Siyasetin kirli biçimleri

Gelinen noktada “süreç” rejim için pekçok açıdan evdeki hesabın çarşıya uymadığı anlamında bir kıskaç haline gelmiştir

GÜNCEL
Cuma, 6 Eylül 2013 (13 yıl 2 ay önce)

Siyasetin kirli biçimleri devrede


Rejimin sayısız hedefle başlattığı “süreç” Kürt ulusal hareketinin Rojava’daki hamleleri ve hesaplanamayan bölgesel gelişmelerle birleşince beklediğinden farklı bir mecraya oturdu. Kürt hareketi, fiili ateşkesin yarattığı nispi soluklanmayı Rojava’da halkın özgücüyle yaratılan fiili özerkliği güçlendirecek bir avantaja dönüştürdü. Yanı sıra sayısız hatasına rağmen -Gezi dönemindeki tutumu başta olmak üzere- rejimin “sürece” ilişkin yaklaşımını teşhir edecek taktik hamlelerle onu köşeye sıkıştırdı (bunu niyetinden bağımsız ortaya çıkan sonuçlardan yola çıkarak söylüyoruz). Gelinen noktada rejim açısından “sürecin” ne anlama geldiği, onunla neler hedeflediği bizzat kendi yaklaşımlarıyla teşhir olmuş oldu.

Rejimin “süreç”ten birkaç beklentisi vardı. Bunların, Kürt ulusal hareketini yeni bir beklenti sarkacı içinde oyalayarak fiilen siyasetin dışına çekmekten ibaret olmadığı açık. Asıl olarak, savaşın bitmesi ve belirli ulusal demokratik hakların yasal statüye kavuşturulması beklentisine en fazla odaklanacak olan Kürt işçi ve emekçilerini-yoksullarını süreç içinde alabildiğine pasifize ederek, her türlü etkiye açık hale getirmeyi hedefliyordu. Dolayısıyla yıllardır devasa bedellerle kazanılmış toplumsal örgütlülük başta olmak üzere, bir bütün olarak ilerici-demokratik değerler bütünlüğünü çözmeyi…

Yine bununla da birleşik olarak toplumsal tabanıyla dinamik bir ilişki kurmaktan uzaklaşacak olan Kürt siyasal hareketini her türlü manipülasyona açık hale getirerek, özünde kendisine entegre etmek stratejik önemdeydi. Onu, kendi bölgesel hayallerinin gerçekleştirilmesinde kullanacağı bir araca dönüştürmek!..

Fakat işler istendiği gibi gitmedi. Kürt ulusal hareketi, rejimin niyetlerini de bilerek bölgesel dengelerde ortaya çıkan avantajları-boşlukları kendi konumunu güçlendirecek tarzda kullandı/kullanıyor. Özellikle Rojava’da kazandığı inisiyatif onu bölgesel denklemde üzerinden atlanamaz bir güç haline getirdi. Kısacası, Kürt ulusal hareketi bu süreçte gerek fiziki gerekse politik etkisini genişletti. Yıllardır toplanmasını isteyip de toplayamadığı Kürt Ulusal Kongresi’nin Eylül ortasında toplanacak olması bile bu gücün yarattığı basınç sonucudur (Barzani’nin niyetleri ve Türkiye ile birlikte çevirdiği dolaplardan bağımsız olarak bu Kongre’nin toplanmasına önayak olması bile bu açıdan manidardır!).



Rejim Kürt ulusal hareketiyle başlattığı “süreci”, onu oyalamanın zemini olarak kullanmaya çalışırken, onun en geri noktalara doğru çekilmesini zorlamak için elindeki tüm kozları devreye soktu. Rojava’da dönen karanlık işler bunun somut işaretidir.Fakat devreye soktuğu bu savaş biçimi ciddi bir zayıflığın, acizliğin, en önemlisi de meşruiyet yitiminin ifadesi dışında bir anlam taşımıyor. Taşımadığı gibi de önümüzdeki günlerde bu, kendisine bölgesel politik denklemdeki yeri de dahil bir bütün olarak ciddi bir politik zemin kaybı olarak dönecektir. Çeteler-kontrgerilla biçimleri tarihin hiçbir döneminde onları kullananları güçlendiren bir rol oynamamış, tersine dönüp kendilerini vuran bumeranglar haline gelmiştir!

Gelinen noktada “süreç” rejim için pekçok açıdan evdeki hesabın çarşıya uymadığı anlamında bir kıskaç haline gelmiştir. Bu nedenle de “süreci” fiilen bitirecek politik söylemler, pratik girişimler sahnedeki yerlerini almaya başladılar bile. Bizzat Başbakan Tayyip Erdoğan, Kürt siyasi hareketinin asgari demokratik taleplerinden biri olan anadilde eğitim konusundaki klasik retoriği tekrarlayarak ona ilk öldürücü darbeyi vurmaktan kaçınmadı.

Ortadoğu’da özelde de Suriye’de ardı ardına yaşadığı politik darbelerle şirazesi iyice bozulan rejim, işlerini en karanlık biçimlerle sürdürme seçeneğinin baskın olacağı bir döneme gireceğinin işaretlerini açıktan verir noktaya geldi. Son günlerde burjuva medyadan başlayıp bizzat hükümet temsilcilerince tırmandırılan manipülasyon bombardımanı, rejimin oldukça kirli-kanlı bir sürecin düğmesine basmaya hazırlandığını açıkça gösteriyor. “Stratejik derinlik”ten dem vuranların gelinen noktada siyaseti kontrgerilla biçimleriyle yürütmeye doğru radikal ve bütünsel bir geçiş yapacaklarını…

“PKK’nin elinde kimyasal silah var” mı dersiniz, “PKK Rojava’daki petrol tesislerini korumak için Esad rejimiyle anlaşma yaptı” mı dersiniz, “gerillanın aslında geri çekilmediği, sadece hasta ve yaşlıların sınır dışına çıkarıldığı” mı dersiniz, “gerillayı kent merkezlerinde konumlandırdığı” mı dersiniz… Bu manipülasyonlar önümüzdeki günlerin nelere gebe olduğunu açıkça gösteriyor. Rejim, Kürt ulusal hareketinin bölgesel denklem içinde kazandığı avantajlı konumu en yakın müttefiki olan Barzani ile birlikte zayıflatmak için elinden geleni yapacaktır. Hatta Rojava’yı özelde de PKK’yi emperyalist kampın dolaysız hedefi haline getirmek için tüm araçları devreye sokacaktır! Öyle ya vaadedilen “demokratik” düzenlemelerin hazırlandığı söylenen bilmem kaçıncı demokratikleşme paketinde nasıl bir karikatüre dönüştürüldüğü ortadayken başka bir şey beklenebilir mi?

Fakat işlerin öyle istediği gibi gitmeyeceği de bizzat Rojava’daki direnişten anlaşılıyor. Şimdi Kürdistan’da kirli savaşın en alçakça biçimleriyle yeniden karşılaşacağımız günlere doğru gittiğimiz bilinmeli. Bu kurtlar sofrasında Kürt ulusal hareketinin önünde kendi öz dinamiklerine dayanmak dışında bir seçenek yok! Türkiye proletaryası, öncü güçleri ve ilerici demokratik kamuoyunun da, Gezi’de nispeten kırılan şovenizmin etkisini daha güçlü bir desteğe dönüştürmek dışında!

[Alınteri'nin Eylül 2013 tarihli sayısından alınmıştır]