Liseli gençlik isyanın en diri bölüklerindendi. AKP iktidarı döneminde hayata gözlerini açmış olan bu kuşak isyanın en diri kesimiydi
Son yıllarda Ortadoğu’dan başlayarak tüm dünyaya damgasını vuran halk isyanlarının omurgasını oluşturan güçlerden birinin gençlik olduğunu biliyoruz. Özellikle diplomalı işsiz gençler bu dinamiğin önemli bir bölüğünü oluşturdular. Üniversite ve liseli gençlik de aslında aynı gerçeğin, diplomalı işsizlik gerçeğinin kendilerini de beklediğini görerek bu hareketlerin önemli bileşenlerinden biri oldu. Onları harekete geçiren temel belirleyen “geleceksizlik” duygusunun toplumsal bir psikolojiye dönüşmesidir.
Aslında fiilen proleterleşen ya da geleceğin proleteri olacak olan bu gençler, neoliberalizmin onyıllara yayılan çok yönlü, özellikle de ideolojik hükümranlığının etkisini en fazla yaşayan kesimleri oluşturuyorlardı. Bireyciliği, bencilliği, tüketim çılgınlığını, duyarsızlık ve apolitizmi zirvelerde yaşamaları için ne gerekiyorsa o yapıldı. Kapitalist barbarlığın tüm aygıtları canla başla bunun için çalıştı.
Fakat sistem, yıllarca alıklaştırmak, kendisine özümsemek için en fazla yatırım yaptığı bu gençler tarafından sarsıldı. Tüm dünyada olduğu gibi Türkiye’de de hiç kimsenin, özellikle egemenlerin hiç beklemedikleri bir anda patlayarak gerçek bir toplumsal isyana dönüşen Taksim/Gezi direnişinin esas dinamiklerinden biri de (diğeri kadınlardır) bu gençler oldu.
Sokaklara akan gençlik kitlelerinin önemli bir kısmı ’90 kuşağı olarak tabir edilen yaş skalasına sahipti (15-30 yaş aralığı). İsyanın ilk günlerinde aile kökenleri itibariyle son derece heterojen bir bileşim arzediyorlardı, geliş nedenleri de buna göre değişiyordu. Mesela bir kısmı sadece içki yasağı ya da yaşam tarzlarına müdahaleye tepkiyle gelen burjuva çocuklarından oluşuyordu. Bunlar, Gezi’deki yaşamda da belirgin bir ayrıksılık oluşturuyor, komaya girecek kadar içerek protestolarını sürdürüyorlardı!
Günler ilerledikçe ailelerinin ya da kendilerinin sınıfsal kökeni itibariyle giderek homojenleşen bir gençlik kitlesi kalıcılaştı. Ezici bir çoğunluğu, ya emekçi ailelerden ya da son yıllarda hızla konum kaybederek proleterleşen eskinin küçük burjuva ailelerinden gelen gençlerden oluşturmaya başladı. Çalışanlarsa daha çok son yıllarda hızla proleterleşerek ücretliler sınıfına dahil olan “beyaz yakalılar”dan oluşuyordu. Kendileri de proleter olan işçi-emekçi çocuklarıysa direnişin en kararlı kesimini oluşturuyorlardı.

Onları harekete geçiren sayısız etmen vardı. Belirgin olanı neoliberal küstahlığın doruk noktasını temsil eden AKP’nin eğitimden, yaşamın hemen her alanına gözü dönmüş bir küstahlıkla müdahale etmesi, toplumu kendi kalıplarına dökmekte “güç bende” baş dönmesiyle hareket etmesiydi.
Görünenin bu olmasına rağmen hemen hepsinin kesiştiği diğer temel dinamik de, son derece derin bir nitelik kazanan geleceksizlik duygusuydu. Ailelerinin yaşadığı sosyal yıkım, sınıfsal çözülme başta olmak üzere, giderek somut bir olgu haline gelen diplomalı işsizlik bu dinamiği harekete geçiren en önemli dinamiklerden biridir. Bu, genç proleterler açısındansa, kölece çalışma-kölece yaşama koşullarına karşı birikmiş öfkedir.
Yanı sıra ilköğretimden başlayarak bir bütün olarak eğitim politikalarının kapitalizme köle yetiştirecek tarzda yapılandırılması, emekçi çocuklarına üniversite kapılarının daha bir sıkı kapatılması, hatta lisenin bile çok görülmesi gençliğin biriken öfkesinin esas dinamiklerinden biri oldu.
Gençlik hareketinin özellikle son 1 yıldır yeniden sahneye çıkarak militan ve kitlesel bir karakter kazanması toplumsal isyanın ruhuna da yansıdı. Üniversite gençliğinin özellikle İstanbul’da son derece kitlesel biçimde alana akması, bu akışın tüm üniversite bileşenleriyle birleşik bir nitelik kazanması manidardı. Bunda burjuvazinin neoliberal eğitim politikalarıyla üniversite kimliğini hoyratça tasfiye etmesine olduğu kadar; öğretim görevlisinden tutalım öğrencisine kadar herkesi proleterleşme potasında toplayacak bir geleceğin kurguladığının görülmesi belirleyicidir. İsyanın daha bir berraklaştırdığı bu gerçek, önümüzdeki dönemde üniversite mücadelesinin hangi temeller üzerinden yürüyeceğinin, hangi dinamiklerle hangi sorunlar temelinde buluşulabileceğini olduğu kadar, bunun biçim ve yöntemleri konusunda da son derece öğretici dersler bıraktı.

