağlık emekçileri olmuştu. Arı gibi çalışan bu sağlık emekçileri ordusu, yaşamın hiçbir alanında başaramadığımız düzeyde bir dayanışma gösteriyordu. Tüm ayrımcılıklar, acilin kapısından girerken bırakılmıştı. Üstelik hastalarla bire bir uğraşmak zorunda kalan bu geçici sağlık emekçileri, o anda hastalarının en ciddi sağlık sorunuyla karşı karşıya kaldıkları koşullarda dahi, soğukkanlılıklarını korumak zorunda kalıyorlardı, çünkü kendilerine ihtiyaç vardı. Hasta hakları kavramının gündeme taşınması ile birlikte, hasta ve hasta yakınlarının tıbbi süreçlere katılması yaklaşımından kastedilen elbette bu değildi. Ancak bu yaklaşımın çok ötesine geçen hayatın ta kendisinde, katılımın anlamı bütün çıplaklığı ile görülebiliyordu.

Sağlık çalışanı sayısının yetersizliği, uygulanan sağlık politikalarının acımasızlığı içinde, insanlarımız geliştirdikleri dayanışma ağı ile yaralarına merhem olmaya çalışıyorlardı. Aklıma takılan bir konu vardı yalnızca… Bu ücretsiz sağlık emekçilerinin hiçbiri kılık kıyafet yönetmeliğine uygun giyinmemişti. Bir kamu hastanesinde, kamusal alanda sağlık hizmeti sunuyorlardı. Acaba onlara da, şu meşhur genelgelerden dağıtmak gerekir miydi?

Şebnem Korur Fincancı