Suriye üzerinde it dalaşı

Suriye'nin tek başına Suriye olmadığını bilerek emperyalist savaşa tutum alma bilincini toplumsallaştırmalıyız!

GÜNCEL
Cuma, 13 Eylül 2013 (13 yıl 1 ay önce)

Suriye’de 2 buçuk yıldır süren ve gelinen noktada yönetilemez bir kaosa dönüşen emperyalist hegemonya ve güç mücadelesi, şimdi yeni bir eşikte.

21 Ağustos’ta kimyasal silahlarla gerçekleştirilen katliamdan sonra Suriye’deki karmaşık denklemin tüm parçaları konumlarını yeniden belirlemeye, kartlarını yeniden karmaya başladı. Bu nokta aynı zamanda ABD başta olmak üzere diğer emperyalist bağlaşıklarının pozisyonları, zayıflık ve acizliklerini olduğu kadar; dünya işçi ve emekçilerinin savaş konusundaki duyarlılıklarının düzeyini de bir kez daha açığa çıktı.

Geçtiğimiz günlerde Rusya’da yapılan G20 Zirvesi’nin her karesine bu tablonun gölgesi sindi! Rusya-Çin ekseni ile yaşanan çelişkilerin düzeyini de yansıtan toplantı, önümüzdeki dönemde bölgede olup bitecekler konusunda önemli veriler sundu. Zaten toplantı öncesi ve hemen sonrasında yaşananlarla da bu veriler somut göstergelere dönüştü.

ABD'yi sınırlayan etkenler
ABD, bugüne kadar kaosu derinleştirmek ve beklediği anın gelmesini beklemek dışında aktif bir askeri müdahalede bulun(a)madı. Suriye’nin, bölgedeki tüm dengeleri sarsacak jeostratejik bir konuma ve ilişkiler ağına sahip olması bunun en başta gelen nedeniydi. Esad rejiminin despotik karakterine rağmen hala azımsanmayacak bir kitle desteğine sahip olmasına karşılık “muhalefete” egemen olan dinci gerici çetelerin içerde anlamlı bir toplumsal destek dahi oluşturamamaları, öte yandan Rusya-Çin ikilisiyle İran-Lübnan Hizbullah’ı-Irak’taki Şii güçlerin Suriye konusunda beklenmedik ölçüde kararlı bir tutum takınmaları (herbiri açısından sayısız çıkar sözkonusu) ABD'nin hareket alanını daraltan etkenler oldu.

ABD'nin sergilediği tutuklukta, kendi iç kamuoyunun Irak ve Afganistan deneyimlerinden sonra pekişmiş olan askeri müdahale/işgal karşıtlığıyla ekonomik krizin yarattığı çok yönlü sıkışma da önemli bir etmen olarak işledi.

ABD bugüne kadar bu nedenlerle, Irak ve Afganistan’da ya da Kosova ve Libya'da yaptığına benzer bir askeri müdahalede bulunmayı tercih etmedi. Her defasında önceki kırmızı çizgilerini pembeleştirip belirsizleştirecek yeni “kırmızı çizgiler” türetti.

Aslında sadece ABD değil diğer emperyalist bağlaşıkları da (AB bileşenleri) Suriye konusunda temkinli yaklaşmayı tercih ettiler. Daha doğrusu Suriye düğümünde toplaşan sayısız çelişki onları buna zorladı.

Fakat 21 Ağustos’taki kimyasal saldırı, her birinin önüne yeni açmazlar koydu. Aralarındaki çatlakları olduğu kadar konumlarının özünde ne kadar zayıf olduğunu da bir kez daha kanıtladı.

Emperyalist Batı blokunda çatlak



Önce, şimdiye kadar savaş ve işgallerde askeri müdahale çığırtkanlığının baş aktörü olan İngiltere, bizzat kendi işçi ve emekçilerinin savaş karşıtlığı birikiminden yediği veto tokadı ile sesini kısmak zorunda kaldı. Şu anda açık bir savaş çığırtkanlığı yapmak ve olası bir müdahaleye filli katılım sergilemek yerine, perde arkasından iş çevirmeyi tercih ediyor. En son Güney Kıbrıs’taki askeri üssünü ABD ve Fransa’ya açtığı haberleri bunun somut göstergesidir.

Aynı şeyi Fransa da yaşadı. Fakat buna rağmen savaş borazanlığı yapmaya devam etse de olası bir müdahaleye aktif katılımının nasıl bir toplumsal faturası olduğunu bilmenin tedirginliği ile hareket ettiği açık.

AB’nin en önemli bileşeni olan Almanya başta olmak üzere diğerleri askeri müdahale konusunda net bir tutum alarak, katılmayacaklarını beyan ettiler. BM’den Vatikan’a; IMF ve DB’na kadar emperyalist kapitalist sistemin en önemli payandaları askeri müdahale konusunda temkinlilik bir yana sonuçları konusunda açık uyarılarla net bir tutum aldılar.

