İsyanda kadınlar!

"Çocuklarınızı alın" çağrısı üzerine polis barikatının karşısına dikilmeleri, isyanın en kritik anında ona moral bir itilim kazandırdı

GÜNCEL
Pazar, 30 Haziran 2013 (13 yıl 4 ay önce)

Kadınlar, bir halk isyanına dönüşen Taksim Gezi Parkı eylemlerinin omurgasını oluşturan ve sürükleyen iki temel güçten biri -diğeri 15-30 yaş kuşağı gençler- oldular. Gerek kitlesel katılımlarıyla, gerek isyanın ruhuna dokunuşlarıyla ona kazandırdıkları niteliksel farklılaşmayla toplumsal dinamikler içerisinde kadın dinamiğinin nasıl bir anlam ve derinlik kazandığını bir kez daha gösterdiler.

Daha direnişin ilk günlerinde kadınlar onun kararlı bir nitelik ve geniş bir toplumsal meşruiyet kazanmasında önemli bir role sahip oldular. İsyanın sembolik hafızasına kazınan “kırmızılı kadın” ya da TOMA’ya meydan okuyan “siyah elbiseli kadın” onların oynadıkları rolü daha görünür kılan örneklerden sadece ikisidir. Sapanla taş atan kadınsa isyanın daha militan bir karakter kazanmasını kitleler nezdinde meşrulaştıran başka bir sembol oldu. Öyle ki, isyan içindeki pasifist, liberal kesimler bile bu resim karşısında söyleyecek söz bulamadılar. Yine devletin isyanı, “iyi çocuklar-marjinaller” şeklinde ayrıştırmaya çalışıp, kadınlara da çocuklarını evlerine götürmeleri çağrısı yaptığı anda dev bir kadın zinciri oluşturarak polis barikatının karşısına dikilmeleri, isyanın en kritik anında ona tartışılmaz bir moral itilim kazandırdı.



Kadınları bu denli kitlesel biçimde sokağa çıkaran nedenler aynı zamanda onları daha kararlı bir duruşun sahibi kıldı. Neoliberal birikim politikalarıyla hem kapitalist üretime daha kitlesel biçimde çekilmeyi ama hem de evinin bekçisi rolünü de sürdürmeleri istenen kadınlar, bu kıskacı kabul etmediklerini tüm varlıklarıyla kanıtladılar. Kaç çocuk doğuracaklarına, nasıl yaşayacaklarına-giyineceklerine, eğitim politikalarıyla nasıl bir geleceğe mahkum edildiklerine, kürtaj da dahil kazanılmış haklarının gaspına, çocuklarını nasıl eğitmeleri gerektiği buyruklarına… karşı birikmiş öfkeleri onları sokağa çıkarak esas motivasyon unsurlarını oluşturdu.

Ama bu unsurların hepsi kadın emeğinin vahşice sömürülmesine ve bunun önümüzdeki dönemde katmerleneceğine duyulan öfkeyle buluştu. Bu temel faktör henüz sınıfsal bir bilinç düzeyine ulaşmış olmasa da belirleyici bir unsur olarak hissedildi.

Kısacası bu isyanda kadınlar başka anlamlar kazandı, isyana da anlamlar kazandırdırdı! Bunları bilince çıkarmak gelecek günler açısından önemlidir:
- Kadınlar isyandaki erkek egemen, eril dile müdahaleyle işe başladılar. Kadının merkeze konulduğu küfürlere müdahale başta olmak üzere aslında direnişin dilinin yeniden kurulmasında azımsanmayacak bir rol oynadılar.



- Gezi’deki yaşamın daha kolektif bir ruha kavuşmasında, daha derin bir duyarlılıkla buluşmasında önemli bir rolleri oldu.

- Kadınların direnişi sahiplenmeleri çocuklarını da özgürleştirdi. Annelik rolü bu direnişte kapitalist sistemin korkulu rüyasına dönüşecek bir dönüşüm yaşadı. Çocuklarıyla birlikte direnişe katılan sayısız anne vardı. Bu anneler o bilinen korumacılıkla değil, çocuklarının direnişte daha aktif bir rol oynamasını teşvik eden bir yaklaşımla yer aldılar isyanda. Neoliberal küstahlığın din sosuna bulanmış versiyonu olan AKP nobranlığının kendilerine çizdiği evinin kadını, çocuğunun bekçisi rollerini radikal bir şekilde reddettiklerini tüm davranışlarıyla kanıtladılar! TOMA’nın önünden kaçan çocuğuna “kaçmayın direnin” diyen anneler tanıdık! Saldırıda çocuğu yaralandığı için onun uğruna canını ortaya koyduğu flamayla yürümek için alanlara gelen anneler…

