Tüm bu iğrenç kapitalist mekanizmalar yine de halkların, toplumların insanca yaşama isteğini, her türlü sömürünün bertaraf edilmesi talebini tümüyle ortadan kaldıramıyor
Bunca zamandır nerede olduğumu soracak olursan
"Oldu bir şeyler" demeliyim
oturmalıyım bir taşa
kararan dünyada,
Pablo Neruda / Unutmak Yok
Şili, Dünyanın sonundaki ülke And Dağları boyunca ince, dar bir koridor gibi. Kuzey-Güney yönünde yaklaşık 4300 km uzayan toprağıyla, Doğu-Batı yönünde ise ortalama 180 km genişliğiyle 17 milyon nüfuslu ülke, sadece coğrafi olarak değil, gündem açısından da kimsenin pek ilgilenmediği, dünyanın sonunda, unutulmuş uzak bir yer.
Ama bu her zaman böyle değildi.
Komünist hareketlerden, hümanist sosyal demokratlara kadar geniş bir sol birlik Aralık 1969 Unidad Popular – UP- (Halkın Birliği/ Halkçı Birlik/Halk Cephesi) kurduğunda ve hemen sonrasında, Eylül 1970 yılında % 36,3 oyla iktidara geldiklerinde, ülkenin resmi bugünkünden çok ama çok farklıydı.
Sosyalist politikacı Salvador Allende seçimle yönetime gelmişti. Komünist mücadelenin tarihinde yeni bir başlangıca işaret eden bu durum, USA gibi bir Kapitalist-Leviathan için büyük bir tehlikeye işaret ediyordu. Devlet ve toplum örgütlenmesinde alt sınıfların yararına reform hareketlerine girişen sosyalist yönetimin ilk büyük adımı, ülkenin sanayisi açısından hayati öneme sahip bakır endüstrisinin kamulaştırması oldu, ki daha önce USA’lı şirketlerin kontrolündeydi. 1971 yılındaki yerel seçimlerde % 49,7 oy oranına çıkan UP, Mart 1973 yılındaki Parlamento seçimlerinde ise% 43,9 oy aldı. Halkçı Birlik’i oluşturan partiler/fraksiyonlar arasındaki çatışma, yönetimin ayağına çelme niteliğindeydi ama daha büyük sorun, USA’nın uyguladığı ambargoydu. Ambargo ülkede derin bir ekonomik krize yol açmıştı. Bir tür kuşatılmışlık yaşayan ülke buna rağmen geri adım atmadı, UP bileşeninin en güçlü partisi olan Sosyalist Parti’nin sekreteri Altamirano, “Burjuvazinin hiçbir ayrıcalığını kabul etmeyeceklerini” açıkladı. Hükümetin politikalarındaki köklü değişiklik, daha doğru bir ifadeyle komünist belirtiler, ordu-gizli servis ve USA üçgenini harekete geçirdi.
11 Eylül 1973 yılında ordu, sosyalist hükümete karşı darbe yaptı. Ülke açık bir cezaevi ve işkencehaneydi artık. ÜÇ BİN insan öldürüldü ve YÜZBİNE varan sayıda insana işkence edildi. Ülkesini terketmek zorunda kalan YARIM MİLYONdan bahsediliyor günümüzde. Eline silah almaktan başka bir yolu kalmadığında ‘terörist’ ilan edilip daha baştan kitlelerin gözünde suçlu duruma düşürülen kapitalizm karşıtı mücadele, sistem içerisinde kalıp, seçim ile başa geldiğinde ise hep darbelerle ve kontra yapılanmalarla karşı karşıya kaldı. Bu durum bugün de pek değişmiş değil. Bilhassa ‘Darbe’ 1945 sonrasında özellikle Merkezin periferiyi kendisine bağlamada kullandığı başat araç oldu.

Askeri Dikta ile birlikte uygulamaya konulan neoliberal politikalar, kendisinden önce sosyalist hükümet döneminde elde edilen sosyal hakları (Sağlık, Eğitim Sistemlerinin özelleştirilmesi, Toprak Reformunun iptali, Seçim Sisteminde değişikli ve daha önemlisi Ceza Hukukundaki uygulamalar) geri almakla kalmadı, darbe sonrasında cunta, bu neoliberal uygulamaları devlet yönetiminin temel ilkeleri yaptı. Daha acınası olan, sosyalist ve demokratik partilerin birliği olan ve 1990-2010 arasında iktidarı elinde bulunduran Concertación (sözleşme/anlaşma) birliği ne darbe anayasasına dokundu ne de neoliberal politikalara karşı bir söz söyledi. Gerçek görünenden farklı yerlerde cereyan ediyordu. Geçmiş ile hesaplaşma ile ilgili de farklı bir şey olmadı. Bir kaç göstermelik tutuklama dışında olan sadece hiçti. Bugün Şili’de insanların geçmiş ile hesaplaşılacağına dair bir umutları yok. Suçluların yargı önüne çıkacağı ve katledilenlerin/işkence görenlerin araştırılacağı gibi durumlar düşünülmüyor bile. Şili büyük bir korku hapishanesi ama trajikomik olan, kendilerini Allende’nin mirasçısı sayan Concertación’un ülke yönetimi konusunda neoliberalizm ile kol kola olması.
Ama tüm bu iğrenç kapitalist mekanizmalar yine de halkların, toplumların insanca yaşama isteğini, her türlü sömürünün bertaraf edilmesi talebini tümüyle ortadan kaldıramıyor.
Mapuche yerli halkının uzun soluklu direnişi dışında çok uzun bir zaman sessiz kaldı Şili toplumu. Sonra, Nisan 2011 yılında güneydeki HydroAysén dev baraj projesine karşı beklenmedik bir anda büyük bir mücadele ile yeniden sokaklara döndü. Türkiye’de de geniş yankı uyandıran bu mücadele, üniversiteli ve liseli öğrenci hareketi ile birleştikten sonra ivme kazanmıştı. Bir tür apatiden (umarsızlık) uyanan toplum, gelecek Eylül'de 40. yılına girecek darbe ve mirasına karşı da yeni bir itiraz hazırlığında.
Ali-Haydar Gündoğdu
Viyana
