Burjuvazi, kıdem tazminatını fona devrederek güya işçilerin, emekçilerin geleceğini güvence altına alıyorlarmış gibi göstermeye çalışıyor
Sermaye on yıllardan beri işçi sınıfının elindeki haklarını gasp etmenin binbir türlü yolunu buluyor. Çıkışsız kaldığı zaman da -ya da kendini çıkışsız hissettiği zaman- sanki işçilerin, emekçilerin çıkarlarını düşünüyormuş gibi gözüküp çevirdiği dalaverelerin altını doldurarak kölelik zincirlerini sağlamlaştırmaya çalışıyor.
2011 yılında işçilerin-emekçilerin son güvencesi olan kıdem tazminatını da ellerinden almak için yasalar çıkardı, adına da torba yasa denildi. Burjuvazi sanki tombala oynuyor! Torbanın içindeki taşları sallayan onlar, kaderine, kısmetine ne çıkarsa kabul etmek zorunda kalan işçi sınıfı oldu.
Burjuvazi bunu neden bu kadar fütursuzca hayata geçirebildi. Onca protestoya ve eyleme rağmen yürüyüp gitti?.. On yıllardan beri işçi sınıfının örgütlülüğünü ortadan kaldırmak için sisteme entegre olmuş yandaş sendikalar ve yapıştıkları koltuktan kalkıp misyonlarını uygun bir sendikal örgütlülüğün gereğini yerine getirmeyen sendika ağaları sayesinde! Onlar, işçi ve emekçileri rahat yaşantılarını finanse ettikleri aidat olarak gördüler. Sınıfın çıkarlarını gözeten bir örgütlenmenin emek harcamak, sokaklarda, alanlarda olmak, gerçek anlamda bir sendikal örgütlenmeye girişmek devleti karşısına almak demekti. Göze alamadıkları şey işte budur.
Taşeronlaşmanın, işçi kiralama bürolarının temellerini atmaya yıllar önce başlayan burjuvazinin, bütün bunları sendikaların haberi olmadan yapmış olması mümkün değil. Bu güvencesizlik ve geleceksizliğin temelleri atılmaya başlandığında sınıf sendikacılığı hayata geçirilmiş olsaydı, burjuvazi bu oyunlarını gerçekleştiremezdi. Bu teslimiyetçi sınıf düşmanı tutumlardan burjuvazi kadar sendikacılar da sorumludur, suçludur. Onlar, 2011 yılında torba yasa ile “esas işin taşerona verilemeyeceği” engelini kaldırarak tüm işlerin taşeron eliyle yapılabilir hale gelmesini sağladılar. Taşeron işçilik, burjuvazi için kıdem tazminatı hakkının gaspında da önemli bir basamak haline gelmişti.
2011 yılında işçilerin elinde kalan hakları, kıdem tazminatları, gelecekleri, güvenceleri ellerinden alındı ve kölelik zincirleri sağlamlaştırıldı. Burjuvazi, şimdi de kalkmış kıdem tazminatları konusunda bir tiyatro oyunu sergiliyor. Taşeron çalışmanın yaygınlaştırılmasıyla iç içe geçerek, onu tamamlayarak sömürüyü derinleştirecek önemli bir konu da kiralık işçi büroları. Bu simsarlık kurumları aslında fiilen işini yapıyor ve giderek yaygınlaşıyor.
4/B, 4/C gibi geleceksizliği, güvencesizliği, köleliği, işçi kiralama bürolarını yasallaştırıldı. Hayata geçirdikleri bu yasalarla, işçiler işçi kiralama bürolarına mahkum edilerek esnek çalışma koşulları ile işten atılmaları kolaylaştırıldı. 12 ay yerine 11 ay çalıştırmanın önünü açtıkları taşeronlaşma ve özelleştirmelerle işçileri köleliğe mahkum ettiler. Şimdi de kıdem tazminatını fona devrederek güya işçilerin, emekçilerin geleceğini güvence altına alıyorlarmış gibi göstermeye çalışıyorlar. İsteyen işçilerin fona geçebileceğini söyleyerek o çok tanıdığımız “özgürlük” ve “seçme şansı” yanılmasını yaratmaya çalışıyorlar. Birden çok sendika seçeneği sunma palavrasının sendikal örgütlenme hakkını gaspedilmesi demek olduğunu yakinen biliyoruz. Oyun bitmiyor! Kah kıdem tazminatının fona devrinin işe yeni başlayacaklar için sözkonusu olacağını söylüyorlar, kah zaten bu hakkı olmadığını iddia ettikleri taşeron işçileri kapsayacağını…
Tabii bunu yaparlarken işçinin fondaki parayı 15 yıldan önce çekemeyeceğini de ekliyorlar. Bu paranın o 15 yılda nerelere harcanacağından bahsedense yok! İşçi “fonda param var, işletiliyor, büyütülüyor” diye kendisini kandırıp sınıfsal bir yanılsama yaşarken, diğer taraftan fondaki para burjuvazinin birikimini büyüteceği, tepe tepe kullanacağı yerlere yatırılır! Fon aslında burjuvazi için dolaysız bir kasa olarak kullanılır!
Burjuvazi ve devleti işçi sınıfıyla oynamaya devam ediyor. İşçiler-emekçiler burjuvazinin bu dalaveralarının içeriği konusunda döne döne aydınlatılmak zorunda. Geleceksizliğe, güvencesizliğe, sömürünün daha vahşi biçimlerinin önünün sınırsızca açılmasına karşı örgütlü mücadele yürütmekten başka bir yol olmadığını kavramak ve buna göre yürümek gerekiyor.