Ethem'in avukatından itiraz

Avukat Kazım Bayraktar Ethem'i vuran Ahmet Şahbaz'ın serbest bırakılmasına itiraz etti. "...Katil şüphelisinin polis grubundan tek başına koparak, bilerek ve isteyerek göstericilerin üzerine doğru koştuğunu ve sonra hedef gözeterek ateş ettiğini" belirtti

GÜNCEL
Perşembe, 27 Haziran 2013 (13 yıl 4 ay önce)

NÖBETÇİ ASLİYE CEZA MAHKEMESİ’NE
Gönderilmek Üzere
CUMHURİYET SAVCILIĞI'NA

ANKARA
Soruşturma No: 2013/75504

İTİRAZ VE TUTUKLAMA
TALEBİNDE BULUNANLAR
(MÜŞTEKİLER)
: 1- Sayfı SARISÜLÜK
2- Mustafa SARISÜLÜK
3- İkrar SARISÜLÜK
4- Cem SARISÜLÜK
5- Fikrinaz TÜMEN
VEKİLLERİ: Av. Kazım BAYRAKTAR - Av. Eylem HAKVERDİ
ŞÜPHELİ: Ahmet ŞAHBAZ
KONU: Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin, şüpheli Ahmet ŞAHBAZ'ın serbest bırakılmasına dair 2013/161 Sorgu sayılı ve 4.06.2013 tarihli kararına itirazımız ile, şüphelinin tutuklanması talebimizin incelenmesi; savcılığınızın aynı doğrultuda yapmasını talep ettiğimiz itirazının incelenmesi ve karara bağlanması için dosyanın nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesi talebidir.

İTİRAZ VE TUTUKLAMA NEDENLERİ:
01.06.2013 tarihinde Taksim Gezi Parkındaki ağaçların kesilmesini protesto etmek amacıyla Ankara Kızılay’da yapılan protesto gösterisine katılan Ethem SARISÜLÜK’ün polis tarafından ateşli silahla başından vurulması olayı ile ilgili 04.06.2013 tarihli şikayet dilekçemiz ile yukarıda numarasını bildirdiğimiz soruşturma başlatılmıştır.

Soruşturma kapsamında 07.06.2013 tarihinde olay yerinde keşif yapılmış, keşif sırasında 3 tanık dinlenmiştir. Ethem SARISÜLÜK’ün 14.06.2013 tarihinde kalbinin durması nedeniyle ölüm gerçekleşmiş, 15.06.2013 tarihin de yapılan otopside Ethem’in beyninden mermi çekirdeği çıkarılmıştır. 17.06.2013 tarihinde fail Ahmet ŞAHBAZ’ın kimlik bilgileri ile olayda kullandığı silah savcılığınıza teslim edilmiştir. Emniyet tarafından dosyaya gönderilen ve şüpheli Ahmet ŞAHBAZ’a ait olduğu bildirilen silah ile mermi çekirdeğinin uyuşup uyuşmadığının tespiti için silah ve mermi çekirdeği İstanbul Adli Tıp Kurumu’na gönderilmiş, 20.06.2013 tarihli raporla Ahmet ŞAHBAZ’a ait silah ile otopside elde edilen mermi çekirdeğinin uyuştuğu anlaşılmıştır. 20.06.2013 tarihinde şikayet dilekçemizde şüpheliler arasında saydığımız amir polis Serkan GÜÇLÜ tanık sıfatı ile dinlenmiştir.

24.06.2013 tarihinde şüpheli Ahmet ŞAHBAZ’ın ifadesi savcılığınızca alınarak “meşru müdafaa sınırının aşılması sureti ile adam öldürmek” suçundan tutuklanması istemi ile mahkemeye sevk edilmiştir. Ancak mahkeme şüpheli Ahmet ŞAHBAZ’ın ifadesini aldıktan sonra olayın “meşru müdafaa sınırında kalması olasılığının varlığı” gerekçesi ile şüpheliyi serbest bırakmıştır. Aşağıda açıklayacağımız nedenlerle, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi’nin 2013/161 sorgu sayılı, süpheli Ahmet ŞAHBAZ’ın salıverilmesine ilişkin kararına aşağıdaki gerekçelerle itiraz ediyoruz ve savcılığınız tarafından da itiraz edilmesini talep ediyoruz.