ABD açısından da, gerek iç politik dengeler, gerekse toplumsal muhalefet birikimi itibari ile askeri seçeneğin devreye sokulması kolay görünmüyor. Nitekim Obama da bunun farkında. Topu Kongre’ye atması da konumunun ne kadar zayıf ve kırılgan olduğunu gösteriyor. Diğer bağlaşıklarından da istediği desteği alamayınca bu daha fazla derinleşiyor.

Rusya'nın uzattığı dal
ABD'nin, Rusya’nın attığı “Esad’ın kimyasal silahlarını teslim etmesi” pasını anında yakalayarak askeri seçeneği rafa kaldırıyor görünmesi bundandır. Ancak ABD’nin bu süreci de, kendi kamuoyunu ve elbetteki dünyayı, çok geçmeden tekrar gündemleştirme olasılığı yüksek olan askeri bir saldırıya hazırlamanın dayanağı haline getireceği açıktır. Bu da, silahsızlandırma işlemi yapılırken işin içine pekçok kirli icraatın gireceği anlamına geliyor. Hasmını bizzat kendi manevrası ile vurmak anlamına gelen bu klasik savaş taktiğini biz Saddam ile yaşanan süreçten de iyi tanıyoruz. Pekçok diplomatik manevra, kafaya konulan fiili saldırıyı meşrulaştıracak araçlar olarak kullanılmıştı. Aynı filmin Suriye’de de tekrarlanması sürpriz olmayacaktır.

Gelinen nokta bir esneme-Suriye krizini zamana yayarak gerekirse parçalayıp yönetme yolunun tercih edildiği izlenimi verilse de işin arka planında çok daha keskin hırlaşmaların, kapışmaların yaşandığı anlaşılıyor. Bu hırlaşmaların bir bölgesel savaş kartının açıktan açılması noktasına ulaştığı da bir ihtimal. Taraflar bu ihtimali es geçmeden konumlarını sağlama alma odaklı manevralarla işin arka planını gizlemeye çalışsa da, işçi ve emekçiler buna uygun bir hazırlık ve uyanıklıkla hareket etmek zorundadır.

Nereye, ne zaman kadar?



Suriye düğümünde toplanan pekçok çelişki gösterilmeye çalışıldığı gibi zamana yayılarak aşılacak, stratejik uzlaşmalarla giderilecek nitelikte değil. Bu çelişkiler, daha doğrusu emperyalist güç ilişkileri şu anda fiilen yaşanan kaosun, Suriye'nin tarafların çıkar ve beklentilerine göre bölünmesi seçeneği dışında savaşsız çözülebilecek nitelikte değil.

Ortadoğu, devasa pazar olanakları, jeostratejik konumu ve petrol kaynakları itibariyle hakim olanı ihya edecek, emperyalist rekabette tartışılmaz bir konuma oturtacak bir coğrafya. Onun bu konumu, önemi üzerinden yapılan denetim planları, yeniden yapılandırma operasyonları bölge halklarının birikmiş öfkelerine tosladığı oranda sayısız seçenek içinde en fazla öne çıkanı istikrarın bölünmüşlükle sağlanması oluyor.

Şu anda Rusya-Çin ekseni ile ABD-AB ekseni arasındaki tepişmeyle kaosa sürüklenen Suriye, taşıdığı tarihsel-güncel anlamlar itibari ile tarafların kolay havlu atamayacakları bir ülke. Dediğimiz gibi ya çıkarlarını Suriye'yi bölmek pahasına koruma yolunu tercih edecekler ya da yıllara yayılan kanlı-kirli kaosu tüm bölgeye taşıyacak bir bölgesel savaşı göze alacak çılgınlıklar!

O nedenle, son manevraları, her an tekrar gündeme getirilebilecek doğrudan bir askeri müdahale ya da Suriye'nin bugünkü fiili bölünmüşlüğünün resmileşmesi seçenekleri içinden okumak dışında bir seçenek yoktur. Her ikisi de 2 buçuk yıldır yaşananı misliyle aşacak sonuçlar yaratacaktır!

O nedenle de Suriye'nin tek başına Suriye olmadığını bilerek ve orada yaşanacak her kaosun, her istikrarsızlığın bölgenin tüm işçi ve emekçilerinin hayatlarını birebir etkileyeceğini unutmayarak emperyalist savaşa tutum alma bilincini toplumsallaştırmalıyız! Bu tarihsel bir görevdir!.. Suriyeli işçi ve emekçilerin yaşadıkları sınırsız acılara karşı tutum alamak tarihsel bir görevdir. Aksi taktirde tüm bir bölge -ve dünya- savaşın vahşi suretiyle nefes alıp verecek!..