Liseli gençlik isyanın en diri bölüklerini oluşturdu. Yaygın bir değerlendirmeyle AKP iktidarı döneminde hayata gözlerini açmış olan bu kuşak isyanın en korkusuz, en diri, en ısrarlı kesimini oluşturdu. Onlara bu niteliği kazandıran da asıl olarak eğitim politikalarıyla kendilerini bekleyen geleceksiliği sezgileriyle ya da aileleri başta olmak üzere çevrelerinden edindikleri deyimlerle bilince çıkarmış olmalarıdır. İnternet dünyasıyla daha bir haşır neşir olarak evrensel olanla da daha yakından ilişkilenen bu gençler, sistemin dayattığı kalıpları kolay kolay kabul etmeyecek bir özgürlük anlayışını mayalamış olduklarını kanıtladılar. Bu dinamik Türkiye devriminin geleceğini belirleyecek önemdedir. Son derece canlı-renkli-yaratıcı deyim yerindeyse cıvıl cıvıl olan bu gençler geleceğin muştucusudur!
İsyanın önemli bileşenlerinden biri de Alevi emekçilerinin çocuklarıydı. Onları alana getiren esas dinamik ezilen mezhep olarak yaşadıkları aşağılanmaydı. AKP’de somutlaşan Sünni İslam saldırganlığı karşısında yaşadıkları tarihsel korku ve öfkeydi. Çoğunluğu CHP tabanını oluşturan bu gençler CHP’nin isyanın ilk günlerinden sonra sistemin bekasına dümen kırarak isyanı söndürme gayretkeşliğine girmesine rağmen alanda kalmaya devam ettiler. Aslında fiilen CHP’nin merkezi duruşuna tavır da almış oldular. İsyan, bu kopuşu derinleştirecek dinamikler de biriktirerek sürüyor.
Alevi gençlerinin önemli bir kısmı aileleriyle birlikte oradaydı. İsyanın ilk günlerinden başlayarak Taksim ve Gezi’yi kalıcı bir şekilde tutan bu kesimlerin artık eskisi gibi olamayacakları açıktır. Alevi emekçilerinin devletin/sistemin simgelerinden biri olan CHP ile olan tarihsel bağları tümüyle sarsılmış olmasa da önemli bir darbe yedi demek abartılı olmayacaktır. Onlar, herhangi bir yere dayanmadan kendi öfke ve tepkileriyle sokağa çıkmanın, orada günlerce kalmanın özgüvenini yaşadılar.
Alevi gençlerinin isyanla ilişkisi geriye kırılmak yerine daha militan bir karakter kazandı. Onlar da özünde sadece Alevilere dönük aşağılayıcı politikalara ya da Sünni İslam’ın siyasal bir erk haline gelerek güç konuşturmasının tedirginliğiyle katılmadılar isyana. Bu kadar kitlesel ve kararlı duruşlarını aynı zamanda derin bir geleceksizlik duygusu belirliyordu. Eğitim politikaları, diplomalı işsizlik, güvencesiz çalışma,.. kısacası kölelik koşullarının toplumsal bir gerçeğe dönüşmesi, Alevi emekçilerinin de bunu tüm biçimleriyle yaşadıkları düşünülecek olursa bu çelişkinin nasıl bir yerde durduğu da anlaşılacaktır.

Bu isyanının geriye bıraktığı/bırakacağı en önemli şeylerden biri Alevi gençlerin militanlaşma eğilimidir. Bu eğilim artık CHP sınırlarına sığmayacak bir isyan özgüveni kazandı ve akacağı nehir militan sınıf mücadelesi olacaktır.
Kürt gençleri Kürt siyasi hareketinin isyan karşısındaki yanlış tutumu nedeniyle o tanıdığımız kitlesellikleri ve dolaysızlıklarıyla yer alamadılar. Ama özellikle kentsel dönüşümün faturasını en uçlarda ödeyecek olan yoksul Kürt halkının çocukları bu isyanın önemli bir parçası oldular. Onlar, Tarlabaşı tarafındaki tüm çatışmaların en önemli aktörü, motor gücüydü. İsyan onlarla, Roman çocuklarını aynı barikatlarda birleştirdi. Gezi’deki çadırlara gelen Kürt gençleri Türkiye’nin ilerici-militan-devrimci güçleriyle içli dışlı oldular. Haklı önyargılarını, güvensizliklerini nispeten kıran bir odak oldu Gezi. Lokal de kalsa bu damar gelecek açısından önemli bir sembolik hafıza oluşturdu. Kürt çocukları savaşın yarattığı tüm insani acıları en derinden yaşayanlar olarak, ne kadar yüce gönüllü olduklarını alandaki en şoven kesimlere bile göstererek halklar arasında kurulacak köprüde önemli bir rol oynadılar. Yakından baktığımızda onları harekete geçiren esas dinamiklerden birinin kapitalist sistemin rant talan politikaları olduğu kadar, işçi sınıfının “en alttakilerini” oluşturmanın yarattığı devasa bir sınıfsal öfke olduğunu da görürüz. Bu dinamik Kürt işçi sınıfıyla-gençliğiyle Türkiye proletaryası ve gençliğinin buluşacağı ana köprüyü oluşturuyor/oluşturmaya devam edecek.