ŞÜPHELİ AHMET ŞAHBAZ’I TUTUKLAMAYA SEVK MADDESİ OLAYIN GERÇEKLİĞİNE AYKIRI TAYİN EDİLMİŞTİR

Savcılığın Ethem SARISÜLÜK’ün polis tarafından ateşli silahla öldürülmesi olayı ile ilgili tespit ettiği tutuklamaya sevk maddesi TCK m. 27/1 maddesidir. Şüphelinin eyleminin “meşru müdafa sınırlarının aşılması sureti ile adam öldürme” olarak tanımlanması gerçeklere ve maddi kanıtlara aykırıdır, değiştirilmesi gerekmektedir.

Meşru savunma ve zorunluluk hâli

Meşru savunma konusu TCK'nun 25. maddesinde şu şekilde düzenlenmiştir:
“MADDE 25. - (1) Gerek kendisine ve gerek başkasına ait bir hakka yönelmiş, gerçekleşen, gerçekleşmesi veya tekrarı muhakkak olan haksız bir saldırıyı o anda hâl ve koşullara göre saldırı ile orantılı biçimde defetmek zorunluluğu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
(2) Gerek kendisine gerek başkasına ait bir hakka yönelik olup, bilerek neden olmadığı ve başka suretle korunmak olanağı bulunmayan ağır ve muhakkak bir tehlikeden kurtulmak veya başkasını kurtarmak zorunluluğu ile ve tehlikenin ağırlığı ile konu ve kullanılan vasıta arasında orantı bulunmak koşulu ile işlenen fiillerden dolayı faile ceza verilmez.
”

Meşru savunmanın varlığından söz edebilmek için, 1- Savunmada zorunluluk bulunup bulunmadığının araştırılması, 2- Savunma ile ona sebebiyet veren saldırı arasında oran bulunup bulunmadığı, 3- Bu saldırıyı başka türlü gidermenin olanaklı olup olmadığı araştırılmalı, kanıtlar bu koşullar açısından ele alınmalıdır. Başka bir anlatımla; “saldıranı" yaralamadan ya da öldürmeden saldırıdan kurtulmak olanaklı iken “saldıran” yaralanmış ya da öldürülmüşse o zaman saldırı ile savunma arasında orantı yok demektir. Kendisini sopa ile döven ya da taş atan bir kişiyi tabancasını ateşleyerek öldüren failin davranışı ile saldırı arasında dengenin bulunduğu söylenemez. Birçok Yagıtay içtihadında bu kriterleri görmek mümkündür.

Katil şüphelisi polisin saniye saniye kamera görüntüleri ve bu görüntüleri tamamlayan görgü tanıklarının ifadeleri birleştirildiğinde olayın gelişim seyri şöyledir:
1- Olaydan önce Ankara Emniyet Müdür Yardımcısı tarafından çekilme talimatı verilmiştir. Ekip amiri Serkan GÜÇLÜ tanık sıfatıyla savcıya verdiği ifadesinde, ateş etme olayından önceki aşama için şunları söylemiştir:

“Helikopterin anonsu üzerine İl Emniyet Müdür Yardımcısı kuvvetlerin tamamının Başbakanlığı korumak üzere Milli Müdafaa Caddesi ve Kumrular Caddesinin kesiştiği noktada kısmen Güvenparkı da içine alacak şekilde hat oluşturmak için geri çekilmesi talimatı verdi. Bu telsiz talimatını duyan bizim solumuzdaki özel tim grubu geri çekildi. Aynı anda biz de geri çekilmeye başladık.
”

