Zeynep'e de ağlayacak mısın!

Zeynep'in dramı Suriyeli emekçilerin yaşadıkları içinde okyanusta bir damla!..

GÜNCEL
Cuma, 20 Eylül 2013 (13 yıl 1 ay önce)

[Aşağıdaki haber bugünkü (20 Eylül) Milliyet gazetesinde yer alıyor. Muhabir Bünyamin Aygün'ün haberi Suriye'de yaşanan insanlık dramının çok küçük bir parçası. Ancak arif olana çok şey anlatıyor. Zeynep ve onun gibi Türkiye'ye, Lübnan'a, Ürdün'e savrulmuş milyonlarca Suriyeli'nin çektikleri bu acıların sorumlularından biri de AKP Hükümeti. Zeynep'leri İstanbul'daki bankların üzerine savuran gerici iç savaşın sorumlusu emperyalist ve gerici güçler. Bu kıyımın en ateşli taraflarından Tayyip Erdoğan, Bülent Arınç, Davutoğlu gibi AKP'liler, kendi mezheplerinden biri ya da ideolojik ortakları söz konusu olduğunda salya sümük ağladıkları şovlarıyla da biliniyor. Şimdi onlara sormak lazım: Zeynep'e de ağlayacak mısınız?]

Suriye’de devam eden iç savaş 3’ncü yılına girerken savaş mağdurlarının sayısı yüz binleri aştı. Savaştan kaçarak evinden, yurdundan olan Suriyelilerden sadece bizi Zeynep... İstanbul Bahçelievler’de önceki akşam bir parktaki banka oturup yiyecek aramaya giden ailesinin gelmesini bekleyen âmâ genç kızın dramı filmlere konu olacak türden. Evinden binlerce kilometre uzakta sokak lambasının aydınlattığı bir banka oturan genç kızın yanına yaklaşıp kim olduğunu sorduğumda gülümseyerek aksanlı Türkçesiyle yanıt veriyor; “Abi ben Suriyeliyem.” Neden tek başına oturduğunu ve ailesini sorduğumda ise donuk bakışlarını çevirmeden “Onlar yiyecek bulmaya gittiler beni de burada bıraktılar abi” diye yanıt veriyor.

Şam’dan İstanbul’a
Sınır kasabalarının ve köylerinin artık kabul etmediği Suriyeli mültecilerin umutlarından biri haline gelen bu koca şehir “Bu genç kızı yutmaz mı?” diye içimden geçiriyorum. Yaşadığı, alıştığı bir dünyadan hiç bilmedikleri farklı bir dünyaya geliyorlar. Henüz 14 yaşında olan Suriyeli Türkmen Zeynep’e ben soruyorum o yanıtlıyor; Taraf olmadıkları için Şam’dan göçe zorlanmış ailesiyle. Önce Halep’in yakınlarında bir çadır kentte yaşamışlar. Çok geçmeden Halep’ten de göç ettirilmişler. Türkiye tek umutları olmuş. Ancak kamplar dolu. Zaten Araplar tarafından sevilmediklerini düşündükleri için kampa yerleşmeyi istememişler. Sınır kasaba ve köyleri de artık Suriyelileri istemediği için bir hafta önce İstanbul’a gelmişler.

Zamanı ezandan anlıyor
Zeynep bankta beklerken günün hangi saattinde olduğunu ezan sesinden anlıyor. “Kaç saattir parkta bekliyorsun” sorusuna, “Bilmiyorum abi ama annemler gittiğinde öğlen ezanı okunuyordu. Zaten saatim de yok” diye yanıt veriyor.

Ailesi yiyecek arıyor
Bahçelievler’de bir caminin parkında yatıp kalkan aile gündüzleri yiyecek bulmaya çıkınca tek başına bankta saatlerce kalıyor Zeynep. Teklifsiz fotoğraf çekmeye başladığımda ayıbımı yüzüme vurarak “Abi foturafımı niye çekirsin?” diye soruyor. Yanıt alamayan Zeynep bu kez deklanşör sesinin geldiği yöne dönüp karanlık dünyasında beni görecekmiş gibi bakışlarını sağa sola çevirerek, içinden geçeni söylüyor; “Savaş bitince evimize döneceğiz.” Hayalle gerçek arasındaki yaşamında, sekiz saattir oturduğu banktan kaybolma korkusuyla ayrılmayan Zeynep’in yüzündeki acı gülümseme aslında savaşın yarattığı dramın zirvesini gözler önüne seriyor.