“Kalkınma Planı”ndan satırbaşları

Sermayenin çıkarı olan “kalkınma planı” işçi sınıfına saldırı stratejisini çizen bir yol haritasıdır!

GÜNCEL
Salı, 13 Ağustos 2013 (13 yıl 2 ay önce)

Hükümetin 10. Kalkınma Planı (2014-2018), 1 Temmuz 2013’de TBMM’de onaylandı, 6 Temmuz 2013 günü, Resmi Gazete’de yayınlanarak kesinleşti. Yaklaşık 2 yıldır üzerinde çalışılan plan, işçi ve emekçilerin daha fazla köleleştirilmesi üzerine kurulu olduğu gibi, aynı zamanda dışa/bölgeye dönük saldırgan savaş politikalarına temel oluşturacak ve bu yönüyle çıkış noktası işlevi görecek belirlemelerle dolu.

Gezi'nin etkisi!


Öbür taraftan, Gezi Direnişi’nin Türkiye’de yarattığı atmosferin bir sonucu olduğu şüphe götürmez olan titrek bir duruşun varlığının da altını kalınca çizmeliyiz: Planda, “esnek çalışma, kıdem tazminatı, alt işverenlik, sosyal diyalog, aktif ve pasif işgücü programları gibi alanlarda sosyal taraflarla birlikte uzlaşıyla ilerleme kaydedilmesi gerekmektedir” denilmektedir! Gene de bu, stratejik yönleri olan bu konularda burjuvazinin ve hükümetinin saldırmaktan geri duracağı anlamına gelmemektedir. Tam tersine her fırsatta bu yönde ilerlemeye çalışacağı planda öngörülmektedir.

Özelleştirme, UİS, kiralık işçi büroları...


Özelleştirme saldırısının, artık geriye ne kaldıysa, tüm hızıyla devam edeceği öngörülüyor. Plan, kamunun sadece madencilik, enerji, ulaştırma, tarım ve imalat alanında kaldığını belirttikten sonra, “Özelleştirmelerin süreceğini… kurumları yabancı firmaların satın alması için teşvik edileceklerini… Elektrik üretim tesislerinin önemli bir bölümünün ve dağıtım varlıklarının tümünün satılacağını… TCDD’nin parçalanmasıyla oluşan TÜLOMSAŞ, TÜDEMSAŞ, TÜVASAŞ’ın, piyasanın beklentilerine göre yapılandırılacağını… KİT’lerde hizmet alımının (taşeron sistemi ve ihalecilik) etkinleştirileceğini” söylüyor.

***
Ulusal İstihdam Stratejisi uygulaması devam edecek. Bu, planda, başka şeylerin yanısıra “esnek çalışma ve kıdem tazminatı ele alınacak, uygun kurumlardan başlanarak, esnek çalışma biçimlerini yaygınlaştırılacak” gibi ifadelere yansıyor. Kısmi zamanlı çalışma, performans sistemi ve esnek çalışma uygulamalarının emekçi memurları da genişlemesine kapsayacak şekilde yaygınlaştırılması amaçlanıyor.

işçi

“2006 yılında yüzde 7,6 olan kısmi süreli çalışan oranı, 2011 yılında yüzde 11,7’ye yükselmiştir. İşgücünün eğitim seviyesinde ilerleme kaydedilmiş; işgücü verimliliği yükselmiş; 2007-2012 döneminde aktif işgücü programlarına ayrılan kaynaklar ve bu politikalardan faydalanan kişi sayısı önemli ölçüde artmıştır”

Esnek ve kuralsız çalıştırmanın araçlarından birisi olarak kiralık işçi bürolarına da yer verilmiş planda. “Geçici istihdam büroları aracılığıyla geçici iş ilişkisi uygulamaları yaygınlaştırılacaktır”

Ortadoğu da kalkınma planı içinde!


Bölgede hem emperyalizmin savaş politikalarına yedeklenmesini sağlayacak hem de içteki tekelci burjuvazinin sermaye birikiminde sıçrama yapmaya temel oluşturabilecek ekonomi-politikalar şu belirlemelerde ifadesini buluyor:

“… Öte yandan, artan nüfusu ve gelirinin yanı sıra kültürel yakınlığıyla da önemli bir potansiyel taşıyan Ortadoğu, Kuzey Afrika ve Yakın Doğu’nun Türkiye için gıda ürünlerinde daha büyük bir dış pazar haline gelmesi beklenmektedir.”

“Enerji üretimi ve tüketiminde küresel ekonomik ve jeostratejik dengelerin yeniden tanımlanmasına sebep olabilecek önemli değişiklikler yaşanmaktadır… Diğer yandan, mevcut rezervlerin genişletilmesiyle Irak’ın önümüzdeki 20 yıllık dönemde dünyanın ikinci en çok petrol ihraç eden ülkesi haline gelmesi beklenmektedir. Küresel enerji dengesinde beklenen değişimin küresel düzeyde ekonomik ve siyasi yansımaları olabilecek, enerji güvenliği konusunda küresel ve bölgesel düzeyde yeni politikalar geliştirilmesi gerekebilecektir.”

“Ayrıca, Ortadoğu ve Hazar bölgesindeki petrol ve doğal gaz kaynaklarının Avrupa’ya taşınmasına yönelik çeşitli projeler, Türkiye’nin hem arz güvenliğini artırmaya hem de jeopolitik imkânların avantaja dönüştürmeye katkı sağlayabilecektir.”