2- Kamera kayıtlarına göre katil şüphelisi, geri çekilme talimatı uygulanmaya başladıktan sonra geriden ileriye -göstericilerin üzerine- doğru tek başına koşarak gelmektedir. Bu anın görüntüye girmeyen bir kaç saniye öncesini keşif sırasında savcı huzurunda ifade veren tanıklar şöyle anlatmaktadırlar:
“... 6-7 polis geri çekiliyordu. Polislerden birisi kalkanını yere bıraktı. İleriye göstericilere doğru gelerek göstericilere tekme ve yumruk atmaya başladı.” (Tanık Burhan Çoban)

“... Polislerden birisi bir anda elindeki kalkanı yere bıraktı. Polis grubunun arasından çıkıp göstericilere doğru geldi. Yerde yatan bir gösterici vardı. Ona tekme attı.” (Tanık Mehmet Can Tayşan)

3- Tüm polis ekipleri geri çekilirken katil şüphelisi ileriye doğru fırlamış, görev sınırlarını kasıtlı olarak aşmaya bu andan itibaren başlamıştır. Kamera kayıtları ve tanıkların ifadelerinden katil sanığının göstericilere karşı düşmanca, kin ve nefret dolu bir tutum içinde olduğu yere düşen göstericiyi tekmelemesinden anlaşılmaktadır. Kamera görüntülerinde katil şüphelisinin bir ağacın yanından koşarak göstericilerin üzerine doğru gittiği görülmektedir. Olay yerini ve görüntü kayıtlarını inceleyen (savcılığın tayin ettiği) bilirkişiler şu tespitlerde bulunmuşlardır:

“Çevik kuvvet polisinin çınar ağacı ile telefon kulübeleri arasından çıkıp kuzey istikametine doğru hareket ederek bir göstericiye müdahale ettiği görüldü. Çevik kuvvet polisinin tabancasını eline aldığı yerin, çınar ağacı etrafını çevreleyen taşların kuzey bölümüne 3,3 metre mesafede olduğu ve polis memurunun tabancası elinde ateş ederek güneybatı istikametine doğru hareket ettiği olay esnasında çekilen kamera görüntülerinden tespit edildi. ETHEM SARISÜLÜK’ ün yere düşme anında polisin durduğu yer ile polis tarafından tabancanın ele alındığı ilk yer arasının 4,8 metre olduğu tespit edildi. (Olay Yeri Krokisi-3 de gösterildi)

Çevik kuvvet polisinin göstericilere müdahale ettiği esnada Taksi depolama bürosunun güney cephesinde 3-4 kişilik çevik kuvvet ekibinin olduğu, bu ekibin güney istikametinde Güven Park giriş merdivenleri hizasında da grup halinde çevik kuvvet polisinin olduğu görüldü ve olay yeri krokisi 4’de gösterildi.

Olay yerinde yapılan detaylı incelemede; ateş edildiği yer itibariyle mermi sekme izi ve ateşli silaha ait kovana rastlanılmadı
”

Bilirkişiler katil şühelisinin göstericilere doğru hareket ettiğini, bu sırada şüphelinin arka tarafında (rapordaki tespite göre güney) başka polislerin beklediğini -ki bekleyen polisler geri çekilme talimatı gereğince noktaya geri çekilmiş olan polislerdir- tespit etmişlerdir. Keşif raporundan da anlaşılacağı üzere katil şüphelisi, içinde bulunduğu ve geri çekilme emrine göre hareket eden polis grubundan tek başına koparak, bilerek ve isteyerek göstericilerin üzerine doğru (koşarak) gelmiş, “bir göstericiye müdahale” etmiştir (bu müdahalenin tekme yumruk şeklinde olduğu kamera kayıtlarında görülmektedir).

O anda Katil şüphelisinin, yerde yatan göstericiyi tekmelemek yerine geri çekilme olanağı vardır ve zaten emir de bu yöndedir. Bu nedenle katil şüphelisinin TCK'nun 25/1 maddesinde yer alan yasal bir hakkı savunma zorunluluğu bulunmamaktadır.

