28 Ekim'de Adliye önünde gözaltına alınan direnişçi uygulanan şiddet ve tehditleri anlattı
28 Ekim'de Ankara'da Ethem Sarısülük'ün duruşması için desteğe gelen, saldırıya uğrayan ve gözaltına alınan bir direnişçi ile yapılan röportajı yayınlıyoruz:
Alınteri: Merhaba seni tanıyabilir miyiz?
A.K.: Merhaba, 25 yaşındayım, öğrenciyim. Ankara Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde Alman dili ve edebiyatı üzerine yüksek lisans yapıyorum.
Alınteri: Ethem yoldaşın katili Ahmet Şahbaz'ın yargılandığı 28 Ekim’de sen de Adliye önündeydin. Öncelikle bu ‘yargılama’ süreciyle ilgili ne düşünüyorsun?
A.K.: Öfkeyle karışık gülüyorum, aslında bir tiyatro oynanıyor. Düşünsenize katil Şahbaz ilk mahkemeye peruk, takma bıyık ve kaşla geldi. 2. duruşmaya getirilmedi bile. Böyle bir yargılama sistemi kabul edilemez. Biz Ethem’in katilinin bu şekilde bir hukuk anlayışıyla yargılanamayacağının farkındayız. 28 Ekim’de bu nedenle mahkeme önündeydim ben. Ethem’in davası aslında toplumun tüm kesimlerinin sahiplenmesi gereken bir dava. Ancak bu davanın yeterince sahiplenilmemesi rahatsızlık verici.
Alınteri: Ahmet Şahbaz'ın sözde yargılandığı mahkemeden çıkan kararı ve ardından polisin Adliye önüne gelen kitleye saldırmasını nasıl değerlendiyorsun?
A.K.: Adliye'nin önünde faşizmin kolluk güçleri Ethem’in davasını sahiplenmeye gelen insanlardan intikam almak istedi. Resmen öldürmek için saldırdılar bize. Orada sadece gençler yoktu yaşlılar, çocuklar engelliler de vardı. İnsanlara bu şekilde öldüresiye saldırmak bu devletin faşizme doğru yol aldığını gösteriyor. İnsanların bu zulme, bu haksızlığa ve hukuksuzluğa duyarsız kalmaması gerektiğini, tepki göstermesi gerektiğini düşünüyorum. Sadece Ethem’in katiliyle ilgili verilen karar değil. Adliye önünde Ethem’in sahipsiz olmadığını göstermek için gelen insanlara bu şekilde saldırmaları onlarca insanı yaralamaları ve ardından hastanelere kadar girip gözaltına almaları kabul edilemez. Bu adaletsizliğin, faşizmin göstergesidir.
Alınteri: 28 Ekim'de sen de gözaltına alınanlar arasındaydın. O günü anlatır mısın?
A.K.: Polis müdahalesi esnasında biz bir grup arkada duruyorduk. Çok yoğun ve ardarda gaz bombası atıldı. Ben ve bir arkadaşım gazdan çok etkilendik arkadaşım bayıldı. Arkadaşımı Ankara Numune Hastanesi'ne götürdüm. Hastanede Adliye önünde yaralanıp getirilen başka arkadaşlar da vardı. Arkadaşım muayene edilirken hastane bahçesinde biraz temiz hava almak istedim. O sırada hastanenin ‘güvenlik’ şefi bizi ihbar etti. Daha sonra yirmi kişilik bir polis grubu bizi gözaltına almak için için hastaneye girdi. Benimle beraber onsekiz kişi gözaltına alındı. İkisi 18 yaşından küçük olduğu için çocuk bölümüne sevk edildi. Olayla ilgisi olmayan bir refakatçiyi de aldılar.
Alınteri: Gözaltına alındığınız sırada neler yaşadınız? Sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldınız mı?
A.K.: Gözaltına alınırken bileklerimizi çok fazla sıktılar, direnenlere çok daha fazla şiddet uyguladılar. Ben de direnenler arasındaydım. Direnince daha çok sözlü ve fiziki şiddete maruz kaldım. Saçlarım çekildi. Karşı çıktım, “zaten gözaltındayım bu durumda ne yapabilirim” diye, “sen alışıksındır” diye ayrıca sözlü tacizde bulundular. Gözaltı sırasında hakaret küfür edildi “bunları döveceksin öldüreceksi”’ diye taciz ediyorlardı.
Arama sırasında bir kadın arkadaşımızı erkek polis aramaya kalktı arkadaşımız “kadın polis yok mu” diye bağırana kadar aramaya devam etti. Bir arkadaşımıza da ellerinde bulunan kaskla vurdular. Çantalarımız çok detaylı bir şekilde arandı. Daha sonra gözaltı otobüsüne alındık. Sözlü taciz otobüste de devam etti. Kendi aramızda konuşmamıza hatta gülümsememize dahi karıştılar. Bizi tehdit etmek için onu bile bahane ettiler. Kimi arkadaşlarımıza plastik kelepçe taktılar. Ardından sağlık kontrolünden geçirilmek üzere Ankara Gazi Hastanesi'ne götürüldük. Orda da muayene adına hiçbir şey olmadı sadece darp edilip edilmediğimizi sorup gönderdiler.

