Yoğurtçu Parkı Beyaz Yakalılar Atölyesi içerisinde yer alan iki aktivist ile Gezi direnişi ve beyaz yakalıların mücadelesi üzerine konuştuk
Yoğurtçu Parkı Beyaz Yakalılar Atölyesi içerisinde yer alan iki aktivist ile Gezi direnişi ve beyaz yakalıların mücadelesi üzerine konuştuk. Beyaz Yakalılar Atölyesi, Park’ta bir araya gelerek beyaz yakalıların sorunlarını konuşuyor. Bundan sonraki toplantılarında da, fazla mesai, performans sistemi gibi konular üzerine konuşacaklar.
Alınteri: Beyaz yakalıların şu zamana kadar nasıl bir örgütlenme çalışması yaptığından bahsedebilir misiniz?
1. En başta ‘70′lerde bile beyaz yakalılar var. O dönemlerde kurulan sendikalar var: Bank-Sen. Onların verdiği bir takım mücadeleler var, işyeri grevleri var. Kendi okumalarımdan gördüğüm kadarıyla 12 Eylül’den sonra bankacıların sendika hakları ellerinden alınıyor.
Beyaz yakalıların örgütlenmeleri mavi yakalı örgütlenmelerine göre daha zayıf. Görece düşünsel iş yapmaları, yöneticiler tarafından kontrol edilmeleri, iş yerinde bir pozisyon sunulması onlara daha kolay geliyor. Çünkü beyaz yakalılar, “okumuş işçiler” olarak tarif ediliyorlar. Lise mezunları, üniversite mezunlarından; gitgide yüksek lisans mezunlarına doğru kayıyor beyaz yakalı profili.
Beyaz yakalılar sistemden pay alabiliyorlar. Çünkü sayıları daha az, emek gücü içerisinde rekabet de az. O yüzden belli bir kazanca ulaşabiliyorlar. Bu nedenle sistemle, patronlarla daha barışık hayat sürebiliyorlar.
Ama ‘90′ların sonlarına doğru ciddi bir artış oluyor. 2003′de beyaz yakalıların sayısının altı yedi yıl içinde 3 milyondan 10 milyona yükseldiği söyleniyordu. ABD ekseninde bu söyleniyordu. Türkiye’de de benzer bir durum söz konusu.
Plaza Eylem Platformu, BİÇDA, Çağrı Merkezi Çalışanları Derneği gibi bir takım beyaz yakalı örgütlenmeleri var. Türkiye’de bunlar 2007-2008′de kurulmaya başlandı. Bu da anlaşılarak kurulmadı. Belli ihtiyaçlar temelinde kuruldu. Plaza Eylem’in kurulma süreci IBM’deki sendikalaşma deneyimi ile başlıyor. Bir sendika kurulmak isteniyor ve işten çıkarılıyorlar. Böyle bir deneyimle beyaz yakalıların örgütlenmesi başlıyor.
Sendikal anlamda ise büro emekçilerinin örgütlenebileceği Sosyal-İş, bankacıların ise BANK-SEN var.
Beyaz yakalıların şu anki durumu da gitgide kötüleşiyor. İşgücü piyasalarındaki rekabet, maaşlarındaki sıkıntı, sosyal hakları zaten belirlenmiş değil. Maaş-pirim sistemi ile sistem içine çekilmişler. Zaten sendikal hakları ve güvenceleri yok. Bir proleterleşme söz konusu olduğunu düşünüyorum ben.
Sadece maaş da değil; para ve zaman. Mesai saati dışında da iş yaptırıyorlar. Bunların getirdiği psikolojik bir baskı da var. Antidepresan kullanan çok insan var. Hayatın nasıl geçtiği anlaşılmıyor.
2. Neoliberalizm ile birlikte bir yandan özenilen bir hayat yaratılmaya çalışılıyor. Beyaz yakalılara da o hayat güzel geliyor. Neoliberalizmin yarattığı bireysellikle, beyaz yakalılar bir sorun yaşadığında sebebinin kendisi olduğunu düşünüyor veya kendi başına çözmeye çalışıyor. Öyle olması gerektiğini düşünüyorlar. Bir işyerinde fazla mesai problemi varsa ben de o arkadaşım da bu problemi yaşıyoruz. Ama O, “yetiştiremedim, neden yetiştiremedim, yapamadım” diyerek sorunun kendisinde olduğunu düşünüyor.
Bir yandan da sistem beyaz yakalının boş zamanına oynuyor. “Hepimiz tatil için çalışıyoruz” diye bir reklam vardı. İnsanlar gerçekten de, kısa vadede hafta sonuna, uzun vadede de senede 1 hafta yapacağı tatilin hayalini kuruyor. İşyerinde mücadele etme pratiğini deneyen insan sayısı çok az. Zaten bu bireysellik durumu devam ettiği sürece çok zor. Sorun ortaklaşmadığı sürece çok zor. Biz de zaten bu sorunu ortaklaştırmaya çalışıyoruz.
