Haziran Direnişi, Taksim Gezi Parkı’ndan tüm ülkeye yayıldı ve Temmuz’a sıçradı. Üç beş çapulcu, üçyüz-beşyüz oldu, sonra da milyon. Ezberler bozuldu
HAZİRAN DİRENİŞİ TEMMUZ’A SIÇRADI
YA DA MISIR ORDUSU TÜRK ORDUSUNA NE KADAR BENZİYOR
Adil Okay
“Cehennemin en karanlık yerleri,
kriz zamanında tarafsız kalanlara ayrılmıştır…”
Dante-İlahi Komedya
Haziran Direnişi, Taksim Gezi Parkı’ndan tüm ülkeye yayıldı ve Temmuz’a sıçradı. Üç beş çapulcu, üçyüz-beşyüz oldu, sonra da milyon. Ezberler bozuldu. Siyasi örgüt ve partiler gelişmeleri yakalamakta ve analiz yapmakta zorlandılar. Tek bir siyasi grubun inisiyatifine girmeyen - sığmayan “çapulcular – baldırıçıplaklar - mülksüzler” giderek çoğalıyor. Ne gaz bombası, ne plastik mermi, ne cop, ne pala, ne de gözaltılar – tutuklamalar sokağa çıkan yüzbinleri evlerine yollayamıyor.
Artık parlamento dışı muhalefet zamanı. Fiili demokrasi zamanı. Korku duvarını aştı insanlar. Korku iklimi döndü. Şimdi AKP’den, sermaye sınıfından yana esiyor yel. AKP’nin 11 yıl boyunca yarattığı korku imparatorluğu başarıya ulaştı diye tahliller yapılırken, Haziran Direnişi herkesi sarstı. Umutlandık, öfkelerimizi biledik, itiraz seslerimizi sokaklarda birleştirdik.
Kürtlerin Sitemi Hakkında
Korku iklimi – korku duvarı dedim de, Kürt halkının mücadelesini yok saymayalım. AKP’nin ülkeyi devasa bir hapishaneye çevirmesine ilk kitlesel tepkiler, Haziran Direnişinden çok önce, Kürt cephesinden gelmişti. Kürt halkı korku duvarını yıkalı uzun zaman oldu. Çocuk, kadın, ihtiyar, genç defalarca panzerlerin, tankların önüne yattılar, canlı kalkan oldular. En çok onlar girdi mahpus damına, en çok onlar kaybetti çocuklarını yargısız infazlarda, onların köyleri boşaltıldı ya da yakıldı.
Işte bu trajik nedenlerden dolayı, Haziran direnişinin başlarında, sosyal paylaşım ağlarında Kürt arkadaşların sitemiyle karşılaştık. Özetle şunu söylüyorlardı: “Biz kırılırken neden yoktunuz… Neden sesinizi çıkarmadınız…”
Öncelikle şunu söylemeliyim. Birincisi: Belki sayımız bu kadar çok değildi ama biz o zaman da vardık. Kürt halkının haklı demokratik taleplerini on yıllardır dillendiriyor, bu uğurda yazıyor, çiziyor ve yürüyorduk.
Ikincisi: Bir zamanlar olmayanların da şimdi olması, aydınlanması, sorgulamaya ve empati yapmaya başlaması iyi bir gelişmedir. Şeyler, olaylar, olgular o tarihsel süreç içinde degerlendirilmelidir. Bu günün BDP milletvekillerinin bazıları bir zamanlar CHP’liydi. İşte benzer şekilde, “neden şimdi BDP’de yer alıyorsunuz” deme hakkımız olmadığı düşüncesindeyim. Yine de TİP’in, Türkiye’de parlemento tarihinde Kürt sorununu meclise taşıyan ilk parti olduğunu ve yasaklara rağmen Kürt sorununu programına aldığı için kapatıldığını anımsayıp bu konuya virgül koyalım.
Haziran Boyunca Devam Eden Katliamlar
Haziran Direnişi sürerken iş cinayetleri, kadın katliamları, kadın ve çocuklara taciz ve tecavüz devam etti. AKP’nin “ileri demokrasi”si haziran ayında 104 işçinin iş cinayetlerinde hayatını kaybetmesine neden oldu. Yine bu ayda 15 kadın öldürüldü 16 kadına tecavüz edildi. Hapishanelerde keyfi yasaklar hız kesmeden devam etti. Seçimler yaklaştığı halde %10 seçim barajının kaldırılması veya düşürülmesi için adım atılmadı. “Barış Süreci”ndeki soru işaretleri artarak devam etti. Polis gözaltına aldığı kadınlara, ‘orospu, terörist, kahpe, vatan haini’ diye hakaret edip, çıplak aramayla, taciz ve tecavüzle tehdit edip suç üstüne suç işledi.
Peki susan, üç maymunları oynayan gazetelere ve TV kanallarına ne demeli. Hapis tehlikesi yok, ölüm tehlikesi yok, peki neden korkuyorlar. Nedeni açık: İhale alamayız ve/veya işsiz kalırız diye korkuyorlar. Bu nedenlerle kalemlerini, ruhlarını, onurlarını satıyorlar. Oysa onların büyük çoğunluğunun tuzu kuru; işsiz kalsalar bile aç kalmazlar.
Peki Ya Mısır Ordusu
Radikal gazetesinde Sedat Yurtaş’ın yazısının başlığını tuttum: “Adımıza, ’devrim çalacak’ bir ordu”. İşte bu ordu, halkın ayaklanıp iktidarı zor yoluyla almasına, yani devrime engel oldu. Peki neden: Zira Mısır ordusu Türk ordusu gibi burjuvalaşmış durumda. Söz konusu her iki ordu da sermaye sınıfının parçası olmuş. Dolayısıyla “Zalimin parasını alan onun kılıcını çalar.” Mısır ordusu 1950’den bu yana ülke ekonomisinin neredeyse % 40’ına sahip durumda. Benzer bir şekilde Türk ordusu da OYAK aracılığıyla, 1980’den bu güne sermaye sınıfıyla iç içe geçti. “Türk ordusunun OYAK aracılığıyla otomotivden çimentoya, bankacılıktan finansal faaliyetlere, sigortacılıktan konserveciliğe, inşaattan AVM’ciliğe uzanan bir faaliyet içinde olduğunu hatırlatmakta fayda var.”
Demem o ki, ne Mısır ne de Türk ordusu halkın ordusu değildir, ezilenlerin ordusu değildir, onlardan ülkeye ve halka hayır gelmez.
Son Söz
Son sözü Haziran Direnişinde tutuklanan ve Sincan kapalı Kadın Cezaevinden yazan Sıla Uzunpınar’a bırakıyorum: “Sokaklar, mahalle meydanları, kent meydanları özgürlüğe, adalete en çok hasret duyan kadınlarla doldu. İsyan, kadınların tüm halkla birlikte bir adım öne çıkışlarıyla şenlendi. Kadınlar annelik kimliğiyle tüm adaletsizliklerin karşısında birer kalkan oldular. İktidarın annelere “Gidin, çocuklarınızı Gezi Parkı’ndan alın evlerine götürün” çağrılarına karşılık annelerin el ele tutuşarak kurdukları zincir, dayanışmayı ve direnişi bir kez daha güçlendirirken, Cumartesi Anneleri de meydanları boş bırakmayarak Ethem için, Lice’de katledilen Medeni için adalet istediler.”
10.07.2013
okayadil@hotmail.com