Proletaryanın dilinde: 'Semboller'

Sağ kolun çekiç sallama anlamına gelen bu sembol, proletaryanın tüm bölükleri açısından emeğin ve kolektif aidiyetin imgesidir

GÜNCEL
Çarşamba, 11 Eylül 2013 (13 yıl 1 ay önce)

Simgeler, toplumsal imgelem dünyasının yeniden yeniden kurulmasında kullanılacak en işlevli araçlardır. Dolayısıyla siyasetle simgeler arasında dolaysız bir ilişki vardır. O kadar ki, bu etki kimi araştırmacılar tarafından tek yönlü bir yaklaşımla abartılarak, “siyaset simgeler üzerinden verilen bir mücadeledir” tezlerine neden olabilmiştir.

Bu tezler bir yönü ile doğrudur da. Tarihten bugüne baktığımızda simgelerin siyasetin önünü açmakta ne kadar etkili araçlar olduğunugörürüz. Günümüzdeyse bu etki geçmişle kıyaslanamayacak düzeyde büyümüştür. Medya ve iletişim araçlarının, bu araçlar üzerinden yürütülen devasa kampanyaların simgeler üzerinden yükselen manipülatif etkilerinin hangi sonuçları yarattığına hepimiz tanığız.

Fakat bunca sınırsız olanağa rağmen ilk anda gözle görülür etkiler yaratan pekçok simgenin kısa süreler içinde eskiyip unutulduğuna da tanığız. “Zaman ve mekandaki hareketin takip edilmesi güç bir hızla yaşandığı günümüz dünyasında bu doğal değil mi?” diyeceksiniz. Elbette bir yanıyla doğal. Ama günümüzde üretilip toplumsal imgelem dünyasına katılmaya çalışılan simgelerin bu kadar hızlı eskimesinin belirleyici nedeni bu değil.

Kısacası simgelerin kolektif bir aidiyet imgesi haline gelebilmesi, onların kendi başlarına gerçekleştirebilecekleri bir şey olmadığı gibi siyasi öznelerin hangi toplumsal-tarihsel zemine dayandıklarından da bağımsız ele alınamaz.

Cem Uzan’ın Genç Parti üzerinden geliştirdiği simgesel dili hatırlar ve bu dilin ne kadar hızlı unutulduğunu düşünürsek ne demek istediğimiz anlaşılacaktır. Aynı şey neoliberalizmin en seçkin temsilcilerinden olup adeta fenomen haline gelen Özal gibi bir burjuva siyasetçinin toplumun imgesel belleğine katmaya çalıştığı simgeler açısından da geçerlidir.

Evrenselleşip özünde ölümsüzleşen simgelere baktığımızda onlara bu niteliği kazandıranın asıl olarak temsil ettikleri öz olduğunu görürüz. Her birinin geniş toplumsal kesimler tarafından benimsenen kolektif bir davanın, haklılık ve meşruluğun üzerinde yükseldiklerini anlarız.

Sağ kolun dirsekten eğik tutularak sıkılı yumrukla kaldırılmasının, tarihi sınıfsız-sömürüsüz bir dünya özlemine doğru devindirecek olan proletaryanın simgesi olduğunu biliriz. Bu simgenin toplumsal imgeleme kazınması, kolektif bir aidiyet duygusu yaratması onun ardındaki sınıf mücadelesinin gücünden beslenir. Elbettei aynı zamanda özünden!.. Bu öz tüm işçi ve emekçileri temsil eden emektir.

Sağ kolun çekiç sallama hizasında kaldırılması anlamına gelen bu sembol, proletaryanın beyaz yakalısından, mavisine kadar tüm bölükleri açısından emeğin ifadesidir, kolektif aidiyetin imgesidir.

Ya da bir zafer işareti de aynı tarihsel haklılığı, ilerici ve doğru olanı temsil ettiği için bu denli güçlü ve evrensel anlamlar kazanmış; tüm dünya insanlarının kolektif imgesi haline gelmiştir. Bildiğimiz gibi zafer işareti, Victorya’nın başharflerinden geliyor. Tarihe gömülmüş bu işaretin yeniden ruh kazanıp, faşizme karşı zaferin, özgürlük ve umudun işareti haline gelebilmesi, II. Paylaşım Savaşı döneminde olmuştur. Çünkü o dönem Nazi Almanyası gibi bir militarist-faşist güce karşı savaşmak, bu anlamlarla bütünleşmiştir. İşaretin asıl kökeni ya da bu cepheye son anda dahil olan İngiltere Başbakanı Winson Churchill tarafından gün yüzüne çıkarılıp yaygınlaştırılması can sıkıcı olsa da o tarihsel koşullarda temsil ettiği anlamların evrensel ve ölümsüz değerler olması onu da ölümsüzleştirmiştir.



Şimdilerde Tayyip Erdoğan ve şurekası Rabia işaretine böylesi bir kolektif imgelem özelliği kazandırmaya çalışıyor. Sanal alemden sokaklara; Başbakan’dan futbolculara-sanat dünyasına kadar geniş bir kesimce gündeme getirilen bu işaretin, bir sağ yumruk ya da 'V' işareti kadar yaygınlık kazanması mümkün müdür? Bizce değildir. Çünkü en başta evrensel değerleri değil; toplumu kutuplaştırma ve yarılmayı derinleştirme gibi son derece tehlikeli bir amaç üzerinden yükseliyor. İşaretin isim sahibi Rabia, 8. yüzyılda Mısır’da yaşamış Sufi bir kadın. İroniye bakın ki o yüzyılda adaleti, insan sevgisi ve eşitliği vaazederk toplumsal belleğe kazınmış bu değerli kadın, bugün “kadın düşmanı” siyasetçiler tarafından bizzat ona aykırı niyetlerle güncelleştiriliyor!

İşaret, katliama uğrayan Mursi taraftarlarının toplandığı Rabiatü’l-Adeviye Meydanı’nın adından çıkıyor ve Tahrir’de zafer işareti yaparak toplanan kitlelere karşıtlık oluşturmak düşüncesiyle üretiliyor. Tahri’e karşı Rabiatü’l-Adeviye; zafer işaretine karşı Rabia işareti gerçek bir kaosa sürüklenen Mısır’daki toplumsal kutuplaşmanın ifadesi oluyor! Tayyip Erdoğan ve şurekası şimdi bu kutuplaşmayı Gezi üzerinden Türkiye’ye taşımaya çalışıyor! Tabi bir de içerde-dışarda yaşadığı kapsamlı sıkışmayı aşacak bir soluk borusuna dönüştürmeye… Sadece bu kirli amaçlarla bile bu işratin evrensel anlamlar kazanması mümkün değildir!

Simgelerin böyle bir anlam kazanması en başta özlerinin buna uygun olmasına bağlıdır. Mısır’daki canice katliamın politikaya böylesine malzeme edilmesi en başta alet etmeye çalışanı vurur! Ayrıca coşkulu ve tutkulu bir sahiplenme de yaratmaz, nitekim başımızı çevirdiğimiz her yerde görsek de, Rabia işareti böyle bir toplumsal sahiplenmeyle karşılaşamıyor/karşılaşamaz da.

[Alınteri'nin 2013 Eylül tarihli 10. sayısından alınmıştır]