Adı Gezi

81 ilin 67'sini toprak altından fışkırırcasına saran "direnç ağaçları" kapitalizme karşı mücadele açısından rastlantısal değildi

GÜNCEL
Cumartesi, 29 Haziran 2013 (13 yıl 4 ay önce)

Sürecin başında algıladığım; "Faşist diktatörlüğün sermaye düzenine hizmette sınır tanımadığının ve kendi çıkarları için değil insanları ve doğayı katletmek için rant uğruna hiçbir şeyden sakınmadığıdır. Yani açıkçası 'Kapitalizm gölgesini satamadığı ağacı keser'di.”

28 Mayıs 2013'te 81 ilin 67'sini toprak altından fışkırırcasına saran "direnç ağaçları" 12 Eylül'den bu yana şiddetini katlayarak süreklileştiren faşizme karşı toplumun, özellikle de bizlerin deyimiyle "rastlantısal olmayan"; genç kuşağın özellikle "90 gençliği"nin geleceksizliğe ve yaşam alanlarına müdahaleye karşı verdiği tepkidir. Çünkü en temel hak ve özgürlüklerinin dahi olmadığı, işsizliğin, geleceksizliğin kuşattığı, dayatılan geleceksizliğe karşı biriken öfke ve egemenlerin metaya dayalı sistemine karşı koyuşun öznesi olmuştur. Direniş faktörünün sokaklara taştığı, dayanışma kültürünün, baskı ve şiddete karşı duruşun özellikle İzmir'deki anlamı diğer illere göre totalde 67 ile sıçrayan karşı koyuşun, halkların biriken öfkesinin, yaşanan yoksulluğa ve baskıya ve belirsiz geleceksizliğe karşı isyanın adı olmuştu GEZİ.

İzmir'de ilk 3-4 günde yaşanalar bunun bir yansımasıydı.

2 - 3 Haziran akşamlarında İzmir'de sokaklarda direnişçilerin biriken öfkenin örgütsüz ve bilinçsiz karşı koyuşları hakimdi. 2.nci Sanayide bulunan AKP İl Binasının ve Karşıyaka AKP Binasının yakılması, İzmir'in AKP karşıtlığının temelini oluşturuyordu.
Gençliğin öfkesi alkole yapılan yasaklamalarla "çapulcu", "ayyaş" sıfatlarını kendisine yakıştırılan gençlik ve halk kitleleri faşist diktaya karşı koyuşun bir simgesi olduğu da gözlerden kaçmıyordu.

Sokak direnişlerine katıldığım gün özellikle alelacele Alsancak'a geldiğim gece yarısında kendimi TGB'li ulusalcı faşistlerle CHP gençliği arasında Cumhuriyet Bulvarı'ndaki barikatta buldum.

Sabaha kadar ara ara saldıran TOMA ve çevik kuvvete karşı taşlarla cevap verdik. Sabah saat 07.00'ye doğru çalıştığım inşaata gitmek için otobüs duraklarına giderken Behçet Us Hastahanesi güzergahı üzerinde helikopterler ve ara sokaklardan, Basmane'den gelen öğrencilere karşı çevik kuvvet timlerinin saldırıya hazırlandığını gördüm. Aynı günün akşamı da dahil olmak üzere 48 saat iş ve direniş alanı arasında oldum.

Direniş çadırlarının Gündoğdu Meydanı'nda kurulmasıyla, devrimci kurumlarında alana yerleşmesi ve Gündoğdu Meydanı'nı fiili bir eylem alanı haline gelmişti. Buna rağmen direniş alanında engellenemeyen alkol tüketimi direnişin özünü de pasifize etmişti.

Salı gecesi Gündoğdu Meydanı'nda bulunan devrimci kurumların çağrısı ile Fuar Lozan Kapısı'na gidilerek barikatlar kuruldu. Fuar Lozan Kapısı ve meydan trafiğe kapatılarak çevik kuvvet beklendi. Çevik kuvvetin gelmemesi ve bilinçsiz kitlelerin alkole dayalı cesaretinden kaynaklı kurumlar alandan ayrıldı...

Ardından Gündoğdu'da direniş çadırlarında nöbetler tutulmaya başlandı. Pazar günü devrimci kurumlar tarafından oluşturulan insiyatif alana hakim olmustu. Gün boyu alanın özgürleştirilmesi komün yaşamın meşrulaştırılması için olağanüstü çaba sarfedildi.
Oluşturulan güvenlik komitesi içerisinde ben de yeraldım. Gece devriye nöbetimi devrettikten sonra alanda "sivil faşistler" tarafından saldırıya uğradım.

Saldırı sırasında üzerime hedef gözetilerek silah çekildi. Fakat diğer dost kurumlardan arkadaşlarımızın müdahalesiyle silah ateşlenemedi, o esnada ellerinde sopa ve kalaslar bulunan bir grup sivil faşist tarafından darp edildim. O gece Alsancak Devlet Hastanesi Acil Servisine kaldırıldım ve beyin kanaması teşhisiyle Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi'ne sevkedilerek ameliyat edildim.

[Bir Alınteri Okuru]