Sen gördün Ethem’in nasıl vurulduğunu! Gözlerinin önünde yok oldu bir yaşam. Sen tanığısın kurşunun, oluk oluk akan kanın…
Çok değil bundan sadece 5 ay önce polis gözümüzün önünde bir insanı katletti. Adı Ethem’di… Birçoğumuz ilk defa duyduk, bir daha hiç unutmayacağımız o ismi…
O anda kameralar kayıttaydı. Polisin nasıl bir pervasızlık ve nefretle eylemcilere yöneldiğini, silahını nasıl bir hileyle Ethem’e doğrulttuğunu ve tetiğe bastığını gördük hepimiz; tüm dünya gördü. Belki onlarca kez izledik o görüntüleri… her seferinde acıdı içimiz, her seferinde bir şey gelip oturdu boğazımıza, sel oldu aktı gözlerimizden öfkemiz..
Biz görmüştük Ethem’in nasıl öldürüldüğünü, dünya alem görmüştü. Birkaç saniye içinde gözümüzün önünde yere yığılırken izlemiştik onu, kafasından oluk oluk kan akarken, elleri yan yana uzanmış, gözlerini sımsıkı kapatmışken… Bir insanın öldürülüşüydü bu… O kadar gerçek, o kadar net.. Yiğit bir devrimci, gözüpek, uslanmaz... Bir insan ki anasının kuzusu, yârinin sevdiceği…
Binlerce yürekten ağıtlar yükselirken, öfkemiz sel olup titretirken taşı toprağı, Sayfı ananın hıçkırıkları eritirken demirden kayaları, devlet 'biricik' polisini koruma telaşına düşüvermişti çoktan… Hepimiz görmüştük, tüm dünya görmüştü…Görmeyen/görmek istemeyen sadece devletin gözleriydi. Katil polis, devletin şefkatli kolları arasında güvenceye alınmış, evi bir gecede değiştirilmiş, emrine özel korumalar verilmişti. Ethem’in daha kanının kurumadığı yere “kahraman polise teşekkür” pankartları asılıvermişti. Öyle ya “bu devlet için kurşun atan da kurşun yiyen de…” dememişler miydi... Kurşunu atmıştı polis... Tam da kendisinden istenilen ve beklenen biçimde... Aldığı eğitimin hakkını kat be kat vererek...

Adaletin gözleri kördü, görmüştük hepimiz, tüm dünya görmüştü… Katili serbest bıraktığında “vicdanım rahat” deyivemişti kör adaletin hassas terazisi.. Sonrası bir tiyatro oyunuydu zaten. Herkes hakkıyla oynuyordu rolünü... Duruşma günü geldiğinde görmüştük bir kez daha hepimiz… O kahraman polis, peruk ve gözlüklerinin arkasına sığınmış, küçük bir korku dünyası olarak çıkıvermişti karşımıza... Ne polislerin varlığı, ne savcıların, hakimlerin varlığı, ne mesailerini bırakıp katile desteğe gelmiş diğer katil sürüsünün varlığı, o küçücük korku dünyasını gizlemesine yetmemişti katilin. Yediği ilk yumruk, Ethem’in annesinin suratına fırlattığı ilk tükrükle bir anda peruğun altından yayılıvermişti ortalığa panik ve korkuları... Apar topar kaçırılması bundandı. Sonunu görmüştü katil polis, sonunu görmüştü onu tüm koruyanlar…
Sonra duyduk ki Urfa’ya koruma memuru olarak atanıvermiş “kahramanımız”… Kontrgerillanın kucağından daha iyi bir yer olabilir mi… Ağabeylerinden öğreneceği çok şey var ne de olsa... Bakarsın allah yürü ya kulum der... ilerde bir Ağar, bir Yeşil… Neden olmasın ki?...

Gördük hepimiz, tüm dünya gördü olan biteni… Devlet polisini koruyordu… Ethem’i 26 yaşında mezara gömenler, katili yaşatmak için canını koyuyordu ortaya… Öyle ya daha dün Muammer Güler demedi mi “ o devletin bir polisidir, elbet koruyacağız” diye…O kadar da pervasızdı devlet, o kadar da gözümüzün içine baka baka sırıtacak kadar pişkin… Katilin mahkemede tattığı korkuyu tadamamış olacaktı Muammer Güler… Tadıverseydi eğer, pişkinliği nasılda donuverecekti yüzünde... Sonra onu da apar topar çıkarıvereceklerdi dışarıya, düşmüş peruğuyla… O korkuyu tadıvermemiş olanlar, ne yazık hiç tatmayacaklarını sanıyorlardı. Onun içindi acılı ailenin yüzüne baka baka gülüşleri!
Unutma, sen gördün Ethem’in nasıl vurulduğunu!
Unutma senin gözlerinin önünde yok oldu bir yaşam…
Unutma sen tanığısın silahtan çıkan kurşunun, oluk oluk akan kanın…
Unuttuğun an insanlığının tükendiği noktadır, unutma! Affetme sana sıkılan kurşunu, asılan teşekkür pankartını, katili serbest bırakan mahkemeleri, onu terfi ettiren bürokrasiyi.. Bağışlama Ethem’i vuranı, Abdocan’ı, İsmal’i öldüreni, Mehmet’i, Ahmet’i, Medeni’yi, Hasan Ferit'i aramızdan alanı..
Unutma, hesap sor!