Cuma, 25 Ekim 2013 (13 yıl 1 hafta önce)
Demir leblebi yutkunuyorum / Ethem'in (e) hali
Semih Erelvanlı
Ondört gün önce ben birini öldürdüm. Aramızda beş metre vardı yoktu. Sıktım kafasına dokuz milimetreliği. Tanımadığım bir herifin. Ama şimdi: Kızoğlan kız nişanlımdan bile iyi biliyorum onu. O Allahsızı.
Ondört gündür karakola gelen ne kadar gazete varsa tek tek sayfa sayfa karıştırıyorum. O imansızın adını fotoğrafını bulana kadar içim rahat etmiyor. Hiç bi haberi kaçırmamalıyım onunla ilgili. Çok merak ettiğimden değil. Eşşşek cennetini boylamasını hak etmediğini düşündüğümden hiç değil. Etti. Hem de sapına kadar. Her yerde çıkmış görüntüleri, bütün millet söylüyor: Ay yıldızlı bayrağımızı yakanların arasındaymış. Üstelik banka camlarını taşlayanların, fıskiyeleri parçalayanların.
Böyleyken bile o adamı bi türlü çıkaramıyorum aklımdan. Nefret ediyorum bi boka değmez birini unutamamaktan. Nefret.
Vakti zamanında, hayatından süslü Necla'yı silmiş adamım ben be! Gel gör ki adını öğrendiğimden beri, bu kitapsız yapıştı kaldı kafama. Allah günahımı affetsin; ama durmadan dua ediyorum: Kendi adımı bilmesem, hatırlamasam bi daha. Böylece onun adı da uçar gider belki. Gider mi? Keşke. Keşke. Hiç değilse sadece yüzünü hatırladığım günlere dönebilsem. Bil ki, buna da razıyım Allah'ım.
Şimdi her gece, bu demirci ustasını düşünmekten kurtulayım diye elli tane dolap çeviriyorum. Bilmem kaç kardeşinin ıncığını cıncığını, babasının bi deri bi kemik hallerini... Ama en çok o kırmızı tabutuna anası sarılıyor ya, gürül gürül ağlıyor ya, onu silmek istiyorum gözlerimin önünden. En çok onu. En çok.
“
Boşver” diyor karakoldakiler, “
dünyada her gün milyon tane adam geberiyor”. Ama onları ben gebertmiyorum ki. Daha önce söylemiş miydim: Bu benim, haşa sümme haşa Azrail'i olduğum ilk adam.
Gerçi Azrail Aleyhisselam birinin canını alırken, suretinin nasıl göründüğünü bilir mutlaka. Ama insanoğlu bilmez, bilemez. En fazla, o birinin halleri kalır havsalasında.
Kenan komiser sapsarı tavşan dişleriyle anlatır dururdu: Elektriği dayadığı sabiler, son dakikalarında hıçkırığa tutulurmuş. Kız gibi akıttıkları yaşlardan gözleri görünmez, gövdeleri taş gibi kasılır kalırmış.
Ne var ki bir gün dahi, kendinin ne halde olduğundan bahsetmezdi.
Ama ben kendimi izledim, izliyorum. Hem de her gün.
Her akşam.
Her gece.
Essalatü hayrün minen nevm. (
*)
Sonra.
Kendimi ekranda ilk defa izlemiş olsam da, anında anlamıştım. Bendim işte. Nasıl da ardı ardına taş yağdırıyor Allahsızlar. Milim oynamıyorum yerimden.
Gelmeyin üzerime. Gelmeyin diyorum. Gelmesenize lan.
Geliyorlar.
Kolumu ileriye uzatırken kırıyorum dirseğimi. Muhtarın kızının sepetindeki kırmızı elmayı aşırıyormuşum gibi.
ÇEKiyorum. VURuyorum. Havayı.
ÇEKiyorum. VURuyorum. Bi havayı daha.
Bembeyaz bi şey düşüyor.
ÇEKiyorum. VURuyorum. Onu.
Kurşun kafasına değdiğinde nasıl bi ses çıkıyor duyamıyorum. Beynine saplanıp kaldığında...
“
Adamı beyninden indirmeyi severim ben,” derdi Kenan komiser. “
O sırada hangi düşünceler geçiyorsa aklından, tam ortasından vurmayı...”
Ben onun hangi düşüncesini vurdum acaba?
Kırmızı elma avucumun içinde işte. Başlıyorum tabana kuvvet koşmaya. Dönmüyorum arkama. Dönmem. Korktuğumdan değil. Hiç değil. Babasının aslan oğluna kim ne yapabilir be, öyle di mi ya?
Ama o yere kapaklanmış. Pattadanak. Kareli mavi gömleği varmış üzerinde. Var üzerinde.
Lanet olsun. Parmaklarımı sanki şeytanlar yönetiyor. Gidiyor geliyor. Onun fotoğraflarını buluyor.
Şuna bak: Ayakta durmuş, dalmış gitmiş. Gözlerini kısarak nereye bakıyorsun lan? Bana mı dikleniyorsun öyle, sadece bana? Sanki öleceğine bakıyorsun. Hasssiktir ordan.
Geç.
Hah şöyle. Anca nasırlı ellerine bakarsın sen. Bak. Bak. Tahtalıköy'ü boylamışsın da ne halt yiyeceksin, bilmiyorsun, işte öyle üzgün üzgün bak.
Geç.
Vay, pozlara hele pozlara. Yaslanmış bi GeÜÇe, ne marifet ne marifet. Peygamber ocağında kime nispet yapıyorsun artist?
Geç.
Sakallısın.
Yine sakallı.
Geç.
Hep sakallı.
Kapat.
Zavallı anacığım kalkmış. Kapıyı vurmadan giriyor içeri.
“
Ramazan'da içme bari kurban olduğum, en büyük günah. Hadi yat uyu, ay battı batacak.”
Kucağına yatırsa, okşasa saçımı uyurum sanıyor. Bilmiyor ki bi küçük devirmezsem kapanmıyor gözlerim.
Söylemeye yüzüm yok. Ben artık rüya görmüyorum. Bi tutam kabus bile...
Evrensel Kültür
(
*) Namaz uykudan hayırlıdır.