Posamızı çıkaracaklar!..

Onların muradı zaten alabildiğine taşeronlaşmış emekgücü piyasasını tamamen taşeronlaştırmakla da sınırlı değil

GÜNCEL
Pazar, 29 Eylül 2013 (13 yıl 1 ay önce)

Sonuncusu 2004'te yapılan Çalışma Meclisi Toplantısı'nın 10. su, 26-27 Eylül tarihlerinde Ankara'daki Bilkent Otel'de yapıldı. 1947 yılından beri belirli aralıklarla yapılan bu toplantıların esası, sınıfa dönük kritik saldırı kararlarının alınmasında, devlet ve sermaye örgütlerinin yanına “sınıf örgütlerini” de iliştirerek toplumsal bir onay almak, yanılsama yaratmaktır. Burjuva devletin şef değneği haline gelen sendikaların varlığını düşünecek olursak...

Bu anlayışla yapılan Çalışma Meclisi Toplantısı, adına uzlaşma deklarasyonu denilen bir metinle sonuçlandı. “Uzlaşma” adına sunulan metin, toplantıya katılan DİSK ve Türk-İş’in itiraz ve önerileri hiçe sayılarak Hak-İş ile varılan mutabakat üzerinden şekillendi. Bu 2 sendika adeta yok sayıldı. Sadece bu tutum bile burjuvazi ve devleti açısından Türk-İş gibi bir sendikacılığa dahi tahammülün olmadığının açık beyanıdır. Onlar için örgütleme sınırları Hak-İş’in sınırları kadardır. Kısacası sendikası-burjuva örgütleri ve devletiyle uyumlu bir birlik içinde emekgücü piyasalarını korporatist bir tarzda denetlemek, belirlemektir!

“Yönetişim” oldu “Ahilik Kurumu”!
Bildiğimiz gibi neoliberal yıkım stratejisi dilinde bu tür toplantıların adı “yönetişimdir”. “Aynı gemideyiz” masalının, “sınıflararası barış ve uzlaşma” teranelerinin simgesel adıdır “yönetişim”! Tayyip Erdoğan, toplantıdaki konuşmasında döne döne “dışardan model ithal etmeyeceğiz, bizim geleneklerimiz bize yeter” dese de; toplantıyı Ortaçağ dönemindeki Ahilik Kurumu'yla benzeştirerek milliyetçiliğin gazına gazına bassa da sergilenen tiyatro yakinen tanıdığımız yönetişimden başka bir şey değildir. “Yönetişim”in de Tayyip'in milliyetçilik sosuna batırdığı “sınıflar yoktur, yol arkadaşlığı vardır” faşist tek zümre-tek sınıf ideolojisinin neoliberal versiyonu olduğu açıktır. Fakat mesele bununla sınırlı değildir.

Saldırı öncesi toplumsal hazırlık!
Devletin iki sınıf arasında sözümona hakem rolü oynadığı bu tiyatrolardan sonuncusunda işçi sınıfı açısından hayatı daha bir cehenneme çevirecek stratejik saldırı hazırlıkları masaya yatırıldı: Kıdem tazminatı hakkının fona devriyle gaspedilmesi, taşeronluk sisteminin daha sağlam bir temele oturtulması-çalışma rejiminin omurgası haline getirilmesi, kiralık işçi bürolarına kapsamlı bir yasal statü kazandırılması!

Bu 3 konuyla ilgili gerek toplantı öncesinde hazırlanan raporlardan, gerekse toplantı salonuna ve toplantı sonrası çıkarılan deklarasyona yansıyan havadan da anlıyoruz ki, burjuvazi üretim maliyetlerini en alt seviyeye çekmek için yıllardır aldığı yolda son noktaları koymakta oldukça sabırsız! Emekgücü sömürüsünde vahşi biçimlerin çalışma rejimi haline getirilmesinde oldukça kapsamlı adımlar atmakta artık dakikalık gecikmelere bile tahammül edemiyor!

Önce taşeronluk meselesini halledecekler!
Toplantının 3 ana başlığı içinde en hızlı yola alabileceklerini düşündükleri başlık taşeronlukla ilgili olanı. Keza bu başlık sayısız yanılsamaya açık! Sanki taşeron işçilerin hiçbir yasal hakkı yokmuş da şimdi bazı haklar lütfediliyormuş gibi bir tablo çizilerek taşeronluk temel çalışma biçimi haline getiriliyor! Öyle ki, kıdem tazminatının fona devri gibi kapsamlı bir saldırı bile bu yaklaşım içinden yutturulmaya çalışılıyor. Sanki taşeron işçilerin böyle bir hakkı yokmuş da şimdi en azından fon şeklinde de olsa bu hakka kavuşacaklarmış gibi bir tablo yaratılarak tazminatın gaspında önemli bir gedik açılmaya çalışılıyor. Ya da aynı şekilde tüm dezavantajlı konumlarına rağmen mevcut yasalarda kırıntı düzeyinde de olsa belirli tutanmak noktaları olan taşeron işçiliğe daha fazla koruma getirileceği yaygarası altında aslında varolan o cılız haklar bile gaspediliyor!

