Asla!..

Gülen gözleriyle karşılıyordu yoldaş bizi, “Unutmayın” diyordu, unutmayın ve “hesabını sorun”!..

GÜNCEL
Salı, 18 Haziran 2013 (13 yıl 4 ay önce)

Ethem yoldaşın cenazesi için Batıkent Cemevi önüne geldiğimizde ilk dikkatimi çeken, Ethem’in resminin asılı olduğu tek katlı küçük bir yapının önüne kırmızı tişörtlü iki kişinin kıpırdamadan nöbet tuttuğu oldu. Anladım ki, yoldaşın cenazesi oradaydı. İçim titredi, bir yandan gidip onu görme arzusu, bir taraftan görmeye dayanamayacağım düşüncesi... karman çorman duygular geçti içimden. Resmine baktığımda ağlamak istedim kaç kere. Öfkeden, üzüntüden, acıdan… Ama olmazdı, dişlerimi sıkmaktan başka bir şey yapamazdım. Her yarım saatte bir nöbetçiler değişiyordu. Cenaze çıkarılana kadar da bu böyle devam etti. Saat 11.00’e yaklaştığında insanlar akın akın gelmeye başladılar. İşçiler, emekçiler, kadınlar ve gençler tarafından, bir halk tarafından böylesine sahipleniliyor olmanın ne kadar muhteşem bir şey olduğunu düşündüm.

Görevli yoldaş, cenazeyi götürecekler arasında olmayacağımı, benim Cemevi'nde beklemem gerektiğini söylediğinde o kadar üzüldüm ki -sanırım buda yüzüme fazlasıyla yansımış olmalı ki- yoldaş daha sonra benim de gidebileceğimi söylediğinde yaşadığım mutluluğu anlatamam. Yoldaşı sonsuzluğa uğurlarken yanında olmak, onu Kızılay’a götürenler arasında olmak, vurulduğu yeri görmek, o kalabalığın öfkesini hissetmek istiyordum. Yanında olmalıydım, hazırlıklıydım, Kızılay’da cenazeye saldırırsa polis, kapanacaktım cenazenin üzerine; ne yapsalar kalkmayacaktım. Biliyorum hiçbir yoldaşı onu orda bırakmayacak, siper edecekti kendini...



Cenaze yola çıkıp da ileride barikatla karşılaşınca, korkunç bir nefret sesi yükseldi insanlardan. “Cenazemize bile saygısızlık ediyorlar” diyorlardı konuşanlar. Polis gelmişti, jandarma gelmişti. TOMA'lar hazırdı. Saldırmayı göze alırlar mıydı? İnsanlıktan çıkmış olanlar her şeyi yapardı evet... Görevliler araçlarda kalmamızı istediler. Saatler süren görüşmelerin ardından, cenazeyi yeniden Cemevine götürmeye karar verildiğini açıkladılar, polis izin vermiyordu Kızılay’a. Bu sırada Kızılay’da cenazenin gelmesini bekleyenlere azgınca saldırıldığını duyuyorduk. Birçoğumuzun içinden o barikata yüklenmek geçiyordu, dövüşe dövüşe yoldaşı Kızılay’a ulaştırmak istiyorduk. Ancak ailenin “çatışma olmasın” isteğine saygı göstermek durumundaydık, ailenin o acılı anında onların isteğini yapmak gerekiyordu ve öyle de oldu. Cemevi'nin morguna götürdük yoldaşı ve tekrar nöbet başladı o tek katlı küçük binanın önünde...

Kalabalık binleri buldu, insanlar sloganlarla Cemevi'ne akıyordu. Öyle ki, cenazeyi araca götürmek için yol açmak bile oldukça zor oldu. Tabutu baret takmış kırmızı tişörtlü görevliler çıkardı morgdan, çıkarırlarken “Ethem yoldaş ölümsüzdür!”, “Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!” sloganları atılıyordu. Cemevi'nin önünde kısa bir tören yapıldı. Burada bir yoldaşı konuşma yaptı. Ethem’in işçi olduğunu, İşçi Savunma Komitesi militanı olduğunu vurguladı; ailesine, yoldaşlarına, tüm halka söz verdi: Hesabını soracağız!

Evet soracağız hesabını, sormalıyız! Ben de içimden haykırıyordum: Mutlaka soracağız! Kanı yerde kalmayacak yoldaşımızın!..



Sonra yürüyüş başladı. Batıkent son durağa doğru muazzam bir kalabalıkla yürüyorduk; sloganlar hiç eksilmiyordu, yoldaşları cenaze arabasının etrafında çember oluşturmuştu. Etraftan alkışlayanlar, korna çalanlar oluyordu. Binlerle uğurluyorduk yoldaşı, binlerin öfkesiyle, binlerin umuduyla…

Saatler sonra cenazeyi Çorum'a götürmek için yola çıktık. Aile ve Ethem yoldaş bizden önce yola çıkmıştı, yetişmek için acele ediyorduk. Köye yaklaşınca otobüsler durdu, inip sloganlarla yürüyüşe geçtik. Köydekiler de sloganlarla, alkışlarla karşıladılar bizi. Ethem’in köydeki evinin önünde “Asla unutmayacağız -yoldaşları” yazan büyük bir resim asılıydı. Gülen gözleriyle karşılıyordu yoldaş bizi, “Unutmayın” diyordu, unutmayın ve “hesabını sorun”.



Mezarlığa geldiğimizde, birden yüzleri maskeli olan birileri ellerinde TİKB bayrağı ve sloganlarla ortaya çıktılar, bayrağı Ethem’in üstüne örttüler. Onu sarıp sarmalıyordu artık o bayrak. Sloganlarla yer gök inliyordu: “Ethem yaşıyor, TİKB savaşıyor!”. Mezar başında Alınteri flamaları hariç tüm bayrak ve flamaların indirilmesi istendiğinde herkes bu çağrıya uydu. Şimdi mavi flamalar dalgalanıyordu gökyüzünde. Ve sağ yumruklar havada saygı duruşu yapılıyordu. Maskeli birlik Ethem’i anlatıyordu kalabalığa; onu unutmayacaklarını ve unutturmayacaklarını anlatıyordu. Ostim cezalandırmasında görev aldığından bahsediyorlardı, Ethem’in ve onun militanlığından… Sloganlar hiç susmuyordu: Bedel ödedik bedel ödeteceğiz!



Yoldaşın mezarına toprak atıyorlardı şimdi kızıl maskeliler ve ajitasyonlar hiç durmuyordu. Yoldaşlara bakıyorum, bakışlar öfkeli, belki biraz da buruk... Ama gurur da okuyorum o gözlerde: Ethem bizim yoldaşımızdı!

Anma bitip mezarlıktan dışarı çıktığımızda aynı kızıl maskelilerin dev bir pankart açtıklarını görüyorum: “Tarihimize bakın! Katillerden hesap soracağız! TİKB” yazıyor pankartta. Bu pankart eşliğinde sloganlarla yürünüyor köy içinde. Sonra kızıl maskeliler konuşuyor: “Bu pankartı dosta düşmana karşı cevabımızı göstermek üzere buraya bırakıyoruz” diyor o duru ve kararlı ses.

Aile köyde kalmaya karar veriyor, vedalaşıyoruz. Ağabeyinin elini sıkıyorum. Bana, “Ethem’i unutmayın!” diyor. “Asla!” diye cevap veriyorum, asla…

[Bir yoldaşı]