Ethem'i konuştuk

Tanıyanlar, tanımayanlar Ethem yoldaş ve ölümsüzleşenlerimizi Kurgu Kitabevi'nde anlattılar

GÜNCEL
Perşembe, 20 Haziran 2013 (13 yıl 4 ay önce)

Yoldaşları, arkadaşları, devrimci dostları ve ailesi Kurgu Kitabevi ve Kültür Merkezi'nde Ethem yoldaş ve ölümsüzleşenlerimizi anlattılar.

Tanıyanlar, tanımayanlar... Kimileri sessiz kaldı; söyleyecek sözleri vardı elbette ama Ethem'in yokluğu kelimelerin boğazlarında düğümlenmesine sebep oldu...

Gözleri dolu, hınçları biraz daha keskinleşmiş, Ethem'i ve diğer devrim şehitlerini katledenin sadece bir polis riyakarlığı olmadığını, azmettiren ve katledenin devlet olduğu bilinciyle bir araya gelinmişti.

Devlet, katleden polisi mecburen ortaya çıkarsa da, hapse atsa da, mahkum etse de gerçek anlamda hesap sorulmuş olmayacaktı.

Bu hesap ancak ve ancak devrim ve sosyalizm mücadelesi verilerek sorulabilirdi. Bu sistem yıkılıp yerine insanca yaşayabileceğimiz bir düzen kurulduğunda sorulabilirdi.

Ethem'le ilgili birkaç şey söylemek istiyorum.
Ethem’i birkaç yıldır tanıyorum. Aslında kaç yıldır tanıdığımı da bilmiyorum. Gündelik hayatın içinde, Yapı Sanatevi'nde, eylemlerde hep karşılaştığımız isimlerdendi. Son 6 ayda haftanın hemen hemen hepsinde olmasa bile birkaç gününde görüşüyorduk eylemlerde.

Ethem mücadelenin hep ön safında yer alır ama hiçbir zaman gösteriş meraklısı değildi. Gerçek bir işçiydi, gerçek bir devrimciydi, bir komünist bilinç almıştı ve o komünist bilinçle hareket ediyordu Ethem. Dövüşerek öldü. Faşizme karşı dövüşerek öldü. Onu yıldızlara uğurladık. Aslında Romalılar ölülerine öldü demezlermiş. 'Yaşadı' derlermiş. Bence Ethem’i de ölümsüzlüğe uğurladık. Devrim ve sosyalizm mücadelesinde, faşizme karşı mücadelede onun gibi direngen olursak, onun gibi gözümüzü budaktan sakınmazsak, onun gibi biz de ölüme koşarak gidebilirsek Ethem’i yaşatmış olacağız. Aksi taktirde Ethem gerçekten ölmüş olacak. En derin devrimci saygılarımla yürekten Ethem’in anısı önünde eğiliyorum. Bu yolda yitirdiğimiz bütün devrim şehitlerinin anısı önünde saygıyla eğiliyorum. Hepinizi saygı ile selamlıyorum.
Benim adım Çiğdem Sarısülük. Ethem’in yengesiyim ama Ethem öldükten sonra yengesi oldum. Aslında bu kelime bana çok yabancı geliyor 'yenge' kelimesi. Bizim oralara çok gelmiş, Ege Mahallesi tarafında büyümüş, çocukluğu da çok zor geçmiş Ethem’in. Bana anlatılanlardan ya da az çok gördüğüm kadarıyla söylüyorum. Yoksul bir ailenin çocuğu. Liseyi bırakmak zorunda kalıyor, sonra farklı işlerde çalışıyor. Ama en iyi en kutsal olanı da OSTİM’de karar kılması, OSTİM’de işçi olarak çalışması ve orada kalması.

Aslında kişilik özellikleriyle ilgili söyleyeceğim pek bir şey yok. Az çok burada onu herkes tanıyor. Ben şunu söylemek istiyorum. Biz ilk defa cenazede karşılaşmadık. Biz ilk defa birilerini sırtımızda taşımadık. İlk defa onları yıkamadık. Tabutlarda görmedik. Çok başımıza geldi, biz gerilla cenazeleri de gördük. Kulakları olmayan, aynı Ethem gibi kafasından vurulan birçok cenazeyle karşılaştık. Tabii insan yakını olunca daha farklı oluyor. Gerçi tanısan da tanımasan da bir şey farketmiyor ama o acıyı daha derinden yaşıyorsun.