Alınteri: Gezi direnişinin önemli bileşenlerinden biri de beyaz yakalılardı. Bunun sebebi nedir?
2. Hep söyleniyor ya “hiç görmediğimiz kadar beyaz yakalıyı alanda gördük” diye, gerçekten de öyle. Bunu biraz da beyaz yakalıların elinden alınan kamusallığı talep etmeleri olarak tanımlıyorum. Aslında bir parka sahip çıkarken işyerinde sahip olamadığı imkanlara sahip çıkıyor. Bir yandan da kendine benzeyen insanları orada gördükçe güveni de kendinde buldu, o anlamda kendine orada bir yer edinebildi.
İnsanlar birlikte bir şey yapmaya o kadar aç ki, onu gördüm. Pazartesi günü bizim işyerine şöyle bir mail geldi: “Hepinizin protesto hakkını kullanmak istediğini biliyoruz. ‘Şirketi kapatıyoruz’ diyemeyiz. Gitmeyi dileyen serbesttir” Biz toplandık gittik. Parka gittik, parkta insanlar ikram dağıtıyorlar. Arkadaş hemen cüzdanını çıkarmaya çalıştı. Liseliler “hayır” dedi, liseliler ders vermeye başladı arkadaşlara. Bu psikolojik yönü.
Diğer yönü artık bayez yakalıların güvencesiz çalışma, eski ücret düzeyleri yok. Bir sürü performans baskısı, fazla mesai ile hayatları ellerinden çalınmış durumda. Bütün bunların yansıması. Biraz artık “yeter” deyiş olarak görebiliriz.
Biraz da kentsel bir direnişin olması, Meydan’ın 1 Mayıs’ta kapatılması, Taksim’de masaların kaldırılması… Artık Taksim, insanların elinden çıkmaya başlamıştı. Kentsel bir talebe de karşılık geliyor yani. Mekanı da yeniden talep ettiler ve bu mekan en çok da beyaz yakalıların kullandığı alan. Böyle bir etkinin de olabileceğini düşünüyorum.
1. Bir birikmişlik vardı herkeste. İnsanların iş yaşamında biriktirdikleri bir şey vardı herhalde. Beyaz yakalılar açısından söyleyecek olursam, işyerlerinde insanlar siyaset konuşmaktan korkuyordu, birbirine de güvenemiyordu. Ama bir yandan da herkes geçim sıkıntısından bahsediyordu işyerinde. Patronun ya da yöneticinin üzerinde uyguladığı baskı-buna mobing de diyebiliriz-buna karşı biraraya gelip bir şey yapmak söz konusu değildi. Gezi’de patlayan şey de isyan. Ben sebebi konusunda somut bir şey veremiyorum. Yaşam tarzına müdahale önemli bir sebep. Ağaçlar meselesi de çok önemliydi, birikimin boşalmasını sağladı.
Alınteri: Gezi direnişi beyaz yakalıların örgütlenme mücadelesine nasıl yansıyacak?
2. Partik olarak çabuklaştırıcı bir etkisi olacaktır. Park forumları sayesinde insanlarla tanışma olanağımız oldu. Daha önce çıkardığımız bültenleri tanıştığımız insanlarla çıkartacağız. Park forumları bize bu olanağı sağladı. Yaz olması bize bir avantaj sağladı, parklar bize toplanma olanağı sağladı.
1. Gezi’den sonra işlerin daha farklı olacağını düşünüyorum. İnsanlar artık biraraya gelecekleri zemini arıyorlar bence. Beyaz yakalılar kendi yalnızlıklarına gömülmüş vaziyetteydiler. Gezi ile birlikte sokağa çıktılar, bir şeyler yaptıklarında hayatı dönüştürebileceklerini gördüler. Kendi hayatlarını da dönüştürecek kadar bir şey yapmak istiyorlar. Bu önemli bir şeydi. Şundan eminim, insanlar gelecek, “biz de bir şey yapmak istiyoruz” diyecektir.
Bu saatten sonra umutsuzluğa kapılmaya gerek yok. Çünkü buradan bir dönüş yok, onlar korksun artık! Dört beş yıldır beyaz yakalı örgütlenmesi yapan ya da “Beyaz yakalı ne yapabilir, kendi koşullarımızı nasıl düzeltebiliriz?” diyen beyaz yakalı için de bu başlangıç oldu. Hepimizin umudunu arttırdı.
Alınteri Gazetesi'nin Ağustos 2013 tarihli sayısından alınmıştır