Neoliberal soygun ve yıkım politikalarını ustaca uygulayan AKP'nin son 10 yılda emekgücü piyasalarını ne hale getirdiği bizzat kendi resmi açıklamalarındaki verilerle ortada. En son Çalışma Bakanı Faruk Çelik'in, “Kamuya bakıyorsunuz, 10 yıl öncesine oranla işçi sayısı 500 binden 200 bine düşmüş. Bunu doğru anlamak gerekir. Bu devletin küçülmesi anlamına mı geliyor? Yoksa kamuda yoğun bir şekilde taşeron işçi kullanıldığı anlamına mı geliyor? Bakıyorsunuz altından taşeronlaşma çıkıyor. İhtiyacınız azalmamış, karşılama biçiminiz değişmiş” açıklaması bu açıdan çarpıcı bir itiraftır.

Yani kamunun yüzde 60'ı AKP döneminde taşeronlaşmış! Şimdi geri kalan yüzde 40'ı da taşeronlaşsın, esnek ve güvencesiz çalışma biçimlerine göre dizayn edilsin isteniyor. Çalışma Meclisi Toplantısı'nın en önemli başlıklarından biri buydu. Toplantı, AKP'nin 10 yılda aldığı yolu daha büyük adımlarla tamamlayıp tüm bir çalışma sistemini taşeronluk sistemine dönüştürmesine dönük yapılan kapsamlı hazırlığın önemli bir parçası olarak tasarlanmıştı.

Fakat onların muradı zaten alabildiğine taşeronlaşmış emekgücü piyasasını tamamen taşeronlaştırmakla da sınırlı değil. Aynı zamanda taşeron işçilikle ilgili mevcut yasalarda varolan kırıntı düzeyindeki hakların da tümüyle temizlenerek engelsiz bir vahşi sömürü cenneti yaratmaktır. Bildiğimiz gibi yürürlükteki yasalar taşeron işçilerin hakları konusunda ana firmaları da belirli yükümlülükler altında bırakıyor. Bu nedenle de taşeron firmalarla yaşanan sorunlar konusunda işçiler ana firmadan da talepte bulunabiliyor, bunun için direnişler yapabiliyorlar. Burjuvaların muradı bu kırıntıların da temizlenerek taşeron işçiyi tamamen dayanaksız hale getirmektir! Dahası yasalardaki “esas işin taşerona verilemeyeceği” engelini de kaldırarak tüm işlerin taşeron eliyle yapılabilir hale gelmesi sağlamak isteniyor. Toplantıdan sonra DİSK'in deyimiyle yayınlanan “korsan deklarasyon”la laf yığını içinde saklansa da bu konuda bir karara varıldığı anlaşılıyor.
Kıdem tazminatı!

Taşeron işçilik mevzuu burjuvazi için kıdem tazminatı hakkının gaspında da önemli bir basamak haline getirilmek isteniyor. Tayyip Erdoğan’ın toplantıda yaptığı konuşmadan da anlıyoruz ki, bu hakkın gaspı için gerekli planlar yapılmış. “Fakat taraflar uzlaşmadan biz adım atmayacağız” denilerek seçim öncesinde sınıfın geniş bölüklerinin tepkisini çekecek böyle bir saldırıya dolaysızca girişmeyi tercih etmiyorlar. Tercihleri, taşeron işçilerden başlayarak bu yolda büyük bir adım atmak, sonrası nasılsa gelir! Fakat toplantıdaki havadan da anlıyoruz ki, burjuvazi işçi kıyımını daha kolay kılmak için kıdem tazminatı denilen bir yükten hızla kurtulmak istiyor! Sendikaların bunu kırmızı çizgi ilan etme söylemlerine bile tahammül edemiyor, aba altından işsizlik sopası gösteriyor ya da bu gaspın sonraki kuşakları ilgilendireceğini belirterek işin içinden sıyrılmaya çalışıyor.

Kiralık işçi büroları!
Taşeron çalışmanın yaygınlaştırılmasıyla içiçe geçecek, onu tamamlayarak sömürüyü derinleştirecek önemli bir konu da kiralık işçi büroları. Bu simsarlık kurumları aslında fiilen işini yapıyor ve giderek yaygınlaşıyorlar. Fakat henüz tam olarak geniş bir yasal statü kazanamadılar. Daha çok kadın-genç ve kronik işsizleri hedefleyen bu kölelik kurumlarının son zamanlarda sıkça dile getirilmesinden de anlıyoruz ki önümüzdeki günlerde son halini almaları hedefleniyor. Toplantıya yansıyan hava, sonrasında çıkarılan deklarasyon bunun açık ifadesidir!

Kısacası 10. Çalışma Meclisi Toplantısı denilen tiyatro her haliyle sıcak bir kış yaşayacağımızın önden ilanıdır. Kimin ısıtacağınıysa hep birlikte göreceğiz.