Katil şüphelisinin yere düşen göstericiyi tekmeledikten sonra da hala ateş etmeden geri çekilme olanağına sahip olduğu kamera kayıtlarında net olarak görülmektedir. Bu anda katil şüphelisi geri çekilmek yerine tabancasını çekip önce göstericilerin üzerine ve havaya bir kaç el -Ethem SARISÜLÜK bu anda vuruluyor- ateş etmektedir. Katil şüphelisinin öldürme kastının, göstericilere karşı kin ve nefretinin açığa çıktığı an bu andır. Tanık ifadelerinden ve görüntü kayıtlarından son kurşunu atarken arkasını döndüğü ve kaçmaya başladığı anlaşılmaktadır. Burada taşa karşı kurşun orantısızlığını dahi bir kenara bıraktıracak kadar önemli bir unsur -öldürme kastı- öne çıkmaktadır. Şüpheli geri çekilme emrini dinlememiş, ileriye doğru koşmuş, yerde yatan göstericiyi tekmeledikten sonra ateşli silahla hedef gözeterek ateş etmiş ve kaçmıştır. Bütün bu süre boyunca geri çekilme ve kaçma olanağına her an sahipken önce tekme yumruk girişmeyi sonra da hedef gözeterek ateş etmeyi bilerek ve isteyerek tercih etmiş, kastını yerine getirdikten sonra geri çekilmiş/kaçmıştır. Kaçış yönünde hiçbir engel yoktur, göstericiler tarafından kuşatılmış da değildir. Göstericilerin saldırısından ateş etmeden de kurtulma olanağına sahip olduğu, ancak ateş ederek geri kaçmayı tercih ettiği, özetle vur-kaç taktiği uyguladığı açıkça görülmektedir.

Katil şüphelisi çok sayıda taş darbesine maruz kaldığını, kendini savunma içgüdüsüyle ifade edebilir. Buna karşılık şu sorular yanıtlanmalıdır? Bu kadar taş yağmuruna maruz kalan bir insan taş atanların üstüne bu kadar rahatlıkla nasıl gidebilir? Yerde yatan göstericiyi nasıl bu kadar rahatlıkla tekmeleyebilir? Ateş ettikten sonra bu rahat ve diri bir biçimde nasıl koşarak kaçabilir? Görüntülere iyi bakalım bu kadar yoğun taş darbesine maruz kalmakta olduğuna dair tek bir belirti ya da görüntü var mı? Siyasal iktidar ve yargı tarafından bu derecede korunan polisler için gerçek dışı rapor verecek tabip bulmak her halde zor olmasa gerek.

Katil şüphelisi bu cesareti, haklılığından ve yüreğinden değil; silahından, üniformasından ve siyasal iktidar tarafından korunacağına dair güvenceden almaktadır. Halka ve vatandaşlara karşı suç işleyen polislerin yargı tarafından korunmasının -bir kaç istisna hariç- cezasız bırakılmasının Türkiye'de bir yargı geleneği olduğu zaten bilinen bir gerçekliktir. Ancak, bunca maddi ve kesin kanıta, milyonlarca insanın izleyip infiale kapıldığı kamera görüntülerine rağmen katil şüphelisinin korunmasına cüret edilmesi belki de bir ilktir.

Halkın Toplantı Ve Gösteri Yapma Özgürlüğüne Yapılan Müdahale Hem Suç Hem de AİHS'ne aykırıdır

Olay günü halk, Gezi Parkı’ da ağaçlarının kesilmesini ve orada polisin halka uyguladığı şiddeti protesto etmek amacıyla Kızılay meydanında toplanmak istemiştir. Ethem SARISÜLÜK de bu gösterilere katılmıştır. Ancak Ankara ve diğer illerde Emniyet Müdürlüklerine, halkın toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını, göstericilerin hiç bir şiddete başvurmadıkları ilk aşamada şiddetle bastırma talimatı verilmiştir.

