Öyle bir rant projesi ki ömür boyu çalışmamıza rağmen evlerimizi yıkacaklar ve üstüne bizi borçlandıracaklar
Önceki sayımızda kentsel dönüşüm konusuna kısa bir giriş yapmıştık. Bu mütevazi girişimizde, kentsel dönüşüme, işçi sınıfı cephesinden, olması gereken yerden baktık. Görüşlerimizi belirttik. Yaşadığımız ücretli kölelik düzeninde; üretimden, tüketime, sağlıktan, eğitime, doğadan, sokaklarımızdaki parklara kadar her şeyin ranta ve paraya dönüştürüldüğü bu düzende, kentsel dönüşüm bizim için nasıl bir “dipsiz kuyu” olacak sorusunun altını kalınca çizdik.
Şimdi kentsel dönüşümün, burjuvazi cephesinden nasıl bir rant kapısı, sermayenin yeniden üretiminin bir aracı, kısacası işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin daha ağır koşullarda yeniden ve yeniden zincire vurulmasının nasıl bir dinamosu olacağını teşhir edeceğiz.
Tekelci burjuvazinin geldiği gelişim düzeyinin zorunlu bir sonucu olarak, bütün şehirler yıkılmak ve burjuvazinin geleceği için yeniden düzenlenmek isteniyor. Bunu onların açıklamalarından kolaylıkla çıkartabiliyoruz. Birkaç “vatandaşın huzuru”, “depreme dayanıklı konutlar” geçiştirmesinden sonra “Finans şehri”, “Turizm cenneti”, “Sanayi şehri” ile sadede gelen burjuvazi ve bürokratları görmek isteyen göze kentsel dönüşümün niteliğini kör edercesine sokuyor.
Örneğin, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Kentsel Dönüşüm ile ilgili bir anahtar teslim töreninde, tam da bu dilden anlatıyor meramını. Söze “…insanımızın huzur ve güven içerisinde yaşayacağı şehirler oluşturma adına…” ile başlayan Kadir Topbaş, sonrasında “…dönüşüm çalışması deprem riskine karşı bir tedbir olmakla kalmıyor, 200′den fazla sektörü canlandırarak ekonomiye katkı sağlıyor ve istihdamı arttırıyor” ile noktayı koyuyor.

“200′den fazla sektörün canlanması”, “ekonominin büyümesi”, bütün bu masum kelimeler, tarih boyunca bize, yıkım ve daha ağır kölelik koşulları olarak geri dönmedi mi? Ne zaman “ekonomi canlansa” işçi sınıfı ve emekçi kitlelere yönelik saldırı paketleri, bir bir burjuvazinin parlamentosundan geçirilmedi mi? Ve biz ne zaman bu saldırılara set çekecek bir örgütlenmeyle, karşı koymak için sokaklara dökülsek namlular bize dönmedi mi? Coplarla, tanklarla, cezaevleriyle, savcıları ve yargıçlarıyla, biber gazlarıyla karşılanmadık mı?
Ancak bütün bunlardan ötesi en dikkat etmemiz gereken nokta, burjuvazinin bize karşı doğrudan yaptığı saldırılardan ziyade, emeğimizi ve onurumuzu satın almak için yaptığı sinsi ve kaleyi içten fetheden saldırılardır. Bu büyük rant operasyonunu sinsice pazarlayan burjuvazinin bize bir lütufmuş gibi sunduğu, elimizden alınmış haklara biat etmektir. Yumuşak karnımız burasıdır. İçimizde her kim barakalarının yerini güzel bir apartman dairesi alacağı ümidine kapılıyorsa, her kim kentsel dönüşümü salt kendi evinin güzelleşmesi penceresinden okuyorsa, o, çifte yanılgı içerisindedir.
Birincisi yaşadığı ücretli kölelik düzeni içerisinde hakları için dövüşmeden veya işçi sınıfına zarar vermeden daha iyi bir yaşam bulma umuduna kapılarak, ikincisi burjuvazi tarafından planlanan işçi sınıfını şehir dışına sürme ve şehir merkezlerine artık sığmayan burjuvazi için yeni rant alanları, finans merkezleri yaratma planlarını borçlanma pahasına sattığı eviyle destekleyerek yanılıyor.
Şimdi bu yanılgıları yaşamın gerçekliğiyle ortaya serelim. Gaziantep’te gerçekleşen dönüşüme dahil olan bir emekçi ailesinin cümleleri gerçekleri şöyle ortaya koyuyor: “Evimizi takasa verdik. Borçlandık ama bize uygun taksitlendirme yapacaklar”. Biz buna tam olarak kuyuya atıp çekerek “kurtarma” diyoruz. Öyle bir rant projesi ki ömür boyu saatlerce çalışmamıza rağmen evlerimizi yıkacaklar ve üstüne bizi borçlandıracaklar. İşçiliğimizi, ücretli köleliğimizi uzun yıllar ipotek altına alarak şehri burjuvazinin talanına çember çember bir genişlemeyle daha fazla açacaklar.

