Bu konsept, seçimlerle birlikte AKP açısından giderek netleşen toplam stratejinin Kürdistan’daki izdüşümüdür
Günler öncesinden “açıklandı, açıklanıyor” çığırtkanlığıyla pazarlanan 4. “demokratikleşme paketi”, burjuva devletin “süreçle” hangi niyet üzerinden ilişkilendiğinin yeni bir sağlaması oldu.

Öncekiler bir yana bu defaki sağlama, sürecin devam edip etmeyeceği açısından kritik bir yerde duruyordu. Çünkü bu paket, Kürt siyasal hareketiyle rejim arasında yürütülen görüşmelerde ciddi bir tıkanmanın yaşandığı koşullarda açıklandı. Zaten bu tıkanma nedeniyle paketin açıklanması da sürekli ertelendi.
Tıkanmanın diğer konular bir yana esas olarak Rojava üzerinden yaşandığı malum. Kürt ulusal hareketinin Rojava’daki tartışılmaz inisiyatif ve konumunun rejim açısından en ciddi karın ağrılarından birini oluşturduğu açık. Rojava’nın Kürt ulusal hareketinin kazandığı inisiyatifin merkezinde durduğu da… Rejim açısından Rojava’daki inisiyatif ve enerji, bunun tüm Kürtler için ifade ettiği anlamlar Kürt politikasının geleceğini belirleyen bir korkunun sembolü oluyor. Kısacası Rojava, taraflar açısından kolay çözülemeyecek bir düğümdür!
Sayısız düğümün içinde en büyüğünü oluşturan Rojava düğümü nedeniyle süreç rejimin niyetini açıkça dillendirmekte beis görmediği bir şekilde bitmiş oldu. Paket bu gerçeğin resmi teyidi oldu. Nitekim Öcalan’ın kardeşiyle yaptığı son görüşmeden de anlaşılıyor ki pakette Kürt tarafının hiçbir inisiyatifi olmadığı gibi, haberi de yok! Kısacası paket Öcalan’ın da deyimiyle “devletin, hükümetin kendi paketidir!”.
Zaten içeriği de bir konsepte göre belirlenmiş. Bu konsept, seçimlerle birlikte AKP açısından giderek netleşen toplam stratejinin Kürdistan’daki izdüşümüdür: AKP, Kürdistan’da da sadece kendi tabanını hedefleyen bir politikaya doğru çekiliyor.
Burjuva devlet “süreç” ile Kürt siyasal hareketini beklentiye sokarak en azından bir süreliğine edilgen bir konumda tutmak; bu arada elini güçlendirdiği oranda da onun bu edilgenliğini kapsamlı bir çözülmenin vesilesi kılmak istiyordu. Anlaşılan o ki bu umudunu şimdilik, onun zayıfladığı /fiziken ve moral açılardan gerilediği başka bir bahara erteliyor.
Paketle, bir taraftan “ya tutarsa” diyerek geniş Kürt kitleleri içinde kısmi de olsa umudu canlı tutacak bir ağ atıyor; bir taraftan da -ve asıl olarak!- seçimlerde, dindar ve aynı zamanda AKP etkisine daha kolay gireceğini düşündüğü Kürt kesimlerinin oylarını garantiye almaya oynuyor.
Paketten hemen önce radikal dincilerin Amed’de yaptıkları “Andımız kalksın” eylemlerini de düşününce paketten çıkan o en göz kamaştırıcı yanılsamanın bile kerameti daha kolay anlaşılır. Kaldı ki ulusal hareketin yörüngesindeki kesimlerin çocukları Kürt illerinde bu andı yıllardır fiilen okumuyorlar zaten!
Aynı şekilde anadilde eğitimi halen “bölücülükle” kodlarken, paketle özel okullara servis etmesi de böyledir. Bunun açık tercümesi, AKP etrafında palazlanan Kürt sermayesi ve uzantıları, çeşitli sınıf ve kesmlerden onların etkisinde kalan toplumsal yelpaze; azımsanmayacak bir etki alanına sahip olan cemaat ve tarikatlara el sallamaktır.
Kısacası bu paket bir seçim paketi olduğu kadar, seçimde hedeflenin kitlenin ve esasında rejimin Kürt politikasının sınırlarının de deşifrasyonudur. Hedef kitle arasında Kürt ulusal hareketinin yörüngesindeki Kürt işçi ve emekçiler, burjuvazinin çeşitli katmanları yoktur. Onlar “ya tutarsa” kabilinde gözetilmiştir! Aslolan rejimin tarihsel Kürt fobisiyle; Kürt ulusal hareketinin tarihsel ve bölgesel kazanımlarının yarattığı kıskaç hali içinde ulasal özelemleri ehlileştirmek, en güdük sınırlarda tutacak şekilde denetim altında tutmaktır.
Bu açıdan da rejmin bırakalım Kürtlerin varlığını Anayasal düzeyde kabul edip, kolektif kimlikleriyle tanımayı; AB şartlarına uygun kısmi bir yerel özekliğin bile lafzını etmemesi, aslında bunu esneyeceği en son sınır olarak elinin altında tutmaya devam etmesi katedilecek yolun da uzunluğunu gösteriyor.
Kürt halkını bölmenin, karşı karşıya getirmenin güdüldüğü bu siyasetin nirengi noktasını da giderek netleşen sınıfsal dinamikler oluşturuyor! Tek başına anadilde eğitim sorununa yaklaşımı bile bunun açık ifadesidir. Zengin Kürt, ulusal özlemlerin en başatı olan anadilde eğitim için parayı bastırarak geleceğin Kürt burjuva elitini, yöneticilerini, bürokrasisini yaratacak; yoksulsa dili Kürtçe olan bu okullarda eğemen ideolojiyle şekillenen bu kadroların yürüteceği mühendislik faaliyetleriyle sisteme özümsenecek!
Sonuçta ne olursa olsun bu paket bir gerçeği bir kez daha aydınlatarak son derece hayırlı bir işlev gördü. Gerek Kürt siyasal hareketinin burjuva kesimlerinin dar ufuklarını bir kez daha teşhir etmesiyle, gerekse bu sistemde, bu tarihsel koşullarda ulusal sorunun burjuva demokratik çözümünün en güdük biçiminin bile mümkün olmadığını göstererek… Sistemin katılaşmış sınırları bölgesel gerçekler, nesnel zorunluluklar içinde esnemek zorunda kalsa da; bu esneme on binlerce canın dökülen kanı pahasına olsa da, Kürt ulusal sorununun nihai çözümü mümkün değildir! Bu ancak Kürt işçi ve emekçileriyle Türkiye ve bölge proletaryasının birleşik mücadelesiyle gerçekleşebilir, sosyalizm savaşının bir yan ürünü olarak!..
[Alınteri'nin baskıya hazırlanan Ekim sayısından alınmıştır]