Polisin baskı ve tehditleriyle ilgili çarpıcı bir olay da yaşadım. Hastanedeyken başım çok ağrıyordu yanımda bir kadın polisle beraber dışarı çıkmama izin verdiler. Kadın polis Ethem’in davasına neden geldiğimi sordu. Ben de “adalet için geldim” dedim. “Eee geldiniz de adalet yerini buldu mu” dedi. “Ethem’e yapılan çok doğruydu, Ethem bunu hak etti. Siz sokakta olduğunuz sürece sizin de başınıza aynı şey gelecek” diye tehdit savurdu. “Siz özgürlüğünüz için sokakta olduğunuzu söylüyorsunuz sevgilinizle ele geziyorsunuz daha ne istiyorsunuz” dedi ve ekledi: "Siz kandırılmışsınız, biz sizi gazlıyoruz, para alıyoruz ama siz gazlandığınız halde para almıyorsunuz”.
Ankara İl Emniyet Müdürlüğü'ne götürüldük. Orada ilk önce fotoğraflarımız çekildi, yan profil dahil. Bir arkadaşımız direndi diye iki erkek polis zorla koluna girerek fotoğraf çektiler. Karakolda darp edilmedik ancak tehdidin yine biri bin para. Tehdit ve sözlü taciz devam etti.
Alınteri: Gözaltı süresince polisin sözlü- fiziki şiddetle ve tehditle sizi baskı altında tutması, duruşmanın ardından hukuksuzluğun gözaltında da devam ettiğini gösteriyor. Bu durum sizi nasıl etkiledi?
A.K.: Gözaltındayken bütün baskı ve tehditlere rağmen moralimizi yüksek tutmaya çalıştık. Çok kızgın ve öfkeli olmamıza rağmen moral bozukluğumuzu yansıtmadık. Karakolda ifade vermeyeceğimizi, savcılıkta ifade vereceğimizi söyledik. Avukat talep ettik. Çağdaş Hukukçular Derneği’nden avukatlar geldi, onlarla görüşmemize izin verildi. Avukatlar soğukkanlı olmamız gerektiğini, ellerinde bizi tutuklayacak bir delilleri olmadığını söylediler. Daha sonra nezarethaneye götürüldük. Nezarethane bize tam tersine iyi davrandılar. İyi polis kötü polisi oynadılar resmen. Orada da verilen yemeği yemedik. Geceyi orada geçirdik sabah saat 10:00 civarında savcılığa götürüldük.
Alınteri: Neyle suçlandınız, savcılıkta neler yaşadınız?
A.K.: Yasadışı eyleme katılmak, kamu malına polis aracına zarar vermekle suçlandık. Polis anonsundan sonra neden Adliye önünden ayrılmadığımızı sordular. Polis anonsunu duymadığımızı söyledik. Zaten hepimiz canımızın derdindeydik ve hiçbirimiz şiddet olayına karışmamıştık. Biz Adliye'de arka taraftaydık. Bize saldırdıklarında polis aracına yaklaşamamıştık bile.
Savcılıkta önümüzde yine polisler dizilmişti, başta biraz sert müdahale ettiler. Sonrasında daha rahat oldu. Avukatlarla görüştük, konuştuk. Olayla alakası olmayanlar serbest bırakıldı. Diğer ondört arkadaş daha sonra serbest bırakıldık.
Alınteri: Haziran İsyanı'yla beraber hükümetin aldığı kararlardan biri de üniversitelere polisin alınması oldu. Bir üniversite öğrencisi olarak alınan bu karar sence neyi ifade ediyor?
A.K.: Bunları üniversitelerde kurulan forumlarda tartışıyoruz. Arkadaşlarımızla konuşuyoruz. Hiçbir şekilde polisin kampüslerimize girmesine izin vermeyeceğiz. Polisin kampüse girmesi demek aylardır bu devletin halk üzerinde uyguladığı faşizmin kampüsümüze, dersliklerimize girmesi demek. Üniversitedeki Ethem'lerin katledilmesi demektir. Devletin kampüslerimizde terör estirmesine izin vermeyeceğiz.
Alınteri: Son olarak eklemek istediğin bir şey var mı ?
A.K.: Bu baskılar bizi yıldıramayacak, mücadeleye devam edeceğiz. Hem Ethem ve adalet için hem yaşam alanlarımız ve özgürlüğümüz için mücadeleye devam edeceğiz. Ülkemizi bu faşist zihniyete teslim etmeyeceğiz!
Alınteri: Teşekkür ederiz
A.K.: Ben teşekkür ediyorum.