Ben öyle aman aman sözler söylemek istemiyorum. Sadece bizim aile olarak da, tüm arkadaşları, yoldaşları olarak da bizim özel olarak isteğimizdir; İnsanların bu süreçten sonra hukuki anlamda da bizim yanımızda olmalarıdır. Biz de aynı şekilde davanın habercisi olacağız, bunun hesabını soracağız. Hem hukuki boyutta, hem de sokaklarda... bu tarz hesapların sokaklarda sorarak olacağını düşünüyoruz.
O anlamda herkesi sokaklarda olmaya çağırıyoruz.
Şöyle bir AKP karşıtlığı var, AKP karşıtlığı üzerinden yükselen bir direniş var tüm Türkiye’de ve dünyada da. Biz sadece AKP karşıtlığı olduğunu düşünmüyoruz. Bu bir sistem sorunu. Yani AKP karşıtlığıdır ama başka bir parti, 'a' ya da 'b' partisi gelse aynı durumu devam ettirmek durumunda çünkü ona hükmü yetmiyor, devlet yapısını koruyor, özelliğini koruyor. O anlamda sistem sorunu olduğunu düşünüyoruz.

Yarın bir gün o katil teslim edildiğinde de gerçek yargılanmanın yapılmayacağını düşünüyoruz. Bugün Keçiören'de vurulan bir çocuğun mahkemesindeydik çok acıdı içim; çünkü “biz gene şanslı bir durumdaymışız” diye düşündüm. Herhangi bir bilirkişi yok, herhangi bir tanık yok, tanıkların üzerinde müthiş bir baskı var, aile her mahkemede dövülüyor, tacize uğruyor bunun gibi bir sürü şey yaşıyor aile. Hani biz orada gene şanslı olduğumuzu düşündük, çünkü kanal yolu desteğiyle orada biz bir şeyler yapabildik. Keşif yapılabildi, bir sürü tanıklarımız oldu. O anlamda hukuk varsa bu ülkede, o üstünlük bizde. Ama tabii ki o polisin hala teslim edilmemesi, edilmiyor olması bizim için ayrı bir üzücü durum, aile açısından da üzücü bir durum. Hepimiz açısından öyle.
Dediğim gibi çok şey söylemek istemiyorum, sonuna kadar arkasında duracağız. Gerekirse bedel ödeyeceğiz, ama ödeteceğiz de!.. Bir meşruluğumuzun olduğunu da düşünüyorum. Kimseden bu noktada izin almak zorunda değiliz. O anlamda hep birlikte hareket etmeye çağırıyoruz biz tüm demokratik kitle örgütlerini, devrimci kurumları. Benim söyleyeceklerim şimdilik bu kadar.


Ethem gibi bir yiğidin annesiyim. Ethem’i 8-9 yıldır tanıyorum. Ben 16 yaşındayken devrimcilerle, devrimciliğin ne demek olduğunu öğrendim, tanıştım görüştüm. O yüzden kendimi çok mutlu hissediyorum. Deniz'i gördüm, İbrahim’i gördüm ama, Deniz ve İbrahim olarak değil... Bir devrimci bir yoldaş, yoldan geçen biridir ilk anılarım öyle işte. O günden bugüne kızımızın dediği gibi artık devrimcileri uğurlaya uğurlaya gücümüz bitmek üzere. Ama 12 Eylül öncesine, 12 Eylül sonrasına benim oğlumun adı Özgür. Özgür'e binlerce kez yemin ettim ağlamayacağım. Yolumuza devam edeceğim. Ne gerekiyorsa, üzerime ne düşüyorsa yapacağım diye söz vermiştim. Bu sözümde de duracağım. Durmaya çalışıyorum. Ama tabii ki ne kadar başarılıyım bilmiyorum. Gücümün verdiği kadar, ayağımın yürüdüğü kadar...

