Hesaplaşma sokakta olacak!

12 Eylül’ün hesabını darbeyle yaratılan ve katmerlenen kapitalist sömürü düzenini yıkma mücadelesiyle sorma zamanıdır!

GÜNCEL
Perşembe, 12 Eylül 2013 (13 yıl 1 ay önce)

Eylül gelince haber kanallarında, gazetelerde ya da otobüste, bakkalda, işyerlerinde yapılan konuşmalarda bir değişiklik görünürdü. Daha 12 Eylül tarihi yaklaşmadan her tarafta 12 Eylül’e dair anılarını, görüşlerini anlatanlar çıkardı. Bir de AKP Hükümeti'nin 12 Eylül’le ilgili propagandaları gözümüze çarpardı.

Solcu eskileri ve onlara eklenen tam teşkilat liberaller anılarını anlatıp dururlarken AKP’ye teşekkürlerini iletmekten asla geri durmazlardı. 12 Eylül’le “hesaplaşacağını”, ülkenin artık faşizmin hüküm sürdüğü günlere tekrar dönmeyeceğini bulduğu her fırsatta bağıran AKP, ülkemizde her şeyin demokratikleşeceğine dair sözlerle bir yalan rüzgârı estirdi durdu bugüne kadar. Bunun peşine takılanlarsa iş işten geçtikten sonra ya kuyruğundan çekildiler ya da bu kadar yapılana rağmen “yetmez ama biz yine destekliyoruz” dediler. Neydi bu 12 Eylül? Tek başına askerin, “kardeş kardeşi öldürmesin” diyerek, sağcısını da solcusunu da içeri attığı günlerin başlangıcı mıydı? Yoksa böylesi bir mazeretle yaratmak istedikleri “dikensiz gül bahçesi”nin tohumlarının ekildiği tarlada hasat zamanı mı gelmişti?

Yıllarca bize yutturulmaya çalışılan yalanların peşine takılmamız istendi. Emekçi sınıfların kurtuluşu için verilen mücadelenin, sömürünün olmadığı bir dünyanın kavgasında olanların üzerine bir balyoz gibi inen gündü 12 Eylül. Hedef tek başına bu sınıfsız, sınırsız bir dünya mücadelesi verenlerin ortadan kaldırılması değildi. Aynı zamanda, burjuvazinin amansız sömürüsünün önünü açacak yasaları devreye sokmaktı.

Devrimci hareketi bastırıp, işçi sınıfını ve tüm toplumu sindirerek denetim altına alabilmek için uygulanan bu dizginsiz faşist zulüm ve terörün asıl hedefi, sermaye için dikensiz bir gül bahçesi yaratmaktı. Bugüne dek liberal ideolojinin pazarlayıcısı haline gelmiş liberal budalalar, isçi sınıfı hareketinin çözülüp silahsızlandırılmasını, asıl olarak kapitalizmin bilim ve teknolojide yaptığı atılımlara, bu sayede uygulamaya soktuğu yeni üretim modelleri ve tekniklerine vb. vb. bağladılar. Bu tekyönlü yaklaşımlarla onlar aslında sermayenin gücüne ve yeteneklerine övgü düzdüler. Çünkü dünyanın her yerinde olduğu gibi Türkiye’de de neoliberalizmin bu ‘başarısının’ temelinde dizginsiz bir faşist zorbalık ve zulmün yattığını, ona bu ‘başarı’nın yolunu askeri faşist darbeler ve uzun yıllar süren cunta yönetimlerinin açtığı gerçeğini silikleştirmeye, dolayısıyla neoliberalizmle faşist zorbalık ve onun aracılığıyla inşa edilen rejimler arasındaki organik bağı elçabukluğuyla hasıraltı etmeye çalıştılar.

Ama artık bugün, liberallerin yedeğinde yıllardır estirilen bu yalan rüzgarı dönemi bitmiştir! Neoliberal saldırganlık karşısında yıllardır öfkesini ve kinini biriktirmiş kitleler bir volkan gibi patlamış ve son dönemde hemen tüm toplumsal muhalefet kesimlerine azgınca saldıran AKP Hükümeti'nin gerçek yüzünü tüm çıplaklığıyla ortaya çıkarmıştır. Ve onun aslında işbirlikçi Türk tekelci burjuvazisinin 24 Ocak ve 12 Eylül hamleleriyle yöneldiği neoliberal yeniden yapılanmanın takipçisi ve sürdürücüsü olduğunu açığa vurmuştur.



Öte yandan AKP ve arkasındaki sermaye kesimleri hem ekonomik hem de siyasi bakımlardan 12 Eylül askeri faşist rejiminin açtığı yoldan ilerleyerek bitleri kanlandığı halde uzun yıllar ve halen “mağdur” pozlarına yatarak puan toplamışlardır. Bu sahtekarlığın etkili olmasında AKP'yi “askeri vesayet rejimini tasfiye eden bir demokrasi kurucusu” olarak pazarlayan “ikinci Cumhuriyetçi” liberallerin büyük katkısı olmuştur.

Erdal Eren’leri asanlarla gencecik Ahmet’leri, Ethem’leri katledenler arasında özde fark yoktur! Aynı faşist saldırganlık ve gözüdönmüşlük bugün de hüküm sürmektedir.

Ama bugün farklı olan şudur ki; ülkenin her yerinde Gezi ruhu dolaşmaktadır! Öldürülen gençlerine sokakta sahip çıkan, “Bu daha başlangıç mücadeleye devam” kararlılığını gösteren bir halk isyanı vardır iktidarın karşısında! Nasıl ki Erdal Eren askeri faşist cuntanın vahşetini gösteren bir sembole dönüştüys; Ahmet’ler, Ethem’ler, faşist iktidarı yıkma potansiyeline sahip devasa bir hareketin göndere çekilmiş bayrakları oldular.

Öyleyse, 12 Eylül’ün hesabını darbeyle yaratılan ve katmerlenen kapitalist sömürü düzenini yıkma mücadelesiyle sorma zamanıdır!