Adliye'de gizli zirve!

Burjuva devlet, Eylül hışmının işçi ve emekçilerdeki yankılarını, özgürlük isteminin nabzını aldığı oranda yeniden yeniden durum değerlendirmesi yapıyor

GÜNCEL
Cumartesi, 14 Eylül 2013 (13 yıl 1 ay önce)

Burjuva devlet Eylül'e hışımla girdi! Aylardır estirdiği “Eylül sendromu” ile ne yapmak istediğini anlatırcasına ODTÜ’den başlayarak Tuzluçayır’a, Antakya’ya ve aslında hemen tüm Türkiye işçi ve emekçilerine, ilerici-demokratik dinamiklerine savaş ilan etti. Yakın zamanda sipariş edilen gaz bombaları, TOMA’larla, akreplerle bu mesajı öncesinde de ilan ederek “sinin” buyruğu vermeye çalışmıştı zaten. Ama artık buyruklarının sökmediğini sokaklar, kentler bizzat dile gelerek gösteriyor.

Anladığımız kadarıyla burjuva devlet, Eylül hışmının işçi ve emekçilerdeki yankılarını, özgürlük isteminin nabzını aldığı oranda yeniden yeniden durum değerlendirmeleri yapıyor. Habertürk Gazetesi’nden Cemal Doğan’ın Ankara Adliyesi’nde yapılan gizli zirveye ilişkin haberi bunun somut yansıması.

Habere göre Adliye’nin 3. katındaki Başsavcılık toplantı salonunda, Emniyet Müdürlüğü’nün kodamanları ile Başsavcılık bir araya gelerek saatlerce süren “çok gizli” bir toplantı yapmışlar.

“Gizli Gezi zirvesi” olarak duyurulan toplantıda adeta yeni bir isyanla başlayan Eylül’deki toplumsal tepkiler ve polisin-mahkemelerin bunun karşısındaki tutumu masaya yatırılmış.

Başsavcı ve emniyet amirlerinin sunumlar yaptığı toplantıdan “Müdahale ve soruşturmalarda uluslararası sözleşmelere ve insan haklarına uyulmalı”, “orantılı güç kullanılmalı”, “yargılama sağlam delillere dayandırılmalı” gibi pekçok tavsiye kararı çıkmış.

Alınan kararların bazıları şöyle:

Facebook ve Twitter gibi sanal yollardan yapılan yazışmalarda açıkça şiddet veya şiddete çağrı Türk ceza yasalarına göre suç ancak sadece bir yerde eylem yapılacağı duyurusu kapsamında ise suç konusu değildir.

Halk arasında bas-konuş olarak adlandırılan ve “zello” denilen sistemi kullananlar, bu eylemleriyle şiddete çağrı yapıyorlarsa, yönlendirme yapıyorlarsa, tedbirleri yok etmeye yönelik ise yasadışıdır. Ve ilgili kanuna göre hapis cezası suçu kapsamında değerlendirilir.

Güvenlik güçlerinin müdahalesi ve savcıların soruşturmaları; insan haklarına dayalı, uluslararası sözleşmelere ve yasalara uygun yapılmalı. Öncelikle güvenlik güçlerinin hazırladığı tutanaklar, ayrıntılı, nitelikli ve somut kanıtlar içerir şekilde olmalı.

Gözaltı tutanaklarında genel niteleme yapılmamalı, ilgili savcılıkların soruşturmalarını adil ve hukuka uygun yapabilmeleri için tutanaklarda 5N 1K kuralına dikkat edilmeli.

En önemlisi vatandaşların haksız yere mağduriyetini önlemek amacıyla, fotoğraf, kamera veya MOBESE çekimlerine önem verilmesi ve mutlaka görüntülü delil sağlamaları önem arzetmektedir.

Eylemci milletvekili ise, yasal dokunulmazlık hakkına sahiptir. Hazırlanacak olan tutanakta eylemine ilişkin bilgi, açık kimliği ile parti isimleri belirtilmeli, başkaca bir işleme gerek görülmeksizin Cumhuriyet Başsavcılığı’na bildirilmelidir.

Kullanılan müdahale araç ve gereçlerin nev’i ve miktarı ile orantılılık unsuru fezlekede ayrıntılı olarak mutlaka yer almalı.

Görevleri arasında toplumsal suçlara bakmak da yer alan Basın Suçları Soruşturma Bürosu savcıları, zaman esasına bakılmaksızın 24 saat nöbette olacak ve koordineli çalışacak.
Toplantıdan çıkan tavsiye kararlarından da anlaşılacağı gibi aylardır hiçbir kaygı duyulmaksızın dizginsizce estirilen polis terörüne, usulsüz yargılamalara daha inandırıcı kılıflar geçirme arayışı zaruri hale gelmiş.

Stratejisini sadece kendi tabanını merkeze koymak üzerinden kuran, gerisini teferruat olarak gören burjuva hükümetin işin o kadar da kolay olmadığını anladığının görülmesi açısından manidar bir toplantı bu!

Toplantı bu açıdan, burjuva devletin isyan karşısında yeni bir manevra yapacağını da gösteriyor. Bu manevra, yaşananların dizginsiz bir polis şiddetiyle bastırılacağı, sindirileceği beklentisinin hiç de gerçekçi olmadığının anlaşılması ile ilgilidir. Özsel olmasa da bazı konularda biçimsel bir çekidüzen verme zorunluluğunun da!.. En azından "bu kadarı da olmaz ki" cinsinden polis fezlekelerine bir çekidüzen verileceğini söyleyebiliriz!

Bu noktada işin içine burjuva devlet içindeki iç dalaşmaların girdiği de anlaşılıyor. AKP-Cemaat arasındaki çelişkilerinin polis-yargı üzerinden yaşanan kapışmalara nasıl yansıdığı hatırlanırsa, toplantının bu hırlaşmalara bir ayar çekme arayışını ifade ettiği de anlaşılır!

Fakat aslolan Haziran ve Eylül’ün nabzının burjuva devletin tüm kesimleri içinde yarattığı korkudur, bu korku ile kendi iç dengelerini-ilişkilerini yeniden tanımlama ihtiyacıdır.