AİHM'nin “Ataman” kararında -yasada yer alan önceden bildirimde bulunma yükümlülüğü yerine getirilmemiş olması bu durumunda dahi- “Toplanma özgürlüğünün ihlalini haklı göstermez... Göstericiler şiddet eylemlerine başvurmadıkları sürece, ilgili makamların barışçı toplantılara karşı hoşgörülü davranmaları gerekir. Aksi takdirde, Sözleşme’nin 11. maddesinde güvence altına alınan toplantı özgürlüğünün içi boşaltılmış olur” denilmektedir. AIHM bu gerekçelerle Türkiye'yi tazminata mahkum etmiştir. Karardan da anlaşılacağı gibi, sorun polisin kullandığı gücün orantılı olup olmadığı değil, barışçı bir gösteriye polisin şiddet kullanarak engel olmasıdır.

Toplantı ve gösteri yürüyüşü hakkını engelleme emri alan polisin yoğun gaz ve şiddet kullanımına karşı tepki gösteren halk, polisin yasa dışı -çoğu zaman keyfi, intikamcı, vahşi boyutlara ulaşan- saldırısını püskürtmek ve kendini korumak için meşru direnme hakkını kullanmıştır.

Olay günü görev yapan polislerin tümünün kaskı vardır. Dolayısıyla bu taş atma eylemi ölüme sebep olacak nitelikte değildir ve taştan ölen ya da hayati tehlike geçiren polis bulunmamaktadır.

Polis önce hedef gözeterek gaz fişeği atmaya başlamış, insanları tazyikli suyla yerlere fırlatmış, yoğun bir saldırı başlatmıştır. İlk saldıran polistir, eylemciler değil. Bu aşamadan sonra eylemciler meşru direnme hakkını kullanmışlardır. Hukukta meşru müdafaya karşı meşru müdafaa diye bir fiil tanımlanmamıştır. Olay anında şüpheli polis meşru müdafa halinde değil sürekli ve aralıksız saldırı halindedir.

TUTUKLAMA NEDENLERİ SOMUT OLARAK VARDIR

Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesi 2013/161 sayılı sorgusunda “Şüphelinin eyleminin meşru müdafaa sınırları dahilinde kalma olasılığı bulunduğu,
Şüphelinin kamu görevlisi olup kaçma delilleri karartma şüphesi altında olduğuna dair dosyada yeterli delil bulunmadığı gibi delillerin toplanmış olduğu,
Sevk maddesinde belirtildiği şekilde suç vasfının sübuta ermiş olması ihtimaline binaen tutuklama talebinin reddine
” adli kontrol hükümlerinin uygulanmasına karar vermiştir.

Öncelikle belirtelim ki deliller tam olarak toplanmış değildir, tanıklarımız dinlenmemiştir. şüphelinin delilleri karatma çabası aşağıda belirteceğimiz hususlar sebebi ile somutlaşmıştır. Suç vasfının bu aşamada tayin edilmiş olması ise tutuklama talebine red gerekçesi gösterilemez. Şüphelinin kaçma şüphesi olup olmadığı ise yalnızca kamu görevlisi olması nedeni ile yok sayılamaz. Zira şüphelinin ifadesi olaydan 24 gün sonra alınabilmiştir.

Ekte sunulan ve bir çok yazılı basın ve sosyal medyada yer alan habere göre şüpheli kişi amirlerini “Beni teslim ederseniz, tüm amirlerimin bu olaylardaki kanun dışı emir ve uygulamalarını ifşa edeceğim” diyerek tehdit etmiştir.

Bu tehdit haberinin doğruluğu şüphelinin amiri konumundaki kişinin tanık sıfatı ile dinlendiğinde verdiği ifadeden de anlaşılmaktadır. Zira amir ifadesinde “olay anına olay yerine sırtının dönük olduğunu, üç el ateş sesi duyduğunu” ifade etmesine rağmen “Ethem’ in yaralandığını görmediğini, gelen ambulansı görmediğini” söylemiştir. Olay yerinden sorumlu amirin silah sesine kayıtsız kalması düşünülemez. Aynı kişi ifadesinde ”ateş eden kişinin benim birliğimden olduğunu olaydan yarım saat sonra öğrendim” demiştir. Bir polis amirinin ekibinden birisinin işlediği cinayetten bu kadar habersiz gibi ifade vermesi şüpheliyi ifşa etmemek kaygısı taşıdığını göstermektedir.

