Sakın ağlamayın yoldaşlarım. Ağlamayın. Gün ağlama günü değil hesap sorma günü faşizmden. Faşizme kaç can verdik, hesap sorma günü

Ben Ethem, Ethem Sarısülük.
Ostim’de işçiydim 26 yaşındaydım katledildiğimde.
1 Haziran’da celladım Ahmet Şahbaz vurdu beni. Gözgöze gelmiştik celladımla. Anlamıştım o an, kurşun oradaki yoldaşlarımdan birine ya da bana isabet edecekti. Gözü dönmüştü Ahmet’in. Hiç bir şey yapmayacağımızı bildiği halde doğrulttu namluyu üstümüze, 1-2-3 vuruldum.
Evet, başımda insanlar, kafama bastırıyorlar. Anlamaya çalışıyorum. Bu saçlarımın arasındaki ıslaklık, sıcaklık... Evet evet başımdan vurmuştu celladım. Yanlış yerden vurmuştu beni, fikirlerim beynimde değildi sadece. Yıllardır anlayamamışlardı.
Yavaş yavaş uyuşuyordu bedenim, gitmem yakındı sanırım.
Ama daha yapacağım işler vardı. Vedalaşamadım bile yoldaşlarımla, halkımla. Ah bu kalleş ölüme direnmeliydim.
Yatıyordum gözümü açamıyordum. Kımıldayamıyordum, ama duyuyordum herşeyi. Hakkımda konuşuluyordu. Sağlık Bakanlığı’nın talimatıymış içeriye hiç kimse alınmayacakmış.
Ne kadar adaletsizceydi olan biten! Onun kaskı, jobu, silahı vardı. Benimse yüzümde kırmızı bir peçe ve demir kadar sağlam devrim inancım...
Bir ses duyuyordum. Slogan sesleri... Neydi bu? Pür dikkat kesildim duymak için. Duyuyordum “Katil devlet hesap verecek!” diyorlardı. “Her yer Taksim her yer direniş!” diyorlardı.
Kalkıp konuşmak istiyordum: "Sakın ağlamayın yoldaşlarım. Ağlamayın. Gün ağlama günü değil hesap sorma günü faşizmden. Faşizme kaç can verdik, hesap sorma günü…
Ağlama ana sakın ağlama. Sevindirme bu kalleş düşmanları. Onlar bilmez yürek yangını, evlat acısı. Bilselerdi tarih boyu katliam yapmazlardı. Ağlama ana, dökme inciden değerli göz yaşlarını."
“Kafamdaki mermi değilmiş” öyle haber çıkmış. Doktorlar hayretle konuşuyorlardı başucumda. Kalkıp anlatmak istiyordum: “Kurşun, bu kurşun faşist polisin silahından çıkan kurşun.”
Devam ediyorlar hala konuşmaya, yakalanmamış hala.
Son bir güçle doğrulmak istiyorum anlatmak istiyorum" Sivas’ın, Maraş’ın, Çorum’un, Roboski’nin, Reyhanlı’nın faili bulunmuş mu ki benim celladım bulunsun!"
Bir sabah kendimi soğuk bir çekmecede buldum. Neden soğuk ve dardı. Vücudum kas katıydı sanki. Çekmece açılıyor. Annem öpüyordu yüzümü, gözümü. Öpmesinden anlıyordum annem olduğunu. Koklamak istiyordum annemi.
Bir masaya yatırdılar beni vücudumun her yerini kesiyorlar. Anacım yoldaşlarım "canım acımıyor" diye bağırmak istiyordum.
Kafamdan mermi çıkmıştı. "Ölüm nedeni" dedi doktor. "Ölüm nedeni mermi çekirdeği."
O an anlamıştım. Ölmüştüm. Bir yanım buruktu yoldaşlarımı, anamı geride bırakıyorum diye. Bir yanım heyecanlı, devrimci şehitlerin yanına yoldaş olmaya gidiyordum .
Yoldaşlarımın omuzlarındaydım. Nasıl da yüzleri düşmüş, ama yangın yeriydi gözleri, kıpkırmızı olmuştu öfkeden.
Batıkent’e gidiyorduk. Aman allahım insan seli.
Halkım benim için gelmişti. Bu yağmurda benimle ıslanıyordu.
Kızılay’a gidiyorduk vurulduğum yere. “Yasak” diyordu katil devlet. Konuşuyorlar boğuk boğuk. İnsanlar Kızılay’daymış 4 koldan hesap soruyormuş polisten.
Batıkent’de en önde ben, benim çevremde yoldaşlarım. Etten duvar olmuşlardı bedenime. Hepsinin gözünde öfke. Dilinde isyan! Gidiyorum Çorum’a.
Adı biliniyordu katilin. Hukuksuzluk yaşanmıştı bir kez daha, katilim serbest bırakılmıştı. Bu kadar ucuzdu yaşam bu memlekette.
Yoldaşlarım beni görmeseniz de ben mücadele verdiğiniz her alanda sizinleyim.
Ta ki katillerden hesap sorulduğunda rahat bir uykuda olacağım. Ta ki savaş bittiğinde, işçiler, kadınlar ölmediğinde rahat uyuyacağım.
Bu olanlar, bu direniş daha başlangıç biliyorum. Halklarım, yoldaşlarım hesap soracak biliyorum.
Hepinize devrimci selam ve sevgilerimle…
Ethem Sarısülük