Aileler, avukatlar, Türk Tabipler Birliği Konseyi, Taksim Dayanışması, İHD ve ÇHD temsilcileri AİHM önünde basın açıklaması yaptı
18:30 Strasbourg'daki panel az önce sona erdi. Panel sırasında daha sonra İHD Merkez Yönetimi'nden Hatice Can bir konuşma yaptı. Hatice Can konuşmasında şunları söyledi: "12 Eylül döneminde de yaşadık, fakat bu dönem tanık olduklarımız hiçbir dönemle karşılaştırılmaz. Otoriterizmi aşan bir rejim yapılanması söz konusudur. Totaliter yapı, polis devletinin uygulamalarını aratmayan bir şekilde yaşatılıyor..."
Daha sonra Ali İsmail'in avukatı konuştu. Genel olarak davanın seyrine ilişkin bilgilendirme yaptı. Eskişehir Valisi'nin bütün bu yaşananlardan sonra istifa etmesi gerektiğini belirtti.
Son olarak Ethem Sarısülük'ün ağabeyi Mustafa Sarısülük, "Gezinin yarattığı dalganın toplumda ruhsal bir farklılaşma yarattığını, gençlerin hareketin sürükleyici gücü olduğunu ve Gezi'nin yeni biçimler altında sürdüğünü, bu birlikteliğin güçlendirilmesi gerektiğini" söyledi.
17:20 Strasbourg Alevi Kültür Merkezi'nde düzenlenen panel başladı. Panelde önce Ethem Sarısülük'ün annesi Sayfı ana konuştu. Arkasından Ali İsmail'in annesi ve babası konuştular. Abdullah Cömert'in ağabeyi Zafer Cömert konuştu. Ailelerin ardından Taksim Dayanışması adına Mücella Yapıcı söz aldı. Son olarak sözü alan Kazım Bayraktar, soruşturma ve dava süreçlerinde yaşanan hukuksuzları çarpıcı örneklerle sergiledi.
Ailelerin konuşmalar sırasında çok duygusal oldukları gözlendi. Bu yüzden konuşmaları kısa sürdü. Sayfı Ana katillerin peşini bırakmayacaklarının altını çizdi. Ali İsmail'in annesi Emel Korkmaz, "Bugün Ali İsmail'in ölümünün 3. ayı olduğunu" hatırlatarak dayanışma gösteren herkese teşekkürlerini sundu. Zafer Cömert ise "Avrupa kapılarında hak aramak zorunda kalmalarının içlerine sinmediğini ama buna mecbur bırakıldıklarını" söyledi.


15:51 Aileler ve avukatlar dosyayı AİHM'e verdiler. Çıkışta aileler ve kurumlar adına Avukat Kazım Bayraktar bir açıklama yaptı. İç hukuk sürecinin tükendiğini belirterek AİHM'e başvuru zorunluluğunun doğduğunu ifade etti. Her şeye rağmen Türkiye'de de davaların ısrarlı takipçisi olunacağının altını çizdi. Gösterinin arkasından hep birlikte Alevi Kültür Merkezi'ne geçildi.
15:15Kurum temsilcileri, aileler ve avukatlar başvuru dilekçelerini vermek için AİHM binasına girdiler. İçeri girilmeden önce heyet adına Taksim Dayanışması'ndan Mücella yapıcı bina önünde toplanmış kitleye kısa bir açıklama yaptı. Konuşma "Bedel ödedik, bedel ödeteceğiz!", "Her yer Taksim, her yer direniş!" sloganlarıyla sık sık kesildi. Bina önünde şu anda yaklaşık 250-300 kişilik bir kitle var. Almanya başta olmak üzere diğer ülke ve kentlerden katılımcılar gelmeye devam ediyor.
14:30 AİHM'e başvuru yapmak için Strasbourg'a giden aileler, avukatlar, Türk Tabipler Birliği Konseyi, Taksim Dayanışması, İHD ve ÇHD temsilcileri bir basın açıklaması yaptılar
Basına ve Kamuoyuna,
Taksim Gezi Parkı’nda 27 Mayıs 2013 tarihinde başlatılan kaçak inşaat nedeniyle tarihi ve doğal değerimiz olan parkı ve ağaçları tahrip eden hukuksuz ve kaçak uygulamayı durdurabilmek için çabalayanlara uygulanan hukuksuz polis şiddetin ardından; “sağlıklı kentleşme ve yaşanılır kent” talebi, ülkenin milyonlarca yurttaşının daha fazla özgürlük ve daha fazla demokrasi talebiyle birleşmiş; GEZİ PARKI ile simgeleşen ve bütün ülkeye yayılan toplumsal bir duyarlılık ortaya çıkmıştır.
Ülkenin her yanında polis şiddetine karşı yükselen barışçıl gösterileri şiddetle bastırma yolunu tercih eden siyasal iktidarın talimatlarıyla, emniyet güçleri tarafından ülkenin her yanında halka karşı acımasız ve hukuksuz bir şiddet uygulanmaya başlanmıştır. Kimyasal maddeler, plastik mermi ve tazyikli su sıkma araçlarını öldürücü bir biçimde kullanarak meydanlarda toplanan milyonlarca insanın üzerine doğrudan saldırılmış,binaların içine dahi kimyasal gaz bombaları atılmıştır. Bu şiddet nedeniyle yedi gencimiz hayatını kaybetmiş, yaklaşık 8 binden fazla yurttaş polisin saldırısı sonucunda yaralanmış, 14 yurttaşımız gözünü yitirmiştir. 4 bine yakın kişi gözaltına alınmış, yüzden fazla kişi tutuklanmıştır. Gözaltına alınan kadınlara karşı yaygın bir biçimde taciz suçları işlenmiştir.
