AKP, yaşamın her alanının yağmalanmasında olduğu gibi eğitim politikaları konusunda da son derece pervasız bir tutum sergiliyor
Eğitim politikalarının, dindar-kindar ve burjuvaziye biat edecek ücretli köleler ordusunun yetiştirilmesi vizyonuna odaklandığı artık gündelik söylemden bile anlaşılıyor. Ardı ardına çıkarılan yönetmelikler ise bunun resmi teyidi oluyor.
Eğitimle burjuvazinin gelecek vizyonu arasında dolaysız bir ilişki olduğu gerçeği yeni değil elbette. Yeni olan, bugüne kadarki kalıpların şimdi, neoliberal vahşet politikalarının en usta uygulayıcısı olan AKP Hükümeti eliyle dinci-gerici ideolojinin ruhuna göre içeriklendirilmesidir. AKP, yaşamın her alanının yağmalanmasında olduğu gibi eğitim politikaları konusunda da son derece pervasız bir tutum sergiliyor.
4+4+4 eğitim politikası bu saldırganlığın önemli ayağını oluşturuyor. Bu politikanın işçi ve emekçi çocuklarını en iyimser olasılıkla “ara eleman” olmaya mahkum eden karakteri konusunda fazlasıyla yazılıp çizildi. Ardı ardına çıkarılan yönetmeliklerle sürekli olarak takviye edilen 4+4+4 politikasının, emekçi çocuklarının ara eleman olması bir yana, okuma yazma ve dört işlemi öğrenmelerinin yeterli sayıldığı hızlı bir işçileşme sürecine zorlanmasıyla eşanlamlı olduğuysa giderek netleşiyor. Bu netleşmenin kız çocukları açısından çocuk yaşta evlenmek anlamına geldiği de...

Kılık kıyafette yeni kaide!
Burjuvazinin dindar-kindar köleler yetiştirme ereğine odaklanmış eğitim politikalarında atılan her saldırı adımı, çeşitli güzellemelerle ambalajlanmaya çalışılsa da makyajları hızla dökülüyor.
Hatırlanacağı gibi aylar önce kılık-kıyafet özgürlüğü demagojisiyle ilköğretimde türbana kapı aralanmıştı. Özgürlüğün sınırı etek boyuna daraltılıp türbana doğru genişletilirken (din derslerinde türban takılması şeklinde) devamının geleceği belliydi! Şimdilerde hazırlandığı söylenen bilmem kaçıncı “demokratikleşme paketi”yle türbanın sınırsız bir özgürlüğe kavuşturulmaya çalışılması gibi.
Sadece yeni pakette değil, Milli Eğitim Bakanlığı'nın o çok katmanlı yönetmelikleriyle de türbana özgürlük sınırsızlaştırılıyor. Son yönetmeliğe göre bundan sonra okullarda ne giyileceği kamuoyu yoklamaları ile belirlenecekmiş!..
Türbanın dindar nesil yetiştirilmesinde nasıl bir siyasal sembol olduğu açık. Yeni yönetmelikle ailelerin inisiyatifi/isteği perdesi altında bu amacın önünü açacak bir zemin hazırlanmak istediği açık. Yönetmeliğe göre bir okulda ne giyileceği, yapılacak referandumla belirlenecek ve bu 4 yılda bir tekrarlanacak!
Bu referandumdan neyin çıkacağını siz düşünün. Bir taraftan toplumu daha bir kutuplaştıracağı, bir taraftan da yine bu kutuplaşmayı derinleştirecek alavere dalaverelerle türbanın özgürleşeceği açık değil mi? Farklı mezheplerin-dinlerin sözkonusu olduğu, toplumsal yapının alabildiğine kozmopolit olduğu bir ülkede o referandum günlerini düşünmek bile insanın tüylerini ürpertmeye yetiyor!
Çocuk gelinlik teşvik edilecek!
Düz liselerin kaldırılarak yerlerine imam hatiplerin, meslek liselerinin, özel okulların, Anadolu liselerinin ve açık liselerin konulmasının emekçi çocukları için imam hatip-meslek lisesi ya da açık liselere mahkum olmakla özdeş olduğu biliniyorl. Bu yıl yüzbinlerce gencin Anadolu lisesine gidebilmek için aşılması gereken SBS sınavlarını aşamadıkları için bu 3 seçeneğe mahkum edildikleri görüldü. Tabii parası olan ailelerin çocukları için bir de özel liseler var. Yıllık tutarı binlerce lira olan liseler!..
Fakat burada da durulmadı. Son çıkarılan yönetmelikle bu sefer de çocuk yaşta evlenenler için seçenekler oluşturuldu; bu seçeneklere, yasal statü kazandırıldı. Bundan sonra öğrenciyken evlenen öğrenciler kayıtlarını e-okul üzerinden açık öğretim liselerine ya da mesleki açık öğretim lisesine kaydırabilecekler!
Erken evliliği teşvik eden bu yönetmeliğin asıl olarak kız çocuklarını çocuk gelinliğe zorlamanın kılıfı olduğu açık. Çünkü bu ülkede erkeklerin erken yaşta evlenmesi/evlendirilmesi gibi yakıcı bir sorun yok. Oysa kız çocukları için bu her dönem ciddi bir tehlike olmuş, son yıllarda da gözle görülür bir artış göstermiştir. Bu artışı anlamak için sadece Milli Eğitim Bakanlığı'nın oluşturduğu verilere bakmak yeterlidir.
Kadına biçilen o bilindik rolleri kız çocuklarına da giydirmekteki bu fütursuzluk karşısında yapılacak tek şey sokağın dilini konuşmaktır. Kız çocuklarını kapitalist barbarlık sistemi için köleler üretip yetiştirecek birer kuluçka makinası olarak düşünen bu barbarlığa dur demek her şeyden önce toplumun ruhsal sağlığı için gereklidir! İşçi ve emekçilerin kız çocuklarına giydirilmeye çalışılan o iğrenç rolleri sokağın dili ile yırtıp atması kaçınılmazdır.