Ethem ile 8-9 yıl önce tanıştım. Ethem’e dedim “niye bana gelmiyorsun”, “daha önce de gelmedin”... İşte böyle konu konuyu açtı. Ethem beni kızdırmak için “Niye” dedi “ne yapacaksın” dedi. Üç-dört kişi daha vardı konu konuyu açtı polisten konu açıldı. Benim aklı erdi ereli polis ile asker denince, “bizim çocuklarımız” diyorlar, “bizim çocuklarımız”... Ama onlar bu giysileri giydikten sonra, köpek bizim çocuklarımızı bizim elimizden alıyor, kendi kopyaları gibi yapıyor oynatıyorlar. Öyle olunca, ben ne diyim? “Benim çocuğum musun” diyeyim? Bana silah çeken benim çocuğum mu? Ama değilsin şimdi. Bu şekilde konu açıldı. Öyle ileri şakalaşmalarımız oldu. İşte 7-8 yıldır Ethem’i tanıyorum.

Ethem gerçekten 4 4’lük -deminki yoldaşın dediği gibi- hani kendini illa ön saflarda göstererek değil. Pek bir devrimci demokrat çocuktu. Tamamıyla halkın arasından pişmiş. Sadece özüylen bileğine güvenip gelen bir çocuktu. Ethem bizim çocuğumuzdu. Ethem bir kişinin, bir ailenin çocuğu değildi. Şu an hepimizin çocuğu. Çiğdem’in anlattığı gibi Ethem’i şanslı görüyorum. Onun ailesini şanslı görüyorum.

Ethemin ölümü gerçekleşti deyince tüm dünya duydu. Ethem tabii ki ölmedi. Aramızda ben hiç onlara öldü demiyorum. Daha öncekilerden bugüne öyle Ethem'ler gidiyor ki, gerçekten selamsız sabahsız habersiz. Şimdi onlar niye öyle gidiyor? Onu da açayım. Şu, şu siyasetteydi, şu, şu siyasetteydi devlet bize yapıyor; baskıyı, biz öbür gerillaları öbür gerçek devrimciyi Türk halkı kolay kolay kabullenemiyor. Kabullenemiyor deyince, özünde kabulleniyor, yaklaşmıyor. Bize yaklaşmıyor. Ben bunu kırmanızı-kırmamızı istiyorum. Bütün Ethem'ler bizim ya. Yani ben şu anda ne diyorum? Sen necisin şusun demiyorum. Diyorum ki bu devlete kim yumruğunu kaldırıyorsa, ben onun yanındayım. Onun bildiği bir şey var ki o yumruğunu kaldırıyor. Keşke inanabilsem bak. Bu bize onaylatıp yaktıran soruları, onlara dönse de bir yakılsa da, ciğer acısını bir yiğidin nasıl yetişmesini görebilseler, hissedebilseler. Ama maalesef kolay kolay olmuyor.

Şimdi şunu diyorum, bugün Tayyip Erdoğan, Özgür'ümü vurduran, en küçük torunum Özgür kucağında emziren dediler ki, Karaoğlan geliyor Karaoğlan geliyor kurtaracak. Karaoğlanlara o kadar güvendik ki, bu gelip geçenlerden o kadar zalımdır ki, o kadar medet umduk ki o umduğumuz medetler hep yolunmuş ot gibi ellerimizde kaldı. Yürüye yürüye yollar aşınmıyor. Biz bunu da yaşadık Karaoğlan bize reform getirecekti ya, seni beni hepsini bir yapacaktı ya, Karaoğlan neler yaptı neler. Karaoğlanı Maraş'tan tut, Çorum'dan tut yakmadığı yıkmadığı yerlere bakalım. Hani Karaoğlandı ya... Reformcuydu ya...

Yani diyeceğim halkın halktan başka dostu yok. Gerçekten biz birbirimize kenetlenelim, bu acıları bize yaşatanları unutmayalım, birisi birisinden pişkin, birisi birisinden düşman, çok büyük acılar yaşıyoruz. Ben yalnız 2-3 kardeşimle görüşümü paylaşmayan akrabamla görüşüp oturdum. O gün de söyledim bugün de söylüyorum: Ethem çok şanslıydı, Ethem çevresi çok şanslıydı. Bu şansı ben tatmadım, bir yandan da hiç mi hiç unutmasınlar. Öylelerinin yanında olsunlar. Hepimiz bir olalım. Kim gerçekten bu yolda mücadele verdi ise onunda yanında olalım. 20 yıl önce bir ciğer acısı tattım, çıkın alana dedim yalvardım. Ethemi o kadar çok seviyorum ki hiçbirisini ayırmadan önlerinde saygıyla eğiliyorum.