- Kadınlar, genç kadınlar kimisi arkadaş grubuyla, kimisi tek başına günlerce evlerinin dışında, Gezi çadırlarında kaldı. Hayatlarında bir ilki yaşıyorlardı ve buna tutkuyla sahip çıkıyorlardı. Birçoğu yeni proletaryanın parçası olan bu kadınlar hafta sonları tüm zamanlarını, hafta içi de akşam ve gecelerini Gezi’de geçirmekte ısrar ettiler. Onları motive eden, isyanın özgürleştirici soluğunu doya doya ciğerlerine çekmekti. Yaşamlarının alışılmış rutinleri dışındaki bu hayatın büyüsü, özgürlük tutkusundaydı. Makyaj yapamamak, duş alamamak, rahat yataklarının uzağında olmak, uykusuzluk… hiçbiri umurlarında değildi.



Bu kadınların önemli bir kısmı esnek-güvencesiz büro işlerinde çalışan ya da eskiden kalifiye sayılırken günümüzde giderek konum kaybedip fiilen ücretli hale gelen avukat-doktor-hemşire… gibi mesleklere sahip kadınlardan oluşuyordu. Öğrenci kadın sayısı da azımsanmayacak orandaydı. Bu kadınların azımsanmayacak bir kısmı zaman sorununu da bir şekilde “çözerek” Gezi’de tam zamanlı kaldılar. Onların zaman sorununu “çözmeleri” aslında mesleklerinin gelinen noktada kazandığı anlamla da ilgiliydi. Zaten güvencesiz çalışıyorlardı, diplomalarıyla aynı standartlarda iş bulmaları da öyle “aslanın ağzında” değildi.

Bunu bir örnekten yola çıkarak söylemiyoruz. Ama bizzat tanık olduğumuz iki örneğin genel açısından bir fikir vereceğini düşünüyoruz. Çağrı merkezinde çalışan aynı zamanda üniversiteye devam eden iki tanıdığımız ücretlerinin yanmasını hatta işten atılmayı göze alarak direnişin kritik anlarında parkta kalmakta ısrarcı oldular. Bu kadınlar parkta sürekli kalamasalar da oraya çadır kurup, kalabilecekleri şekilde düzenlediler. dediğimiz gibi özellikle saldırı anlarında işe de gitmeyerek Park’ta kalmayı tercih ettiler. Bu örneklerin oldukça fazla olduğunu gözlemlediğimizi belirtmeliyiz. Belirli niteliklere sahip olan bu kadınlar direnişe varlıklarıyla olduğu kadar yaratıcılıklarıyla da anlam kattılar.



İşçi sınıfının yarısını oluşturan kadın bölüklerinin “en alttakileri” de azımsanmayacak bir katılım sergiledirler. Özellikle emekçi semtlerden gelen bu kadınların çoğu ya evde iş yapan ya temizlik işlerine giden ya da bürolarda-hastane vs. yerlerde temizlik-çaycılık gibi işlerde çalışan kadınlardı. Bu kadınlar daha çok aile ya da mahalleleriyle geliyorlardı. O alanın ruhunu bir an için bile solumak gözlerindeki ifadeyi değiştirmeye yetiyordu.

Sanayi işçilerinin sendikaları dışında, bireysel katılımları da üzerinden atlanmayacak düzeydeydi. Bizim bildiğimiz-gördüğümüz örneklerden yola çıkarak söyleyebiliriz ki, bu sektörlerde çalışan kadınlar da isyanın dışında kalmadılar. Esenyurt-İkitelli civarından ya da Gebze’den Gezi’ye gelen, sürekli kalamasa da kritik anlarda bir yolunu bulup soluğu parkta alan kadınların sayısal ağırlığı konusunda net rakamlar olmasa da hiç de azımsanmayacak oranda katıldıklarını tahmin etmek güç değildir. Bu kadınların kritik anlarda izin kullanmak dışında daha çok hafta sonları gelebildiklerini de eklemek gerekir.

Dememiz odur ki, kadınlar sadece yaşam tarzlarına müdahale, nasıl giyinip-kaç çocuk doğurmalarının buyurulmasına tepki ya da 4+4+4 eğitim politikalarının kendi gelecekleri üzerinde yaratacağı yıkıcı etkiye duydukları tepkilerle gelmediler. Bunlar önemli motivasyon unsurları olmakla birlikte, onları o alana getiren asıl görünmez dinamik, kendilerinin bile farkında olmadıkları bu sınıfsal etmenlerdi.

Kadınlar isyana kattıkları ve isyandan aldıklarıyla artık eskisi gibi değiller. Uzun süredir birikmiş ve çeşitli kereler açığa çıkan öfkeleri bu isyanda daha bir mayalandı, daha bir olgunlaştı. Bize düşen bunu anlamak kadar, buna ulaşıp, birlikte daha ileri bir dönüşümü örmektir.