Kutuplaşmanın derinleştirilmesi, istendiği anda bir gerici iç savaşın bile piminin çekilmesi somut bir tehlikedir artık
Tayyip Erdoğan ve şurekasının şu son günlerde ardı ardına yaptıkları konuşmalar uzun süredir girdikleri politik hattın açık ilanı niteliğinde.
AKP kabinesinin ağlak üyesi Arınç bile Bursa’da kendisini protesto eden öğrenciler için “Bunlar bizim için sivri sinek vızıldaması” diyecek kadar kendinden geçmiş durumda. Arınç efendi bununla da yetinmeyip Tayyip’in dilinden sıkça duyduğumuz argümanlarla medyaya da esip gürlüyor. “Siz yazmasanız bunlar bir hiç olur” anlamına gelen vecizeler yumurtluyor!
Burjuva hükümet sıkıştıkça; söyleminde de, eyleminde de kelimenin gerçek anlamıyla sürrealist bir düzleme kayıyor! Bu bir çıldırı halidir. O kadar ki bir halk hareketi olan PKK’nin varlığını bile medyanın haberleriyle ilişkilendirebiliyor! Bu çıldırı hali karşısında insan sadece “ah gerçeklik duygusu” diyebiliyor!
İşin bu boyutu bir yana, aslolan burjuva hükümetin artık gemileri yakmış olduğu gerçeğidir! Toplumu kutuplaştırmak konusunda gemileri yaktığı gerçeği... Tüm söylemini kendi asıl tabanını kemikleştirmek üzerinden kurduğu, eylemini de bu tabanın rızasını alarak gerçekleştirdiği. Gerisini teferruat olarak gördüğüdür!
Fakat bu bir güçlülük halinin değil acizliğin ifadesidir. Burjuva siyasetinde istikrarın sağlanmasında en azından söylem düzeyinde de olsa daha geniş kesimlere hitap edecek esnek bir dilin kullanılması önemlidir. Gelinen noktada aslında bu manevra alanının bile kaybedildiğinin, işin artık siyasetin tüm kirli biçimlerinin devreye sokulmasıyla idare edilecek noktaya geldiğini gösteriyor!
Fakat bu tıkanma hali, manevra alanının giderek kendi sahasına doğru daralmış olması durumu, toplumsal açıdan ciddi tehlikelere gebedir. Çünkü artık kışkırtıcılık açık bir söyleme vuruyor. Sadece kendi dışındakileri yok sayma sınırlarını da aşıp, kendi tabanını militanlaştıracak, “kindarlık” durumunu sokağa çağrıyla birleştirecek bir kendini kaybetme haline yansıyor.
Arınç’ın Bursa’daki konuşmasıyla Tayyip Erdoğan’ın, Birlik Vakfı tarafından düzenlenen, “Büyük Doğu Düşüncesi ve Necip Fazıl Kısakürek’in Eserlerinde ‘İdeal Türk Gençliğinin Nitelikleri’” konulu makale yarışmasının ödül töreninde yaptığı konuşma bu açılardan birbirini tamamlıyor.
Tayyip Erdoğan o konuşmada, “kendi gençlerine” Necip Fazıl’dan sözlerle bezenmiş bir ajitasyon çekiyor! Hem de ne ajitasyon! “Korkmayacaksınız, inançlarınızdan dolayı sıkılmayacaksınız. Birileri barbarca yakıp yıkıyor diye pısıp geri adım atmayacaksınız” diyor! Konuşma metninin tümünü kendisinin kurguladığı bir gerçeklik üzerinden kuran Erdoğan, gençliği açıktan kutuplaştırıcı bir söylemle inciler döktükten sonra bugüne kadar kendilerinin Kürtler için söyledikleri “Beğenmiyorsanız Kuzey Irak’a gidersiniz” sözlerini kendilerine uyarlayarak “Hiçbir yere gitmiyoruz” diyecek kadar kendisini kaybediyor. O kadar ileri bir irrasyonallik ki bu, sadece şaşırabiliyoruz!!!
Hani yıllar önce böyle bir “mazlum” edebiyatının hayatta da belirli bir karşılığı vardı. Ama şimdiki “muktedirlik” hali içinde bunu söylemenin tek bir anlamı vardır: Kendi tabanı dışındaki tüm kesimleri düşmanlaştırmak, sadece siyasal erkin değil bizzat kendi tabanının hedefi haline getirmektir!
O nedenle de hasım olarak belletilen tüm kesimlere karşı militan bir duruş sergilenmesi çağrısı, sokaklara salınacak eli sopalıların-palalıların-satırlıların sayısının denetimli bir şekilde arttırılacağının ilanından başka bir şey değildir.
Erdoğan’in Necip Fazıl’dan veciz sözlerle süslediği konuşmasında tarif ettiği gençlik budur. Siyasal gücünü de kullanarak gençliği “dindar-kindar” bir kalıba dökmektir. Fakat iş bununla da bitmiyor! Bu 'meziyetlerin( yanına şimdi bir de “ihbarcılık” 'meziyeti yerleştiriliyor!
Milli Eğitim müfettişlerinin Gemlik Anadolu Lisesi’nde yürüttükleri operasyon bunun somut göstergesi olduğu kadar, Tayyip ve Arınç’ın o saldırgan söylemlerinin de pratik yansımasıdır! Lise’deki 32 genci bir yere toplayıp, “Okul müdürünüz Gezi olaylarına katıldı mı, sizleri yönlendirdi mi, konuşma yaptı mı?”, “Öğretmenleriniz Gezi olaylarında nasıl tavır aldı, sizleri nasıl yönlendirdi, isimlerini veriniz?”, “Olaylara katılan arkadaşlarınızın adını yazınız”, “Katılanların listesi var mı?” sorularının yanıtlanmasını istemek nasıl bir gençlik hayali içinde olduklarının olduğu kadar, nasıl bir siyasi ahlaka sahip olduklarının da açık ilanıdır!
Sadece bu 3 örnek bile önümüzdeki günlerin nelere gebe olduğunun anlaşılması için çarpıcı veriler sunuyor. Kutuplaşmanın derinleştirilmesi, istendiği anda bir gerici iç savaşın bile piminin çekilmesi somut bir tehlikedir artık. Bu tehlike sadece net bir proleter sosyalist eksenin toplumsal bir güç haline gelmesiyle yarılabilir. Militan bir hazırlığı olduğu kadar, sınıfın soluğunu hayata taşımakla...