Hangi noktadayız?..

Oyalama pratiğiyle siyaset dışında tutacağını beklediği Kürtlerin olup biteni sineye çekmeyecekleri gerçeğiyle Haziran İsyanı’nın yarattığı korkunun gölgesi içiçe geçiyor

GÜNCEL
Pazar, 18 Ağustos 2013 (13 yıl 2 ay önce)

Yerleşik tabirle “süreci” Kürt halkının asgari demokratik taleplerinin karşılanması yönünden okuyanlar, şimdilerde gerçek bir hayal kırıklığı yaşıyor. Burjuvazi ve temsilcilerinin gerçek niyetinin Kürt halkını (sadece onu değil bir bütün olarak çeşitli toplumsal kesimleri) yeni bir beklenti kıskacına almak olduğu, Kürt sorununa yaklaşımda özsel bir değişikliğin sözkonusu olmadığı giderek netleşiyor.

Bir taraftan “barış süreci” denilirken bir taraftan sayısı yüzleri bulan kalekollar inşa etmek, son olarak Türkiye kentlerinde bulunan askeri gücün büyük oranda Kürdistan’a taşınacağını beyan etmek bunun somut ifadesinden başka bir şey değildir. Rojava’da bizzat Türkiye devleti tarafından desteklenen dinci gerici çeteler eliyle uygulanan mezalimse, tüm Kürt halkına verilmiş kanlı bir mesajdır: Ya istediğim gibi olur, çizdiğim sınırları kabul edersiniz ya da çete liderlerinden birinin de dediği gibi “kökünüzü kazırım” demek isteniyor.

Kısacası Kürt sorunu on yıllarca süren güvenlikçi politikalar revize edilerek yine stabilize edilmek isteniyor. Engel olarak görülen örgütlü demokratik güç de ciddi yapısal zayıflıklarından tutularak çözülmeye çalışılıyor. Tarihte bir kez daha stabilize edebilmek için seferber olunurken, bu sefer güvenlik politikalarının yanına karikatürize edilmiş demokratik kırıntılar, düğmesine basılacak kapitalist kalkınma ve daha da aktivize edilmiş din üçlemesi eklenecek/eklenmek isteniyor! Kürt halkının bugüne kadar tarif edilmez bedellerle katettiği yol, muhatabına ancak ve ancak varolan örgütlü gücün daha ileri bir düzeye taşınmasıyla kabul ettirilebilir! Tüm yaşananlar bu gerçeği bir kez daha kanıtlıyor.

Rejim, yarattığı beklenti havasını gerek içerde (önümüzde gelecek on yılları belirleyecek 3 seçim, beklenen yeni bir kriz, rejimi oluşturan güçler arasında yaşanan iç çekişmeler…), gerekse dışarda (gümleyen Suriye politikası başta olmak üzere) yaşanan/yaşanacak olan kimi sıkışmaların aşılmasında fırsata dönüştürmek istedi. Fakat “süreç” istediği gibi yürümedi. Bir taraftan Rojava’da giderek olgunlaşan özerk Kürt yönetimi sınırının dibine kadar ulaştı. Bu, Suriye politikasında bütünsel olarak yaşadığı şapa oturma haliyle birleşince geometrik bir korkuya dönüştü. Korkusu asıl olarak Rojava’da denetleyemediği bir gücün, PYD’nin varlığından besleniyordu. Ayrıca Kuzey Kürdistan’da da Kürtler ellerini kollarını kavuşturarak beklemeyi seçmedi, denetimli bir hareketlilik sergilediler. Kalekollar, yapımı hızlanan barajlar karşısında kitlesel militan refleksler verdiler. Bu da yetmedi, yıllardır her saldırıyı sessizce sineye çeken Türkiye proletaryası ve emekçileri birikmiş öfkelerini Haziran İsyanı'yla tüm ülkeye yayılacak şekilde patlattı.



Şimdi oyalama pratiğiyle siyaset dışında tutacağını beklediği Kürtlerin olup biteni öyle kolay kolay sineye çekmeyecekleri gerçeği ile Haziran İsyanı’nın yarattığı korkunun gölgesi içiçe geçiyor. Bu iki gücün basıncı, rejimi artık sayısını unuttuğumuz yeni bir “demokratikleşme paketi” hazırlamaya mecbur kıldı.

Keza başka işlerle meşgul olabilmesi için Kürtlerin oyalayacak bir şeyler yapılmalıydı! Bunun için aşina olduğumuz yöntemler yine devrede: Burjuvazinin yüzü suyu hürmetine Mardin’e açılan havaalanına Kürt halkının gururunu okşayacak bir ismin verilmesi (Şerafettin Elçi); bu havaalanının açılışına katılarak gövde gösterisi yapmak isteyen Tayyip’in “geçerken uğradım” dercesine daha dün hedefe çaktığı Roboskili ailelerle görüşmesi; Rojava Kürdistan’ındaki PYD lideri Salih Müslim’le içeriği meçhul bir görüşme yapılması hatta işin “Suriye’de Kürtlerin varlığı önemli” gibi hamaset edebiyatına vardırılması ve yeni bir “demokratikleşme paketi”nin (yine aynı karikatür!) hazırlanmak zorunda kalınması bunlardan sadece bir kaçıdır!

Sözün özü Kürt sorununda rejim aynı sinsi politikasıyla karşımızda. Rojava Kürdistanı için dillendirilen “Kürtlerin varlığı önemli” minvalindeki sözlerle Rojava’da akıl almaz katliamlar yapan dinci gerici çetelerin desteklenmesi içiçe geçiyor. Beklentiyle korkunun bileşkesinden yola getirme sonucuna ulaşılmak isteniyor!



Fakat bu tehlikeli oyun korkunç sonuçlara gebedir! Her alanda sıkışan rejim, en hassas konulardan biri olan Kürt sorununda yaşadığı sıkışmayı gerek Kuzey Kürdistan’da gerekse Rojava’da yeni katliamların düğmesine basmak da dahil son derece kirli yöntemleri devreye sokarak aşmaya çalışacaktır. Kürt halkını istediği sınırlara çekmek için pandoranın kutusunu açmaktan kaçınmayacaktır. Rojava’da bunu yapıyor! Önümüzdeki günlerde aynı şeyleri Kuzey Kürdistan’da da devreye sokmayacağının garantisi yoktur.

Haziran İsyanı’nın yarattığı en önemli toplumsal sonuçlardan biri Kürt halkı karşısındaki şoven tutumun nispeten erimeye başlamasıdır. Kürt siyasetinin İsyan karşısındaki hatalı tutumuna rağmen Medeni’nin onbinler tarafından sahiplenilmesi bunun somut ifadesidir. Şimdi bu gücü daha ileri bir kardeşleşmeye seferber etmek, Kürt halkının demokratik haklarını da savunacak bir olgunlaştırmaya sıçratmak gerekiyor. Bu, tarihsel bir zorunluluktur. Aksi taktirde zincirinden boşalmış bir devlet terörünü dizginlemek mümkün olmayacaktır. Hem de bunu demokratikleşe demokratikleşe yaşayacağız!..

[Alınteri'nin Ağustos 2013 tarihli sayısından alınmıştır]