Taksim'de yaşanan polis saldırısı sırasında gözaltına alınan muhabirimiz gözaltı sürecini anlattı
Yeryüzüne Özgürlük Derneği’nin yapmayı planladığı basın açıklamasını haberleştirmek için Taksim Meydanı’na vardığımda, çevik kuvvetin ve sivil polislerin bir grup eylemciyi aralarına alarak sıkıştırdığını, kalkanlarla iterek darp ettiklerini gördüm.
Makinemi hazırlayarak çekim yapmaya başladım. İstiklal girişinde bariyer oluşturan polislerin de katılımıyla saldırı büyüdü.
Bu sırada iki çevik grubu arasında kaldım. Çekim yapmayı sürdürüyordum. O esnada sivil polisler bileğimi tutup çekim yapmama engel olarak, kim olduğumu sordular. “Basın” olduğumu söylediğimde basın kartımı istediler. Biri makinemi elimden almaya çalıştı. Ben de makinenin sapına yapıştım ve “makinemi bırakmasını, bırakmazsa basın kartımı da göstermeyeceğimi” söyledim. İki taraflı çekiştirmeler sonucunda makineyi ellerinden alınca, kurumumun bana verdiği basın kartını gösterdim. Başbakanlık kartını istediklerini söylediler. “Artık kurum kartının yeterli olduğunu” söylediğimde, “yok öyle birşey, alın bunu!” diyerek koluma yapıştılar.
Gözaltına alındığımı oradakilerin görmesi için “gözaltı yapıyorlar!” diye bağırarak basın olduğumu ve adımı söyledim. Hatta bu sırada bir kadın gözaltına alınmamı engellemeye çalıştı ancak iterek uzaklaştırdılar.
Çevik otobüsüne doğru götürülürken, koluma tutan polise kolumu bırakmasını söyledim. Biraz itiş kakıştan sonra bırakmak zorunda kaldı. Çevik otobüsünün kapısına geldiğimizde elleri kelepçelenmiş 7-8 kişiyi getirip otobüse bindirdiler. Bana ellerimi uzatmamı, kelepçe takacaklarını söylediler. Kabul etmedim, “insanlık onuruna yakışmayacak bir uygulama ve ben ellerimi uzatmayacağım” dedim. “Zorla yaparız” dediler, “zorla yapın” dedim. Sonunda kelepçesiz otobüse bindirildim.
Gözaltı aracında ondört kişiydik. Bizi bir süre sonra Haseki Hastanesi'ne götürdüler. “Raporlar alındıktan sonra serbest bırakılma tutanağını imzalayarak çıkabilirsiniz” dediler. İmzadan imtina ediyorum yazılması gerektiğini konuştuğumuz tüm arkadaşlarımız o şekilde yazdılar tutanağa. Sıra bana geldiğinde yazının altına bir de imza atmamı söylediler. “İmzadan imtina etmenin zaten imza atmamak anlamına geldiği için imzalamayacağımı” söyledim. “Arkadaşların yazının altına da imza attı, tabii onlar senin gibi profesyonel değil” dedikten sonra attıramayacaklarını anlayınca nefret bakışları arasında otobüsten indim.
İnmeden önce makinemi alırken elkonulan hafıza kartını istediğimi söyledim. Onu almadan gitmeyeceğimi belirttim. Kimin aldığını, tipini tarif etmemi vs istediler. İşgüzarlık yapmaya çalıştıklarını biliyordum. Tarif ederken baktım, bütün sivil polislerin üzerinde kareli gömlek var. Hepsi aynı giyinmiş, “sizin gibi o da kareli gömlek giyordu” dedim. Herhalde birbirlerini tanımak için böyle giyinmişlerdi.
Telefon açtılar bir yerlere ve kartın geleceğini söylediler. Bahçede Yeryüzüne Özgürlük Derneği'nden ve DÖDEF’ten arkadaşlar da kartım gelene kadar benimle bekleme kararı aldı. Bu sırada amirlerinden biri “basın kartını görebilir miyim” dedi, “gözaltında değilim, artık göremezsin” dedim.
Yaklaşık bir saat sonra arabayla bana kartımı getirdiler, elime fırlatıp gittiler. Kartı yerden aldım, ama umurumda bile değildi.
Basın kartımın içindeki video çekiminin bozulmuş ve kesilmiş olduğunu görmek beni şaşıtmadı. Polisin işçi ve emekçilerin haber alma hakkını engellemek için yaptığı baskıların bundan sonra da devam edeceğini biliyoruz, ancak hiçbir baskı, gözaltı terörünün haber yapma hak ve haklılığımız engellemeyeceğini de onlar bilmeliler...