Rejim bir çakal duyarlılığıyla beklerken bir taraftan başına açtığı belaları nasıl savuşturacağıyla boğuşuyor
Rejim 3 yıldır Suriye’ye doğrudan-resmi bir emperyalist saldırı hayali kuruyor. Olsun da o da o karmaşadan nemalansın hayali... Dolaylı da olsa Rojava üzerinde söz sahibi olmak, bölgesel denklemde daha görünür ve tartışılmaz bir yere oturmak bu hayallerin özünü oluşturuyor.
Fakat ha bugün ha yarın derken, savaş tamtamlarını bu savaşın baş aktörü olan emperyalist güçleri bile şaşırtacak bir gürültüyle çalarken, sayısız kere boyunun ölçüsünü almakla kaldı. Karanlık yöntemlerle ihya edip desteklediği dinci gerici çeteler eliyle süreci tırmandırmak, bir saldırıya hazır hale getirmek için de elinden geleni fazlasıyla yaptı.
Yaptı yapmasına ama şimdi de bu cansiperane saldırganlığın zehirli meyveleriyle nasıl başedeceği konusunda kara kara düşünmek zorunda kaldığı açık. Türkiye’nin de El Kaide’nin diğer geçiş güzergahlarından biri haline gelmesi, giderek Pakistan’la kıyaslanmaya başlamasının abartılı bir tespit olmadığı ortada. Ya da büyük bir “sevecenlikle” düğmesine bizzat bastığı göçün sonuçlarının hangi toplumsal patlamalara gebe olduğunun da...
Fakat rejim Suriye üzerinden kurduğu stratejik derinlik hayallerinden vazgeçmiyor. Gerçek bir düğüme dönüşen bu sorunun er ya da geç çözülmek zorunda olduğu bilinciyle savaş borazanlığını şimdilerde kapsamlı bir hazırlıkla sürdürüyor.
Ağustos ayında Suriye’de yaşanan kimyasal silah saldırısını bahane ederek bir savaş tezkeresi çıkarması bundandır. Yalan yanlış bir içerikle Meclis açılır açılmaz kelimenin gerçek ifadesiyle apartopar bir şekilde böyle bir tezkere çıkarılmış olması, hem de bunun, tarafların bekleme moduna geçtiği şu günlerde yapılması; Suriye konusunun denklemde yer alan tüm güçler açısıdan nasıl bir stratejik anlam taşıdığı gerçeğiyle dolaysızca ilişkilidir. Rejim bir çakal duyarlılığıyla beklerken bir taraftan başına açtığı belaları nasıl savuşturacağı ya da nasıl daha verimli kullanabileceği ikilemiyle boğuşuyor; bir taraftan da er ya da geç bu düğüme kanlı bir neşterin atılabileceği anlara hazırlıklı olmaya çalışıyor.
Bu açılardan son tezkere savaş kararlılığının ifadesi olduğu kadar; efendilerinin emrine amade olduğunun da açık ilanıdır.
Nitekim ABD de boş durmuyor. O da Ürdün'ü Suriye'ye salacağı "güvenilir" paramiliter güçlerin eğitim üssü olarak kullanma çabalarını yoğunlaştırdı. Son tezkere "bekleme" modu içindeyken yapılan kapsamlı savaş hazırlığının bir parçasıdır sadece!
Suriye bugün...
Emperyalist hegemonya savaşının stratejik odak noktalarından biri olan Suriye, şimdi pandoranın kutusundan çıkarılan sayısız canavarla bizzat o kutuyu açanların kendisini korkutuyor. Yaklaşık 40 ülkeden derlenen dinci gerici çetelerin Afganistan, Pakistan, Mali,.. gibi üslerinden sonra şimdiki üssü Suriye artık. Dünyanın tüm lanetleri-kötülükleri, aslında petrol gibi bir cazibesi de olmayan ama politik ve stratejik önemiyle çapının ötesinde anlamlar taşıyan bu küçük ülkeye üşüşmüş durumda. Tam bir fay hattı üzerine oturan ülkede kaynayan cadı kazanı şimdi bizzat altına odun atan emperyalistleri, Türkiye gibi faşist rejimleri ve bölge gericiliklerini korkutacak düzeye ulaştı.
Suriye’nin sadece Suriye olmadığı gerçeği, kullanıldığı anlamın da ötesine geçerek tüm bölgeyi işaret eden bir düzleme oturuyor. Tüm bölgenin geleceğini tahayyül edilmesi zor mecralara sürükleyecek bir düzleme...