Olay yerinde yüzlerce polis olmasına rağmen olay sonrasında olay yeri keşfi yapılmayarak delillerin kaybolması şüpheli polisin içinde bulunduğu polis teşkilatı tarafından sağlanmıştır. Dolayısıyla delillerin bir kısmı karartılmıştır.

Bütün bunlar delilleri karartma şüphesi ve tanık ve mağdurlara baskı yapma şüphesinin varlığını somut şekilde göstermektedir.

Ayrıca müşteki Mustafa SARISÜLÜK’ ün eşi Çiğdem Diren SARISÜLÜK'ü 2 Haziran 2013 günü hastanede beklerken 03:00 sıralarında cep telefonundan, numarasını gizleyerek arayan erkek şahıs "Ethem'in kurşunla vurulduğunu nerden biliyorsun, neden yalan söylüyorsunuz" demiş, “siz kimsiniz?” sorusu üzerinde de "Birazdan gelip seni gözaltına alcağım, kim olduğumu görürsün o zaman" diyerek adından küfürler etmiştir. Bu olaydan sonra Ethem SARISÜLÜK’ ün bir arkadaşı yine telefonla aranarak tehdit edilmiş, bu kişinin kaldığı evin apartman güvenlik kameraları apartman yöneticisinden polisler tarafından alınmıştır. Anlaşılıyor ki polis memurunun savurduğu tehditle polis teşkilatı şüphelinin değil maktül ve ailesinin üzerinde bir soruşturma yürütmekte, onları tehdit ederek korkutmaya çalışmaktadır.

Dosya şüphelisi, siyasal iktidar tarafından da korunmaktadır. Bu olaydan sonra Türkiye Cumhuriyeti Devleti Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan yaptığı konuşmasında “Polisi yedirtmeyiz” demiştir. Bu ifade yargıyı yönlendirmeye yönelik bir ifadedir.

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı İ. Melih Gökçek “Değerli Türk Polisi Ankara Sizinle Gurur Duyuyor” sözleri yazılı olan pankartı Ethem’ in vurulduğu yerde bulunan parka asarak polise teşekkür etmiş, televizyon programlarında yaptığı konuşmalarda Ethem’ in göstericilerin attığı taşla yaralandığını iddia ederek soruşturmayı halkın gözünde bulandırmak istemiştir.

Siyasal iktidarın bahsedilen açıklamalarını müteakip polisin işlediği kasten adam öldürme olayında, şüpheli mahkemeye sevkedilirken, gerçeklikten uzak “meşru müdafaa sınırının aşılması suretiyle adam öldürme” tespitinin yapılması, mahkemenin de bu gerekçeye dayanarak şüpheliyi serbest bırakması en hafif deyimiyle toplumda adalet duygusunun incinmesine, cinayetin cezasız bırakılmaya çalışıldığı algısının oluşmasına sebep olmuştur.

SONUÇ VE İSTEM:
Açıklanan nedenlerle, Ankara 13. Sulh Ceza Mahkemesinin şüpheli Ahmet ŞAHBAZ'ın serbest bırakılmasına dair 2013/161 Sorgu sayılı ve 24.06.2013 tarihli kararına itirazımız ile, şüphelinin tutuklanması talebimizin incelenmesi; savcılığınızın aynı doğrultuda yapmasını talep ettiğimiz itirazın incelenmesi ve karara bağlanması için dosyanın nöbetçi Asliye Ceza Mahkemesine gönderilmesini talep ederiz.

27.06.2013
Müştekiler Vekilleri
Av. Kazım BAYRAKTAR Av. Eylem HAKVERDİ