“Demokratikleşme hamlesi” sayılamayacak dişe dokunur konular ise yine çıkmaz ayın son Çarşambası’na ertelenmiş durumda
Aylardır ortalığı inletiyorlardı: “Geldi, geliyor… bugün değilse haftaya… son bir rötuş daha yapacağız… görünce şaşıracaksınız, herkes mutlu olacak…”
Daha önceki tecrübelerimizden biliyorduk oysa. Yapılan yaygara, çıkarılan gürültü ne kadar fazlaysa açılacak olan “paket”in içi de o kadar boş oluyordu. Belli ki yeni bir elma şekeri tutuşturacaklardı elimize.
Beklenen gün geldi. “Demokrasi mücahidi” Tayyip Erdoğan kameraların karşısına geçti. Türkiye’de siyasi ve toplumsal tarih sanki 27 Mayıs darbesiyle başlamış ve onun üzerinde yükselmiş gibi tam 45 dakika kahve muhabbeti yaptıktan sonra meşhur “demokrasi hamlesi”ni açıkladı:
İlkokullarda faşist andımız artık okutulmayacak…
X,Q,W harflerini kullanmak serbest olacak…
Kürtçe sanki bu coğrafyada yaşayan 20 milyon insanın anadili değil de dünyanın herhangi bir yerinde kullanılan herhangi bir dilmiş gibi özel okullarda isteyen olursa İngilizce, Fransızca, Almanca, İspanyolca, Çince misali Kürtçe de seçilebilecek!
Aleviler “devletin cemevi”, “devletin dedesi” haklarına (!) kavuşmak için bile daha çok bekleyecek, şimdilik Nevşehir Üniversitesi’nin adının Hacı Bektaş-i Veli Üniversitesi olarak değişmesiyle yetinecek…
Köyler isterlerse 12 Eylül faşizminin değiştirdiği doğal-tarihsel isimlerini tekrar kullanmaya başlayacak ama il ve ilçeler bunun için hükümetin ağzına bakacak…
Türkiye’deki faşist rejim yapılanmasının tarihsel ve kurumsal derinliği, kapsam olarak genişliği, siyasetin, bürokrasinin hatta toplumun genlerine işlemiş ideolojik-kültürel hakimiyeti düşünülecek olursa hepsi birden gerçekleşecek olsaydı dahi öyle muazzam bir “demokratikleşme hamlesi” sayılamayacak olan dişe dokunur konular ise yine çıkmaz ayın son Çarşambası’na ertelenmiş durumda.
12 Eylül faşizminin getirdiği seçim barajının kaldırılması ya da düşürülmesi mi? Beklenecek…
Kürtçe eğitimin serbest bırakılması mı? Lafı bile edilmeyecek…
Yine 12 Eylül faşizminin ürünü anayasanın, siyasi partiler yasasının, toplantı ve gösteri yürüyüşleriyle örgütlenme özgürlüğü önündeki faşist yasak ve engellemelerin kaldırılması mı? Geçiniz…
“Verdik” dediklerinin bile ne zaman nasıl uygulanmaya başlanacağı belirsiz.
Bütün bunlara karşın paketin en somut maddelerinden biri kamuda türban yasağının kaldırılması…
Bu arada “paket” sinsi kimi tuzakları da içinde taşıyor. Tıpkı “Yargıyı bağımsızlaştırıyoruz” diye pazarlanan ve arkasından yargıda Cemaat kadrolaşmasının önünü nasıl açtığı pratikte yaşanarak görülen meşhur “Anayasa referandumu” konusunda olduğu gibi bu pakette de valilere ve kaymakamlara toplantı ve gösteri yürüyüşlerine keyiflerine göre müdahale hakkı tanınıyor.
Uzun sözün kısası, “Türkiye’nin geri de olsa demokratikleşme yolunda ilerlediği” masallarını anlatmaya meraklı küçük burjuva liberal budalaların bile “yetmez ama evet” diyemeyecekleri bir komedi…
Elma şekeri bekleyenlerin bile ortada ne şeker ne de elma bulabilecekleri bir odun sapı…
Alın hayrını görün!..