İşbirlikçilik gereği zorlanan İsrail'in yardımına koşulacak imzalanan "Stratejik Vizyon Belgesi" bunu emrediyor
Türkiye, çatışmaların iyice büyüdüğü ve işgalci ABD'nin sıkışma yaşadığı Afganistan'daki asker sayısını arttırarak tugay boyutuna yükseltti.
Şimdilerde ise Erdoğan, iç ve dış medyada “Türkiye Başbakanı” sıfatı ile Lübnan'a gönderilecek olası “Barış Gücü” içine katılabilineceğini açıklıyor. Ama bir şartla; “ateşkeş ilan edilirse.”
“Barış gücününe katılabiliriz” böyle konuşuyor Erdoğan. Duyan da sanır ki Erdoğan kendi gidip, siyonist İsrail'in işgal ordusunun karşısına dikilecek. Oysa “büyük Ortadoğu'nun küçük Türkiye'sinin başbakanı” özetle “İsrail işini bir an önce bitirsin ve çekilsin, biz Hamas ve Hizbullah'ın füzelerle İsrail'i vurmasını engelleyecek, Lübnan'daki Filistinlileri silahsızlandıracak güç olarak üzerimize düşeni yaparız” demeye getiriyor.
Elbette, bu açıklıkla ifade edecek değil. Stratejik ortağı siyonizmin, Türkiye işçi sınıfı ve emekçi halklarının gözünde ne olduğu ortada. Erdoğan bu sebeple bu açıklıkla konuşamaz. Ama işbirlikçilik gereği zorlanan İsrail'in yardımına koşarak Hamas ve Hizbullah'ın silahsızlandırılması, Filistin'in özgürlük mücadelesini söndürmenin kirli aracı olmaktan da kaçamayacak. Altına imza atılan “Stratejik Vizyon Belgesi” bunu emrediyor.
Türkiye devleti Lübnan ve Filistin halklarını gerçekten düşünseydi, İran'ın göndermek istediği ilaç ve gıda yardımı için hava sahasını açardı. Ya da tahliye edilen TC vatandaşlarını ve Batılıları taşıyan Türkiye bandralı gemiye İsrail ordusu tarafından ateş açıldığında gemideki askerler cevap verirdi.
Amerika, İsrail ve hempaları Ortadoğu'yu hallaç pamuğu gibi atıp, halkları bir kez daha kanla bölerek sınırları yeniden çizerken bu emperyalist politikaların korunmasını da Türkiye yapacak.