Ülke, çeteler, onların akıl almaz kıyım ve saldırı yöntemleriyle bir kıyamet tablosunu andırıyor adeta! Sayısı geometrik olarak artan ölümler (yüzbinden fazla), hız kesmeyen göç (küçücük ülkeden milyonlarca insan göç etmek zorunda kaldı!), tarifsiz acılarla adeta kanıyor. Ama sorun bunların toplamının da ötesinde... Bir iç savaşın tüm acı sonuçlarıyla boğuşan bu ülkede asıl kıyametin bundan sonra kopacağı gerçeğinde!
Suriye üzerinden dönen emperyalist dalaş ve güç mücadelesi, bu 3 yıl boyunca sayısız kere değişen güç dengeleri ve buna göre şekillenen pozisyonlarla en son bir “pat durumuna” evrildi.
21 Ağustos’ta Şam yakınlarındaki Doğu Guta bölgesinde yaşanan kimyasal saldırıdan sonra ülkeye üşüşen tüm akbabalar, çeteler eliyle yürüttükleri ve giderek bir iç savaşa dönüşen süreci kapsamlı bir askeri saldırıyla sıçratmak istediler. Ama bunu yapamadılar. Çünkü gerek zorba Esad Rejimi’nin arkasındaki emperyalist güçler ile İran gibi bölge gericiliklerinin tutumu; gerek bizzat kendilerinin yarattığı “müttefikler” denilen bileşimin zayıflığı ve dinci gerici çetelerin güven vermez yapısı nedeniyle böyle bir hamleye girişemediler.
Bunda ABD başta olmak üzere diğer AB’li emperyalistlerin işçi ve emekçilerinin güçlü bir savaş karşıtlığı potansiyeline sahip olmalarının da payı büyük oldu. Keza, krizle birleşen bir toplumsal patlamayı tetiklemesi olasılığı da dahil pekçok nedenle böylesine doğrudan bir saldırganlığa bu kez cesaret edemediler.
“BM Güvenlik Konseyi’nden karar çıkmasa da biz askeri müdahaleye girişeceğiz” diyen ABD ve aynı eksende yer alan diğer AB’li emperyalistler, tüm bu çözülmesi güç yumak içinde Rusya’nın attığı “Esad kimyasal silahlarını teslim etsin, böylece bir müdahale de rafa kaldırılsın” pasına olumlu yanıt vererek doğrudan askeri saldırı seçeneğini rafa kaldırdılar.
Şimdilik tabii... Çünkü Suriye düğümü, gelinen noktada öyle bir anlam kazandı ki ya emperyalist kamplar karşılıklı çıkarları gözetip ülkeyi buna uygun bir şekilde diplomatik yöntemlerle bölerek ya da bu “bekleme” anında konumlarını sağlamlaştırıp doğrudan bir saldırı seçeneğini devreye sokarak kozlarını paylaşmak durumunda.
Kaldı ki, emperyalistler arası diplomasinin güç üzerinden yapıldığı açık. Her iki seçenek için de taraflar aslında konumlarını sağlamlaştırmak zorunda. Bunun için de dinci gerici çetelerin ılımlıları da kendilerine katarak kazandıkları gücün bölge gericiliklerinden şu ya da bunun (S. Arabistan, Katar, Türkiye) denetiminde kullanılmasına devam edilerek ülkedeki istikrarsızlığın sürekliliğinin korunma seçeneği tüm risklerine rağmen halen devrede.
Bunun risklerini bilen ABD emperyalizminin Ürdün sınırına yakın bölgelerde doğrudan denetleyeceği bir paramiliter gücü eğitmeyi yoğunlaştırdığı biliniyor. Bu seçeneğin ne kadar tutacağıysa meçhul. Keza ülkede şu ya da bu şekilde bulunan paramiliter güçlerin hemen hemen yarısı El Kaide bağlantılı çetelerin eline geçmiş bulunmaktadır. Fakat ABD konumunu sağlamlaştıracak sayısız hamleden vazgeçmiyor. Aynı şey başka boyutlarıyla Rusya için de söz konusudur!
Türkiye'nin hükümete 1 yıllık savaş yetkisi veren son tezkeresi bu bütünlükten bağımısız olarak ele alınamaz. Bu aynı zamanda savaş tehlikesinin ciddi bir risk olarak devam ettiğini ve aslında bu kanlı sürecin doruk noktasını henüz görmediğimizi gösteriyor.
Tezkere aynı zamanda, işçi ve emekçilerin bu konudaki duyarlılıklarını sürekli diri tutma sorumluluğunun önemini hatırlatıyor.