Öncelikle burayı organize eden, emeği geçen herkese Ethem ile son bir buçuk yılını bir arada yedi gün yirmi dört saatini bir arada geçiren bir yoldaşı olarak canı gönülden teşekkür ediyorum.
Ethem’i kaybettik, ben Ethem’i kıskanırdım, onunla beraberken de kıskanırdım ona da söylerdim bunu. Ethem hep benden uzağa taş atardı, benim onun kadar gücüm yetmezdi, hatta takılırdı “meyve ağacına taş atılmaz” derdi. “Böyle atacaksın” derdi.

Şimdi Ethem’i kaybettik, Ethem’i bütün Türkiye, bütün dünya uğurladı. Şimdi o bizim için bir çıta oldu. Ulaşılabilecek, zamanı geldiğinde aşılabilecek bir hedef oldu. Şimdi de kıskanıyorum Ethem’i. Son yaptığıyla da kıskanıyorum. Maalesef şairin de dediği gibi, “cesetlerimizin başlarına basa basa ilerliyoruz.” Hani derler ya 'devrimciler bir cebine aklı, öbürüne de ölümü koyarak gezerler' diye. Ethem’in ölümü koyduğu cebi elinden çabuk çıktı, hepimizi üzdü ama bizim hayatımızın gerçek bir parçası.

Biraz önce Çiğdem'in de dediği gibi biz Ethem'den önce onlarca, yüzlerce, binlerce yoldaşımızı toprağa verdik. Ethem’e dair söyleyebileceğim çok fazla şey var. Belki buraya sığmayacak kadar fazla şey var. Ethem sizden bizden hepimizden biriydi, herbirimizden bir parça bulabilirdiniz Ethem’de. Dokunduğunuz zaman sizinle, konuştuğu zaman. Bildiğiniz ya da bilmediğiniz dünya kadar kucak dolusu insan vardır çevresinde. Her kesimden, her çevreden temas ettiği insanlar vardı. Son gidişinde de, son yaptığında da daha fazlasına belki beklediğinden daha fazlasına, istediğinden anlatırdı hep “Ben böyle düşmek istiyorum, gideceksem böyle gitmek istiyorum;yahu bir trafik kazasında ya da bir kalp kriziyle gitmek istemem, gideceksem kavgada düşmek istiyorum” derdi.

Belki beklediğinden fazlasını yaptıfarkında olmadan. Buradan doğru canı gönülden bizler biliyoruz zaten Ethem ve diğer arkadaşlarımız Mehmet, Abdullah boşuna ölmedi, boşuna yitirmedik Ethem’i. Ethem yapmak istediklerini yaptığı için toprağa düştü. Buradan doğru çok fazla da konuşamıyorum, bağışlayın beni. Ethem’in sevdiği bir parça vardı çok yeni dinlemişti, çok öyle kimseye mal olmuş bir parça değil, çok yeni bir şarkı onun son kıtasında şöyle diyor; “Bana gözyaşı dökmeyin/gidiyorum dönmem geri / bana ağıtlar yakmayın, duvarlara yazın beni” der.

Bizler buradaki dostları, arkadaşları, yoldaşları, abileri ve ablaları bundan sonraki süreçte hepimizin boynumuza borç olduğu üzre, Ethem’i duvarlara yazmalıyız. Ethem’i insanlara mal etmeliyiz. Ethem’i kitlelere mal etmeliyiz. Ethem’in hesabı sorulana kadar içinizdeki acı soğumayacak biliyorum. Ben henüz alışamadım. Henüz gittiğine alışamadım ve alışamayacağım da. Beni alıştırmaya çalışan her şeyin önüne geçeceğim.

Belki o katil içeri tıkılana kadar, belki başka Ethemlerin ölmesine kesin ve kati bir şekilde önüne geçilene kadar, alışamayacağım Ethemin gittiğine.