Taksim Gezi sürecinde tüm dünyanın tanık olduğu gibi binlerce yılın uygarlığının izlerinin harmanlandığı ülkemizde halklarımız demokrasi, barış, sevgi ve hoşgörü ile doludur. Şiddeti ve savaşı isteyen ve besleyenler tüm dünyada olduğu gibi küresel egemenlerin işbirlikçisi olan iktidarlardır. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi başta olmak üzere evrensel insan haklarının yoğun ve yaygın biçimde ihlali ve iç hukuktaki tıkanma süreci bizleri konuyu uluslararası platformlara taşımak zorunda bırakmıştır.
Bu nedenle başta Uluslararası Af Örgütü olmak üzere Türk Tabipler Birliği Konseyi, Taksim Dayanışması, İnsan Hakları Derneği, Çağdaş Hukukçular Derneği ve ilgili kurumlar tarafından sürec ve polis şiddeti hakkında raporlar hazırlanmış ve bu raporlar Avrupa Konseyi ve Parlamentosu bünyesinde ilgili komisyon ve gruplara sunulmuştur.
Ayrıca, uygulanan polis şiddeti ve hak ihlalleriyle ilgili şikâyetlerin soruşturulması sırasında iç hukuk yolları; siyasal iktidarın, emniyet güçlerinin ve yargı kurumlarının engellemeleri sonucunda işlemez hale getirilmiştir. Ethem Sarısülük ve Ali İsmail Korkmaz davaları dışında hiçbir polis ifadeye bile çağrılmamış, diğer ölüm ve yaralanmaların failleri dahi tespit edilmemiştir.
27 Mayıs 2013 tarihinde demokratik protestolarla başlayan yeni siyasal süreçte iç hukuk yolları üç kapsamda etkisiz hale gelmiştir:
1- Genel olarak Türkiye'de hızla artış gösteren insan hakları ve sözleşme ihlallerine karşın iç hukukta sonuç alma oranı büyük ölçüde (neredeyse yok denecek düzeye) düşmüştür.
2- Polislerin ve diğer kamu görevlilerinin uyguladıkları şiddet, işkence ve kötü muamelelerin konu edildiği soruşturma ve dava süreçlerinde etkili sonuç alma oranı sürekli olarak çok düşük kalmıştır.
3- Özel olarak Ethem Sarısülük, Ali İsmail Korkmaz ve Abdullah Cömert’in öldürülmeleri ile ilgili soruşturma ve dava süreçlerinde iç hukukun işlevsiz hale geldiği kesin bir biçimde açığa çıkmıştır.
İç hukuku etkisizleştiren en temel unsur ise siyasi iktidarın polis şiddetini özendirici tavrı ile yargı üzerindeki, şiddetten sorumlu idari yetkilileri ve polisi koruma ve cezasız bırakma yolundaki otoriter baskısıdır.
Bizler yukarıda kısaca açıklanan olgular ve zorunluluklar nedeniyle ilgili davaları, iç hukuk yolları tüketilmeden Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'ne taşımak üzere bugün başvurularımızı yapıyoruz.
Gezi Parkı süreci için, ev baskınları, keyfi gözaltı, çıplak arama, zorla parmak izi, kötü muamele, polis fezlekesinden iddianame; taraftar grubundan, üniversite öğrencisinden ve meslek odasından “terör örgütü çıkarma” gibi darbe dönemi yöntemlerine başvurmaları demokrasi ve evrensel insan ve çevre hakları açısından kabul edilemez bir hale gelmiştir. Daha da ileri gidilerek, ülkemizde açıklanan son “Demokrasi Paketi”nde evrensel haklar açısından son derece kritik kararlar alınmış, ifade özgürlüğü ve demokratik taleplerimizi dile getireceğimiz her türlü toplantı ve gösteri yürüyüşü polisin iznine bağlanmıştır.
Bizler toplum olarak öncelikle sorunları, talepleri ve beklentileri algılayan ve çözüm üretmeye dönük adım atan bir yönetim anlayışı yerine, demokratik tepkileri krimalize eden, herkesi suçlu, terörist ilan ederek ülkemizi polisiye güvenlikçi yöntemlerle çözümsüzlüğe doğru götüren çabalardan endişe duymaktayız.
Bu bağlamda dünyadaki herkesi ve öncelikle de ilgili kurumları, bu temel insanlık ve çevre hakkı arayışı mücadelesini, politik ve ekonomik çıkar çatışmaları alanından çıkartmaya, “hukuka, demokrasiye ve insan haklarına” saygı göstermeye ve bu konuda bizlere destek olmaya davet ediyoruz…
10 Ekim 2013
TAKSİM DAYANIŞMASI
İNSAN HAKLARI DERNEĞİ
ÇAĞDAŞ HUKUKÇULAR DERNEGİ
ETHEM SARISÜLÜK AİLESİ ve AVUKATI
ALİ İSMAİL KORKMAZ AİLESİ ve AVUKATI
ABDULLAH CÖMERT AİLESİ ve AVUKATI