Diyelim ki açıklamayı yapan emekçimiz borçlarını ödedi. Peki kabul ettiğimiz takdirde kaç tane işçi ve emekçi, taşeronluğun, güvencesiz çalışmanın git gide arttığı, kıdem tazminatının gaspına hazırlanıldığı bir ortamda borçlarını ödeyebilecek? Ötesi, zaten kapitalizmin yarattığı insanlık dışı yaşam koşullarımızdan kurtulmak için, belki ömür boyunca ödenemeyecek borçların altında girmek, kentsel dönüşümse, kentsel dönüşüm, işçi sınıfı ve emekçi kitlelerle dalga geçmek değil de nedir?
Bu “dönüşüm” esas olarak burjuvazi için bir “dönüşüm”, bir sermayenin yeniden üretimi sürecidir. Yıkılacak milyonlarca ev içerisinden yükselecek inşaat devleri, şehir merkezlerinde planlanan AVM’ler, rezidanslar, kongre merkezleri bizim için ne ifade ediyor? Örneğin Haydarpaşa, haftada tek gün olan bir tatilimiz varsa, yorgun argın belki bir kaç kere içinden geçtiğimiz Haydarpaşa, bir AVM’ye, bir Otel’e dönüştüğünde bizim için ne anlam ifade edecek? Daha fazla huzur ve güven içerisinde mi yaşayacağız? Yoksa burjuvazinin daha fazla semirmesini, kollarımızın ve beynimizin daha düşük ücretlerle daha fazla yorulmasından mı anlayacağız?
Tekrar, hali hazırda başlayan dönüşüme dönelim. İstanbul, Gaziosmanpaşa’ya gidelim. Gaziosmanpaşa planlanan rantın boyutlarını sunan bir turnusol kağıdı gibi. Gaziosmanpaşa’da yaşayan emekçilerin evleri yine borçlandırma usulü yıkılacak. Burjuvazi için burası bir pilot bölge. Bu pilot bölgede meslek edindirme kursları adı altında yine Gaziosmanpaşa’da yaşayan işsiz işçilere inşaat, elektrik ve tesisat eğitimi veriliyor. Yıkılacak evlerde çalışmaları planı devreye girmiş. Yani burjuvazi hem gecekondularımızı yıkıyor. Hem bizleri bu yıkım ve yeniden yapımlarda taşeron ve ucuz işgücü olarak kullanıyor. Üstüne bir de tek göz gecekondumuzu fiyatlandırıp istersek parayı ödeyerek bizi şehirden uzaklara kovuyor. İstersek fiyatlandırma üzerinden yeni dairenin büyük kısmını borçlandırıyor. Kısacası burjuvazi bize kendini yeniden üretme operasyonunda ölüm veya sıtma seçeneklerinden başka bir şey bırakmıyor.
Bütün bunlarla birlikte niyetini belli etmekten de geri çekilmiyor. İşçi sınıfı ve emekçi kitleler için birlik, dayanışma ve mücadele günü olan 1 Mayıs’ı birlikte yaşadık, gördük. Gaz bombalarının kurşun gibi yağdırıldığı, her sokak başına barikatların kurulduğu, TOMA’larla terör estirilen bu 1 Mayıs’ın ardından çıkan İstanbul Valisi ve Başbakan bundan böyle şehir merkezlerini 1 Mayıs’a kapatacağız diyor. Yani kentsel dönüşümle gerçekleştirilmek isteneni açıkça ortaya koyuyor. Şehir dışlarında, bütün sosyal haklardan uzakta, en ağır koşullarda çalışan bir işçi sınıfı ve emeğimiz, onurumuz üzerinden şehir merkezlerine kurulan burjuva sirk çadırları! İşte kentsel dönüşüm konsepti!
Burjuvazinin bütün bu kirli oyunlarını ve rant planlarını gördükten sonra sıtmayı da ölümü de bir kenara koymak ve önümüzdeki günlerde emek - sermaye, proletarya ve burjuvazi arasında keskinleşecek savaşta yerimizi almak tek çare! Eğer insanca bir yaşam, insanca barınma hakkı istiyorsak bu böyle. Özel mülkiyetin ve burjuvazinin bütün iktidar aygıtlarının ortadan kalktığı sosyalizm dışında bize insanca barınma hakkı sunacak ne bir sistem ne de gerçeklik var. İşte bu yüzden emdiğimiz sütü burnumuzdan getiren ücretli kölelik düzeninde kısa yoldan bir hak kazanma yanılgısından derhal çıkmalı ve sosyalizm perspektifiyle bütün bu yağma ve talan planlarına karşı örgütlü bir mevzilenişe geçmeliyiz. Mücadelenin aktif öznesi olmalıyız.
İşte bir dahaki sayımızda, yine geçen sayımızda ipuçlarını verdiğimiz kentsel dönüşüm yağmasına karşı örgütlenme modelleri ve sosyalizm perspektifiyle mücadele konularına kafa yoracağız. Daha güçlü bir pratiğe dönüştürmek adına önerilerde bulunacağız. Bütün okurlarımızdan çalışmalarını ve bize yazarak kolektifi, gazetemizi ve bu savaşta proletaryanın saflarını sıkılaştırmalarını bekliyoruz. Bir dahaki sayımızda görüşmek üzere!