***
Planda tarım sektörünün yeniden yapılandırılması sürecinin nasıl gittiğine, hangi aşamada olunduğuna, atılması düşünülen adımların neler olduğuna geniş yer verilmiş. Tarımın kapitalistleştirilmesinde ve tekelci egemenliğin tesis edilmesinde alınan mesafenin bir göstergesi olarak alınabilecek şu durum tespiti yapılmış:

“Diğer taraftan, 2007-2012 dönemi boyunca ülkemizdeki tarımsal ürünler fiyat endeksi, toplam üretici fiyatları endeksine göre daha hızlı yükselmiş, göreceli olarak kârlı bir sektör haline gelen tarıma yapılan yatırımlar dolayısıyla istihdam artmıştır.”

Toplulaştırma; Tarımda tekellere pazar açma!


Tarımsal ürünlerin fiyatlarının aşırı yükselmesinin ana sebebi sektörde yaşanan kapitalist tekelleşmedir. Bu gerçeği tersyüz edecek şekilde bir de utanmadan şunlar söyleniyor:

“Özellikle gelişmekte olan ülkelerde nüfus ve refah artışına bağlı olarak tarım ürünleri talebinin yükselmesi ve gıda fiyatlarının yüksek seviyelerde kalması beklenmektedir. Gıda fiyatlarındaki olası artışlar, gelirinin büyük bölümünü gıdaya harcayan kesimler açısından olumsuz etkiler doğuracaktır.”

Son birkaç onyıldır neoliberal politikalarla, özellikle de AB’li emperyalist tekellere pazar açmaya dönük uygulamalarla geleneksel tarım göçertilmiş, sektör kapitalist tekellere ardına kadar açılmıştır. Bunun araçlarından birisi de “toplulaştırma” uygulamasıdır. Gelinen aşamada “2006 yılına kadar toplam 0.6 milyon hektar alanda tamamlanan toplulaştırma çalışmalarının, 2013 yılı sonunda 4.2 milyon hektara ulaşması öngörülmektedir.”

Diğer taraftan, kapitalizmin eşitsiz gelişme yasasını ve bu yasanın Türkiye’deki gibi bir sermaye yapısına sahip ülkelerde hangi handikaplara yol açacak şekilde işlediğinin ipuçlarını veren tespitler de var plan metninde:

“… Tarıma dayalı sanayi ürünlerinin ihracatında yaşanan hızlı gelişmeler ve artan yurtiçi talep, tarımsal ürün ithalatının önemli ölçüde artmasına neden olmuştur. Bu çerçevede, tarım ihracatı 2006 yılında 3.6 milyar dolar (gıda ve içecek sanayi dahil 8 milyar dolar), ithalatı ise 2.9 milyar dolar (gıda ve içecek sanayi dahil 5.4 milyar dolar) seviyesinde gerçekleşmişken, 2012 yılında ihracat 5.4 milyar dolara (gıda ve içecek sanayi dahil 14.9 milyar dolar) ve ithalat ise 7.5 milyar dolara (gıda ve içecek sanayi dahil 12.6 milyar dolar) yükselmiştir.”

Kadına çifte sömürü, aile kurumuna koruma!


kadınBurjuva toplumunda sürekli gözetilen bir hedef olarak emekçi kadının çifte sömürü altında kölelik zincirlerine daha sıkı bağlanması konusu şu alışıldık ifadelerle belirtiliyor:

“Toplumsal cinsiyet eşitliği bağlamında, kadınların sosyal, kültürel ve ekonomik yaşamdaki rolünün güçlendirilmesi, aile kurumunun korunarak statüsünün geliştirilmesi ve toplumsal bütünleşmenin kuvvetlendirilmesi temel amaçtır.”

İşgücünü satma özgürlüğünde, yani emekgücünün sömürülmesi özgürlüğünde kadına “Toplumsal cinsiyet eşitliği” sağlanacak ve yanında devletin dayandığı toplumsal gericilik birikimine de zemin oluşturacak şekilde aile kurumu korunarak kadının aile içindeki geleneksel konumu güçlendirilecek!

Emekliler yine hedefte!


Emeklileri neyin beklediği ise şu sözlerden açıkça görülmektedir:

“Mevcut durumda, genç nüfus yapısına sahip olması nedeniyle Türkiye’nin sağlık harcamalarının milli gelir içindeki oranı gelişmiş ülkelerin gerisindedir. İlerleyen dönemde tüm dünyadaki artış beklentisine paralel olarak, Türkiye’de de sağlık harcamalarının artacağı öngörülmektedir. Demografik fırsat penceresi yeterince iyi değerlendirilmediği emeklilik ve sosyal güvenlik sisteminde şimdiden gerekli tedbirler alınmadığı takdirde, artan sağlık harcamaları, önümüzdeki dönemde sosyal güvenlik sistemi ve kamu maliyesi üzerinde baskı oluşturabilecektir.”

Mezarda emeklilik… Kıdem tazminatlarının budanması… İşten atmaların kolaylaştırılması… Emekçilerin karşısına sıkça çıkarılan bu türden uygulamalar katlanarak sürecektir.

***
Bu burjuva kalkınma planında işçi ve emekçilere artı-değeri arttıran ve sermayenin yeniden üretimini genişleten bir rol biçilmiştir ve bu ölçüde onlara yer verilmiştir. İşçi ve emekçilerin toplumdaki varoluşu sermaye ile ilişkisi temelinde tanımlanmıştır. Söz konusu olan sermayenin çıkarı ve karların arttırılması olunca “kalkınma planı” da işçi sınıfına saldırı stratejisini çizen bir yol haritası olmaktadır!

Bu kapsamda bir saldırı karşısında mevziyi korumaya çalışan değil, ancak Gezi ruhunu kuşanan bir sınıf kavgasına tutuşarak durulabilir!